Puan vermedi·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Nisan 2021 01:24 Ben bu türü çok sevdim!
Nedir büyülü gerçekçilik? Uzun uzun anlatamam, tam olarak vakıf olabildiğimi düşünmüyorum henüz ama kısaca; gerçek zaman diliminde ve mekânda, aslında gerçek olmayan olayları, nesneleri gerçekmiş gibi gösterip, bunu olağan sayıp, hayatına da gayet normal bir şekilde devam etmek, gerçeği ve gerçeküstünü harmanlamak. Saçma olduysa affola ama şimdilik anladığım budur.
Büyülü gerçekçilikle ilgili çok meşhur bir yorum var, David Punter;
“Eğer bir hayalet kahvaltı masanıza oturur ve siz de dehşete kapılıp, korkarsanız bu korku-fantastik olur. Ancak hayalete, şu reçeli uzatabilir misin? derseniz büyülü gerçekçilik olur. Siz böyle dedikten sonra hayalet, benim büyükannem çok güzel soğan reçeli yapardı der; siz de buna karşılık, saçmalama soğanın reçeli yapılmaz derseniz bu da büyülü gerçekçi olur.”
Sanırım bu biraz daha anlamlandırıyor, gerçek olmadığını biliyoruz ama bu, fantastikteki gibi bambaşka bir alemde değil, bizzat yaşamımızın içinde.
Kitaba gelecek olursak, bu anlatım çerçevesinde 9 güzel öykü var. Horozlarda bir yaşama isteği, Yunusta ölümün nefesini enselerinde hissedenleri, Kediler ve Dördüncüde yaşamın sıradanlığını görüyoruz. Her hikâyede bir yok oluş, ölüm dikkat çekiyor. Her yerde kediler çıkıyor karşımıza -buna değinmeden edemedim- ki bir noktadan sonra özellikle ona göre okumaya başladım, niye buna takıldım bilmiyorum bu kadar. Horozlarda bir kedi, Hadide daha başlarken bir kedi, Yunusta kapı açılır içeri girer bir kedi, Kediler diye başlıca bir öykü var zaten, hınzırlar tavanda uçuşuyorlar, sağa sola saldırıyorlar…
Dedik ya büyülü gerçekçilik, kediler tavanda uçuyor, hayali kartlarla poker oynanıyor… Olaylar arası bir kurgu, örgü yok gibi ama kime ne! Gariplikler içinde kaybolmak değil mi zaten güzel olan, anlayamamak tekrar tekrar okuyup ben ne okudum şimdi?? demek
Yazar bu kitabı 23 yaşında yazmış, böylesine karışık, derin bir eser için şaşırmamak elde değil; üstelik harika bir anlatım ve dil bakımından zenginlik var öykülerde.
Büyülü gerçekçilik kavramı 1930 lı yıllarda Latin Amerikada doğmuş, Avrupada da daha da gelişmiş. Marquez, Borges gibi yazarların yanında edebiyatımızda da örnekleri mevcut tabii ki. Hasan Ali Toptaş’ın bazı romanlarını örnek verebiliriz bu kapsamda (Gölgesizler, Beni Kör Kuyularda okuduklarım mesela). Güldiyar’ın taş gözyaşları az şey miydi Allah aşkına! Yine Puslu Kıtalar Atlasını da örnek verebiliriz ki zaten İhsan Oktay Anar’ın tüm kitaplarında bunun sıkça görüldüğü söylenir.
Son olarak denilebilir ki yahu hiç İshak’tan bahsetmedik. Naçizane öyküyü okuyup hemen son paragrafın altına yazdığım dörtlüğü -ki hiç böyle şeyler adetim değil- ekleyip bitireyim; artık ne kadar etkilediyse beni…
Kediler, kuşlarla boğuşurken içi
Halbuki kendimizdik dalaştığımız
Aylı gecede bir İshak gözler bizi
Sonu hep ölüm mü bu yaşadığımız?