Bu kitaba, önceki kitaptan (Gece Yarısını İki Geçe) farklı olarak iki hikaye daha eklenmiş. Kütüphane Polisi ve Güneş Köpeği.
İlk hikaye Umacılar, bana bir film sahnesini hatırlattı yine. Yanlışım varsa nasılsa Gizem beni düzeltecektir, değil mi?
Los Angeles – Boston seferini yapan uçakta 29 numaralı uçağa binen yolcular uykuya dalıyorlar ve uyandıklarında çok farklı bir dünyayla karşılaşıyorlar. Bu benzer kurgudan dedim acaba “Sefer 42” filmi mi esinlendi. Sürekli kafamda bu fikir dönüp dolaştı. Tabi onlar farklı bir dünyaya geçiyorlar ama fikir açısından bir benzerlik de yok değil şimdi.
Gizli Pencere hakkında ne söylesek az. Bir adam evliliğini bitirdikten sonra kapısına gelen birinin ‘Hikayemi Çaldın’ demesinin akabinde neler yaşıyor, bunu göreceğiz aslında.
Kütüphane Polisi biraz karışık gibi dursa bile ilginçtir. Bir adam başkasının yerine konuşmak zorunda kalır ve çok başarılı bir konuşma yapar. Bu başarısını borçlu olduğu kitapları unutunca da asıl hikaye başlayacaktır.
Güneş Köpeği ise Kevin’a on beşinci yaşında alınan bir fotoğraf makinasında oluşan bozukluk hikayesidir. Bu bozukluk ise her resimde görülen tuhaf şekillerden ibarettir. İlginç olan ise bu resimlerin gittikçe yakınlaşmasıdır.
Tabii bizler yazarın kitaplarında daha çok tek bir romanın örgüsüne alıştığımız için çok fazla hikaye olunca da birkaç tane olunca da o aradığımız tadı tam olarak alamıyoruz. Dürüst olmak gerekiyor. Gene de iyi bir romandı diyebilirim. Keyifli (!) okumalar dilerim..