Ruhun mu ateş yoksa o gözler mi alevden?
9/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2021 01:14
Kitabımız olacakların habercisi gibi duran bir Uygur masalıyla başlıyor. Bu masalda Burkay isimli yüzbaşı; parlak bakışlı, ay yüzlü, yeşil gözlü, peri gibi birine Açığma-Kün'e tutulur. Onun uğrunda evdeşini kurban eder. Buna rağmen Açığma-Kün Burkay'a, ızdıraplar içinde kıvrılan yüzbaşıya, "Seni seviyorum." demez. Ancak o da Burkay öldükten sonra ızdıraplardan kurtulamaz. Tanıştıkları çam ağacının altında bahar olup çiçekler açtıkça Burkay'ın ruhu "Izdırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun?" diye inlese de Burkay'ın ilahlaştırdığı kız Burkay gibi yanıp yakılsa da ona "Ben de seni seviyorum." demez. Yıllar da akıp gider. Ana karakterimiz Selim Pusat'a değinelim önce. Yüzbaşı Pusat, hayatın anlamının askerlikte olduğunu ve onun dışındaki her şeyin boş olduğunu düşünür. Bu düşünce, onun en kutsal saydığı askerlikten atılmasına neden olacaktır: Çünkü o, en mükemmel kumandanların kırallıklarda yetiştiğini düşünür ve bu düşüncesi ortaya çıkınca da yargılanıp rütbeleri sökülür. Onunla aynı şekilde yargılanan arkadaşı Şeref "Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum." diyerek intihar eder. Selim ise onu hayata bir şekilde bağlayan karısı ve oğlunun varlığıyla yaşamaya devam eder ancak öncekinden farklı olarak bir ruh gibi. Pusat'ın üstüne yapıştırılan vatan hainliği yaftası, karısı Ayşe'yi de etkiler. Çevresindeki insanlar ona farklı bir gözle bakar, ikiyüzlülüğün tüm hünerlerini gösterirler. Ancak Ayşe'nin dediği gibi dünyadaki herkes kötü ve vefasız değildir. Ayşe'nin okula gittiğinin ilk günü üç öğrencisi, adeta çevrelerine meydan okuyarak onu karşılarlar. "İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir." demişti Selim. O karikatürlerden kaçarak Şeref'in mezarına ve Çamlı Koru'ya atıyordu kendini. Bir gece vakti Çamlı Koru'da ahenkli, hiç duymadığı şekilde şiir okuyan bir esrarlı bir kadın sesi geldi. Yanına ise isminin anlamı " karanlık gece" olan Leyla. Tarih öğretmeni, aynı zamanda da Ayşe'nin eski öğrencisi Leyla Mutlak ismi ne zaman anılsa Pusat'ın kalbi güm güm atıyordu. Pusat, Leyla'ya zamanla aşık olmuştu. Selim'in orada karşılaştığı, Leyla'nın peşini bırakmayan kılıksız ve çirkin Yek var bir de. Bu şahıs Leyla tarafından şeytan diye nitelendirilmişti. Selim'in karşısına Doktor Selim Yek, iş arkadaşı Osman Fişer gibi farklı kılıklarda çıkıyor, onun düşüncelerini etkiliyor veyahut Selim'in bilinçaltında yer alan, ifade etmekten çekindiği şeyleri yüzüne vuruyordu. Farklı bir açıdan bakmak gerekirse bu kılıksız herif, Selim'in bilinçaltının bir yansıması da olabilir. Onun "ışık kızlar" olarak adlandırdığı, Ayşe'nin o çok sevgili üç öğrencisi geldi sonra ziyaretine. Onların içinden birisi vardı ki diğerleri kadar güzel olmasa da Selim'e daha çekici gelmişti. Sanki çok eskiden beri tanıyordu onu. Anlamı günışığı olan Güntülü'ydü bu kız. Şeref ise Selim' in asker yanı gibi. Onu bu yaşadıklarına karşı sarsan, asker ruhunu hatırlatmaya çalışan birisi. Kalbinden sızan kanlar da Selim'in ızdıraplarını anımsattı bana. Leyla ve Güntülü. Belki de Atsız tarafından kitabın ağır sembolizmine uygun olarak tek bir kişiyi veya duyguyu temsil ediyorlar: Selim'in aşkını. Kitapta Leyla'yı gördüğümüz zaman aralığı gece iken Güntülü'yü gündüzleri görüyoruz. İsimlerinin anlamlarını da düşününce böyle bir fikir belirdi kafamda. Mahkeme sahnesi ise nefsi mücadelesinin en üst noktasıdır. Selim tüyler ürpertici bir kalabalıkla; meleklerin, filozofların, peygamberlerin, tarihi şahsiyetlerin yargıçlığıyla suçlu bulunur. Suçu ise yasak aşktır. Kendisiyle benzer bir kaderi yaşamış fakat intihar etmiş olan Moğol Yüzbaşı Kubudak'la vuruşur. Bu dövüşü Selim kazanırsa haklı olduğunu kanıtlayacaktı. Vuruşma Çamlı Koru'da olacaktı. Orada Kubudak'tan başka, Selim'in bilinçaltıyla birlikte kötü yanını da temsil ettiği Yek, Selim'in asker yanı ve sağduyusu olan Şeref ve Prenses Leyla'nın nişanlısı da bahtiyarlığına gölge düşürdüğü için karşıdındaydı. Orada beliren beşinci bir kılıçlı ise bütün bu felaketleri yaşamadan önceki Harp Akademisi öğrencisi Selim Pusat'tı. "Aslında sen nefsinle vuruşacaksın" demişti ona. Vuruşmuştu ama nefsine yenilmişti. Aşka yenilmişti. O askerlik duygusunu, bir zamanlar kendisi için hayatın yegane anlamı olan askerlik ruhunu yüreğinden söküp alan ve orayı zapteden aşka yenilmişti. İşte Yüzbaşı Burkay'la kaderi burada kesişmişti. Burkay'ın Açığma-Kün'ü ona nasıl ızdırap üstüne ızdırap, keder üstüne keder çektirdiyse Yüzbaşı Pusat'ın Güntülü'sü de onu kurtarmayı seçmedi. Elindeki suyu verse Pusat ölmeyecekti. Aslında ölüp ölmemesi de Pusat için pek bir anlam taşımıyordu. Çünkü bütün benliğini Güntülü' ye teslim etmişti. Çünkü Güntülü'nün çehresi onun uğrunda ölüm hazzı veriyordu. Çünkü Güntülü, öldürüyorken de vururken de güzeldi. Nasıl Açığma-Kün, Tanrı' nın Yüzbaşı Burkay'a bir cezasıysa Güntülü'de o cezanın Yüzbaşı Selim Pusat'ta tecelli etmiş haliydi. Ruh Adam mutlak seviyordu onu, bundan kaçamamıştı. Psikolojiyi, aşkı, tarihi harika bir üslupla harmanlayıp Türk edebiyatına böylesine bir şaheser hediye etmiş bulunan Atsız'a teşekkürü bir borç bilirim.
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
·
81 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
👏👏👏