·124 syf.····Okunma: 02 Nisan 2021 00:45 Yaşar Kemal’dan okuduğum 2. kitaptı ve hakkında bir sürü olumlu yorum duyduğum için almadan önce hiç tereddüt etmemiştim. Ama üzülerek söylüyorum ki beklediğimi pek bulamadım.
Mahmut Han’ın atı Ağrı Dağı’nın eteklerindeki köylerden birinde yaşayan Ahmet’in evinin kapısına gelir. Töreler ve inanışlar yüzünden paylaşılamayan bu at ile başlayan destan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar ve Ahmet’in aşkını konu alır.
İlk 50 sayfasında aslında fena ilerlemiyordu hatta keyifle okuyordum ama bir süre sonra o kadar bunalttı ki beni, bitsin de artık başka kitaba geçeyim umuduyla devam edebildim. Yazarın masalsı, bol betimlemeli ve kendine has bir anlatımı var fakat olay örgüsü sizi sarmadığında pek de keyifli gelmiyor bu anlatım. O yüzden sonlara doğru kitap beni iyice yordu, baya sıkıldım.
Kitabı 4 kelimeyle özetle deseler bir at iki inat derdim. Ne atmış arkadaş. İlginç ve bana saçma gelen gelenekler vardı ki aslında tüm kitap bu geleneklerin uygulanmasıyla ilerliyor. Yok işte at kimin kapısına gelirse onundur geri vermez, bir erkek bir kızı kaçırdığında başka bir eve sığınırlarsa o evin sahibi onları kızın babasına teslim etmez gibi anlam veremediğim törelerdi bunlar.
Beni duygusal anlamda etkileyebilen tek kişi Memo oldu. Gerçekten üzüldüm, kitabın en hüzünlü karakteriydi bence. Gülbahar’a da Memo’dan istediği şeyler yüzünden çok kızdım o kadar kötü sonuçları oldu ki bu isteklerinin sırf kendi mutlu olacak diye bir başkasının acı çekmesine göz yumabilmesinin hiç kabul edilir tarafı yoktu. Sebebini bilmem ama Gülbahar ve Ahmet’in aşkı da bana pek geçmedi.
Uzun lafın kısası kitap hakkında ne hissettiğimi bilmiyorum. Ne sevdim ne sevmedim, okumasam eksikliğini hissetmezdim. Yazara da devam eder miyim ondan da çok emin değilim. Kitabı sevenler var elbette ama bana pek hitap etmedi o yüzden kararı size bırakıyorum.