·266 syf.····Okunma: 06 Nisan 2021 11:51 Cesur Yeni Dünya'nın ütopya mı yoksa distopya mı olduğu hep konuşula gelmiştir. Kimisi ütopya der, kimisi distopya..
Din yok...
Evlilik yok..
Anne baba olmak yok...
Sevgili olmak yok...
Ama ne var bakıyoruz:
Aşırı baskı, şartlandırma, duygulardan ve hislerden arındırılmış robotlar...
Benim için ütopya gibi başlayan kitap distopya olarak bitti. Çünkü distopya otoritedir, baskıdır, kontroldür!
Bizim derdimiz zorla olan evliliklerdi..
Bizim derdimiz zorla empoze edilen din eğitimi...
Bizim derdimiz istemediği halde çocuk sahibi olma durumu...
Bizim derdimiz birinin malıymışçasına sahiplenilmek...
Yani bunları kendi kararlarımız dışında uygulamak!
Sürekli mutluluk, sürekli sağlıklı olma durumu, sürekli eş değiştirmeye zorlanmak, aile olmak isterken olamamak...
Nasıl ki zorla evlilik, zorla verilen dini eğitim, zorla kurulan aile kurumunun insanlar üzerinde negatif bir etkisi varsa, tam tersini isteyen kişilerin de bu haklarını elinden alınırsa aynı negatif etki yaratılmış olunur. Hangi toplum vardır ki ya da hangi insan, baskı altında huzurlu ve mutlu yaşamıştır?
Kitapta da gördüğümüz gibi robotlaşmış bir nesil, sürekli sosyalleşmesi gereken, cinsel hayatları takip edilen, mutsuz olmasına izin verilmeyen, mekanik bir toplum yaratılmış. Ama yine aynı kitapta insanların mutsuz olmaya da, sevgili olmaya da, çocuk sahibi olmaya da, istiyorlarsa dini inancı içinde yaşamaya da ihtiyaçları olduğunu görüyoruz.
Çok net kurallar getirip, bu şekilde yaşayacaksın demek, diktatörlüktür. Hiç kimse kendi hayatı üzerinde seçim yapamaz herkes dayatılan kurallara uymak zorundadır demek zorbalıktır.
Bırakın isteyen evlensin, istemeyen ilişki bile yaşamasın.
Bırakın isteyen heteroseksüel isteyen homoseksüel olsun.
Bırakın dini eğitim almak isteyen alsın, almak istemeyen almasın.
Bırakın isteyen tek eşli, isteyen de çok eşli olsun.
Bırakınız isteyen istediği gibi yaşasın.
...
Siz hukuk sisteminizi adaletli olarak ayarlayın da bırakın kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın.