·
Okunma
·
Beğeni
·
1.479
Gösterim
Adı:
İshak
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800788
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İshak
İshak
“Bir sürü ölmüş kedi ile bir arada yaşamayı seveno eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne yarar var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır. Öyleyse rahatça giyinebilir, sokağa çıkabilirim.”

O’nun artık saçları uzamıyor. Ama okuyanın içindebir bıçak yarası gibi derin izler bırakan öyküleri,geçmiş yıllardan gelip gelecek yıllara uzanıyor. Yılların kapıları İshak’a hep açık kalacak.

(Tanıtım Bülteninden)
Onat Kutlar, Türk Şair, Yazar, Sinema ve Fikir Adamı yazıyor biyografisinde. 59 yaşında terör saldırısı sonucu öldürülene kadar bütün bu dallara katkıda bulunmuş elinden geldiği kadar. Bakarsınız hayatına, şu anki konumuz 23 yaşında Gaziantep'den İstanbul'a geldikten sonra yazdığı ilk kitabı, 9 öyküden oluşan İshak.

İlk önce İshak'la tanışmamı sağlayan kitaptaki öyküleri anımsatan rüya gibi incelemesiyle tabula rasa 'ya ve kitap hakkında yaptığı yorumları doktora tezi boyutuna ulaşan Metin T. 'ye teşekkürlerimi sunarak başlayayım incelemeye.

Anladığım kadarıyla öncelikle içindeki öykülerle olmasa da üzerine yapılan olumlu eleştirilerle kült statüsüne ulaşmış bir kitap bu. "Güney Amerikalılar yapıyor da bizimkiler neden yapamıyor"a cevap olarak “Daha Marquez Büyülü Gerçekliğin ne olduğunu bilmiyorken, 23 yaşında yazmış bu kitabı” diyor eleştirmenlerimiz-(Fethi Naci). Sürreal edebiyat var bir yerde- farklı tabii, Ama ben Sait Faik'in bazı öykülerini kafamda bu akıma uydurdum sürrealdan çok, cahillliğimden.

Peki ne büyülü gerçeklik, o çok bilinen reçel isteyen hayalet tanımından farklı olarak? Bence bir çocuğun ya da yaşlı bir kadının hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı dünyasını örnek gösterebiliriz. Farklı şeyler de olabilir tabi, ama ben büyülü gerçeklik içeren kitap/filmlerde korkutucu şeyler gördüğümü hatırlamıyorum fazla. (Gerçi Pan'ın labirenti sıkıntılıydı biraz kabul etmek lazım)

Onat Kutlar'ın bu kitabında da bazı öykülerde gerek anlatımdan, gerekse olaylardan sanki bir rüyanın içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama çoğunda bu rüya karabasan oluyor. Kötücül bir şeyler var bu hikayelerde, ama bağlıyor sizi kendisine her kötü şey gibi. Şu alıntı mesela, #32126239 -bencil kediler, kuşlar filmini hatırlatıyor insana biraz.

Kitabın başında Onat Kutlar'ın 1977 yılında ikinci baskı için yazdığı önsöz var. Bazı incelemelerde hikayelerden daha iyi olduğu söyleniyor ki, buradaki anlatım, kitabın hikayesi gerçekten güzel. Buradan yazarın diğer deneme kitaplarını da okumam gerektiğini anlıyorum. Yalnız bu önsözden sonra, hikayelerde “küçük, alçakgönüllü kesitler”, yazarın çocukluk gençlik yaşamından bölümler bulacağımı düşünürken bambaşka şeylerle karşılaşıyorum.

Hayır, o söylenilen büyülü gerçeklik değil beni şaşırtan. Üslubu öncelikle, betimlemeler ya da metafor kullanımları olağanüstü. #32232377 ya da #22706502 gibi alıntılarda tutuluyorsunuz yazarın diline. Kullanılan kelimelerin tam yerinde olduğunu görüyorsunuz , daha uygun olamayacağını biliyorsunuz , fazladan bir söze gerek kalmadığını anlıyorsunuz. Yani benim yaptığım gibi konuştukça konuşmuyor Onat Kutlar. Kısa ama vurucu hikayelerle etkiliyor insanı.

Üslubu anlattık, ya kurgu. Hayır, havada şeyler yok hikayelerde, olan bir şeyler var. Durum hikayeleri değil, onlarca sayfa betimleyip sonuçta bir şey vermeyenler gibi hiç değil. 7-8 sayfada kurguluyor hikayeyi. Okuyorsunuz, bir şeyler anlıyorsunuz. Kafanızda soru işaretleri oluşuyor, tekrar okuyorsunuz – başka bir şey fark ediyorsunuz. "Yoksa şöyle miydi? "diyorsunuz, tekrar okuyorsunuz, başkasıyla konuşuyorsunuz. Yani bitmiyor hemen hikayeler, yaşatıyorlar kendilerini daha sonra içinizde. Netlik, kesinlik arayanlar karşı çıkabilirler belki ama kötü bir şey değil kesinlikle bu söylediğim.

Bazı hikayelerde gerçekten Marquez'vari bir sıcaklık varken, bazılarında Poe'nun nefesiyle ürperiyorsunuz sanki. Ama kitabın sonunda düşündüğünüz tek şey var: “Ben neden bugüne kadar ıskaladım bu kitabı”. Her açıdan zamanında kendisine verilen değeri hak ediyor bu kitap şu an nispeten unutulsa da.

Peki ne yapmamız gerekiyor; bir yerden başlamak gerek tabii. İlk önce kitap gibi kısacık ama aynı seviyede değerli olan bu incelemeyi (#22780326) okuyup bir şeyler hissedip hissetmediğinizi sorun kendinize. Bu soruya cevabınız evetse, YKY'nin 72 sayfalık 4. baskısı halen satılmakta. Alıp sindire sindire okuyun kitabı. Daha sonra tekrar okuyacaksınız zaten. Kitap bittikten sonra da, https://1000kitap.com/rastafaryan_papaz 'ün Onat Kutlar'a ithafen yazdığı 23 hikayesine göz atabilirsiniz. (#31885227) O da bu kitaba girebilecek kadar güzel bir hikaye çünkü.

Kendisini 23 yıl önce kaybetmiş olsak da geç kalmış sayılmazsınız. Bilinmeyi, okunmayı hak eden birisi Onat Kutlar.
İshak uzun zamandır aradığım bir eser. Aradığımı unuttuğum bir anda karşıma çıktı ama hep bir yerlerde duruyormuş diyeceğim inanmayacaksınız, okuyana kadar belki. Öyküler, ama neyin öyküsü, hayır belirsiz, kesintili değil aksine net serüvenler. İfade etmekte zorlandığım imgelemi testerenin keskin, tırtıklı yüzeyine bıçağın insafına bırakmakta gönüllü olup olmamakta. Sayfaları çevirdikçe, bu hikayeleri yüzlerce kez okudum dedim kendime. Sonra kafama dank etti. Soyunmak gibi bu. Bedenlere bakıp 'ne var hepsi aynı ' der ama iş soyunmaya gelince son parçalarda tıkanıp kalır insan. "mahremiyet" işte sizi bağlayan bu. yazarın kaleminin tadına doyulmaz yönü. Hangi hikayeye girse onun kelimelerini tanırsınız böylece. Durun daha bitmedi. Cesaret konusunda pek atak davranamayacağınızı sezmiş gibi organlarınıza göz diker yazar; boğazınızı tıkayan adem elmanıza belki. Nişan alır ve tam isabet... Konuşarak ne çok anlatamadık kendimizi
Belki biraz susmalıyız bu hikayelerin içinde. Nefesimizi yazara teslim etmeli kavalının iç burkan tınısına kapılıp fareli köyüne İshak'ı, at cambazlarını, dördüncüyü, kepçe kızı, Yunus'u tanımak için uğramalıyız.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.373 Oy)19.145 beğeni43.648 okunma3.025 alıntı184.053 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.596 Oy)8.877 beğeni28.882 okunma844 alıntı140.427 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.766 Oy)13.485 beğeni34.731 okunma3.475 alıntı146.921 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.329 Oy)9.292 beğeni25.798 okunma1.849 alıntı119.525 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.054 Oy)6.406 beğeni16.917 okunma2.947 alıntı86.528 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.449 Oy)3.945 beğeni13.045 okunma1.250 alıntı53.379 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.495 Oy)8.087 beğeni22.934 okunma846 alıntı90.424 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (3.154 Oy)3.371 beğeni15.070 okunma831 alıntı46.851 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.4/10 (1.176 Oy)984 beğeni3.032 okunma1.282 alıntı21.966 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.014 Oy)5.431 beğeni17.434 okunma1.012 alıntı60.546 gösterim
** Biraz araştırma, biraz yorumlama **

“Avcının iyisi uçarı vurur. İyi öykücü akıp giden zamanın ritmine, onu durdurmadan kalemini uydurandır.“

–Onat Kutlar


Bu kitap, 50 kuşağı öykücülerinden, aynı zamanda bir fikir adamı ve sinemacı olan Onat Kutlar’ın bir eseridir. Öyle sıradan bir eser değil ha! İlk yayınlanmasının üstünden yaklaşık 60 yıl geçmiş. Ve bu kitap Türk Edebiyatı’nda “büyülü gerçekçilik” akımında üretilen öncü örneklerden biridir.

Onat Kutlar’ın öykü kitabı İshak için Fethi Naci’nin sözleri bu açıdan önem taşımaktadır: “Onat’ın yaptığını Márquez yapınca buna ‘büyülü gerçekçi’ diyorlar. Marquez’in adını bile duymadığımız yıllarda ... yirmi yaşlarında Onat Kutlar, Türkiye’de, büyülü gerçekçiliğin (O yıllarda bu terim de bilinmiyordu!) ilk örneğini veriyordu” [3]

Peki ama nedir bu büyülü gerçeklik? Uçan cadılar, kaynayan kazanlar, cinler periler mi?

Kitabi tabir ile :”Büyülü gerçeklik, içinde büyülü öğeleri barındıran, gerçeklik anlayışı içerisinde, düşsel/gerçekdışılık ile gerçekçiliği birbirine bağlayan akımdır.”[1]

David Punter’in yorumu ise oldukça açıklayıcı: “Eğer bir hayalet kahvaltı masanıza oturur ve siz de dehşete kapılıp, korkarsanız bu korku-fantastik olur. Ancak, “Ah bir hayalet, şu reçeli uzatabilir misin?” derseniz büyülü gerçekçilik olur. Siz böyle dedikten sonra hayalet, “Benim büyükannem çok güzel soğan reçeli yapardı” der; siz de buna karşılık “Saçmalama soğanın reçeli yapılmaz” derseniz büyülü gerçekçi olur.”[1]

Peki benim düşüncem nedir?

Bence büyülü gerçeklik içeren öyküler/romanlar, güzel harmanlanmış bir sigara gibidir. Gerçek ile düşsel ögeler öyle orantılı birleşmiştir ki, okurken hangisinin gerçek, hangisinin düşsel olduğunu kavramazsınız. Üstelik bunu sorgulamazsınız bile. Kendi bildiğiniz gerçeklik yargılarını bir kenara bırakır, kendinizi yazıya teslim edersiniz. Ve bu yazı sonrasında sizde bir boşluk, bir afallama oluşur:”Ulen noldu şimdi? O kuş gerçek miydi yoksa hayal mi?” dersiniz. “Yoksa sadece bir imge miydi?”... Hayata artık o büyülü gözlükten bakarsınız. Böyle bir illet/nimet tir benim gözümde. :)

Kitapta bulunan dokuz öyküde bu dediklerimi iliklerinize kadar hissedebilirsiniz.

Yazım olarak okuyucuyu çok zorlamıyor ama derinliği de yadsınamaz. Betimlemeler gayet yerinde ve kelimeler tasarruflu kullanılmış. Müsrifliğe mahal vermemiş. Zaten cümlelere birkaç kelime daha ekleseymiş, sanırım şahane bir et suyuna bulgur pilavına, bir kazan soğuk su katmak gibi olurdu. Kıvamında leziz büyülü bir pilav var bu kitapta.

Öykülerde hakim olan his, zamansızlık. Bazen belirsiz bir zamanda geçiyor, bazen de zaman, ağza dahi alınmıyor. Biraz da bu yüzdendir her hikaye sonunda şaşırmamız.

İlkin “İshak”ı okudum, peşine “Çatı”yı. Sonra “Dördüncü” adlı öyküde beni nakavt etti Onat Usta. Çünkü adamlar hayali kartlarla poker oynuyordu bilader! Ve bunu nedense çok normal karşıladım okurken. Lise yıllarında, okulda pişpirik kağıtları yasak olduğu için, ben de aklımdan böyle bir yöntem geçirmiştim. Gelgelelim, o kadar hafıza bizde nerede?

Öte yandan nahif birisi Onat Kutlar. Çocuklar gibi şen sanki yazarken. Kitabın önsöz başlangıcına bakıp buna vardım:

“Yeniden giriyorum yazıya. Ülkeme, çocukluğumun kentine döner gibiyim. Kağıtların ak denizine, esinlerle ürperen çayırına harflerin, anlamın derin vadilerine, kitapların kalabalık sokaklarına… Doyulmaz bir rahatlık, güven. Kendi dilimi konuşuyorum çünkü. Küçük bir kaygı yok değil. Müsrif oğlunu nasıl karşılayacak yazıların piri?”

Bu adama saygı duruşunda bulunmayıp ne yapacaktım? Üslubunu örnek aldığım bir yazarı anmanın en anlamlı yolu, onu bir öykü ile selamlamaktır diye geçti aklımdan. Üstelik “İshak” öyküsünü okuduğumda, bu fikir iyice filizlenmişti ve şu öyküyü yazabildim ancak:

23: #31885227

“Ama ben, ne kendi kitaplığımda bile kalmamış olan “İshak”ı yeniden bastırmayı düşündüm, ne de arada yazdıklarımı yayınlamayı.
Antep’te Fırka Bahçesi’nde, hatmilerin arasındaki bir masada birlikte oturduğumuz Ülkü Tamer istemeseydi gene de kolay kolay razı olmazdım.”

Buradan Ülkü Tamer’e de bu iknası için sonsuz teşekkürü bir borç bilmeliyiz. O gün o masada konuşulmasaydı, belki de ne bu yazı olurdu, ne de “İshak” diye bir kitap bu zamana kadar taşınırdı, kim bilir?

30 Aralık 1994’te Marmara Oteli'nin pastanesinde patlatılan bir bombayla ağır yaralandı ve kurtulamayarak 11 Ocak 1995’te hayatını kaybetti bu usta kalem.
İlk öykü kitabı İshak (1959) ile 1960 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazandı.[4]

Buradan kendisini tekrardan sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Bu kitabı da her okurun - özellikle öykü severlerin- okumasını diliyorum. Şimdiden keyifli okumalar. Esen kalınız.

Unutmadan, büyülü gerçeklik zehrini “İshak”ı tavsiye ederek damarlarıma zerk eden Metin T. ‘ye sonsuz sevgilerimi iletirim.

Referanslar :

[1]http://www.leblebitozu.com/...rleri-ve-alintilari/
[2]http://www.sabitfikir.com/...u-orneklerden-biri
[3]http://bilig.yesevi.edu.tr/...r/2405-published.pdf
[4]https://www.insanokur.org/onat-kutlar-in-hayati/
Okuyan herkesin farklı anlamlar ve bambaşka tatlar çıkartabileceği öyküler bunlar. Burada sadece yazarın giriş öyküsü olan “Horozlar”ı kabataslak ele aldım. Aksi halde her bir öykü için öykünün kendisinden daha uzun bir öykü çıkarılabilirdi. Birkaç cümleye bir haydutluk yapmış bir yazarın, kibarca vurgunudur bu diyebilirim. Kendi adıma metaforu ve araya yemlenmiş usta işi izahları yakalamaya çalıştım. Öküz altında buzağı aramaya kalkışmayan sade bir bakışla dahi okunsa keyif verecek yazarla ve öyküleriyle beni tanıştıran üstat tabula’ya selam ederim. (Öyküler içinde en beğendiklerimin ise “Kediler” ve kitaba ismini veren “İshak” olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.) Bundan gayri tek öykülük spoiler içerir.

Ve içsel bir sorgu başlar. Dünya ne idi? “Serseri rüzgârların çalkalayıp durduğu karmakarışık bir su yüzeyi! ” Ya kendisi? “Ağır bir taş!” Dinlenmek için ne yapardı büyükanne, “Dibe çökerdi.” “Kim bilir belki de bütün ömrü boyunca her şeye bu özgürlüğü düşünerek katlanmıştı. Gittikçe sevindi ve büyüdü içinden. Artık yağma yok diye geçirdi.” İstese yüzebilir, hatta suyun üstüne çıkabilir, kendini belli edebilirdi. Ama istemedi. “İstese elini yemeğe uzatabilirdi. Ama uzattığı anda bu üstünlüğünü kaybedeceğini biliyordu. Öbürlerine küçümseyen gözlerle baktı.”

“Yüz yıla yaklaşan ömrüne” ve “bunca değerli görünen bir yığın deneyine” kıs kıs gülüyorlardı. Ne de olsa artık bir bunaktı. İçinde büyüyen ne idi? Anlamak; zavallılığı: Yaşamın sürekliliği karşısında tek kişilik yaşantılara saplanmış ömürlerin acizliği. Neydi büyüyen sevinç; olsa olsa bir arzu, daha önce görülmemiş 'bir horozlanmak isteği!' Ama kime? Neden bu denli yakındı hissettiği duygu, “Sanki bir zamanlar horoz muymuş, yoksa horozların içinde mi doğmuş, yoksa bir gece düşünde bir horoza mı binmiş, yoksa erkek horozlar, dişi horozlar?.. Ne bileyim.” Uyanmak vaktidir şimdi, bir kez olsun kuşatan nesnelerden ve anlamaz, duvar gibi görüşlerden ayrışmak, bütünün oyununu bozmak, horozu uyandırmak…
“Horozları uyandırmak istedi. Tam bunu yapacaktı sedir gıcırdadı. Ve büyükanne aile çevresinin sert kalıpları içine düştü. Artık horozlan doğrudan doğruya uyandıramazdı. Bir yol bulmalıydı. Ama o kadar çeşitli yollar vardı ki, düşündü düşündü, sonunda en tuhafını en olağanı budur diye seçti.”
Neredeydi gerçekten? Biliyordu işte. Kavramıştı düzenin içinde saklanan saçmalığı. “Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.” Yıllara bölünmüş yaşantılar ve gerçeğe karışmış büyük menkıbeler. Bütün kapıların çıktığı oda aynıydı ve aynı küf kokusu her odada duyuluyordu; çürümek...
“Büyükanne fırsatın henüz geçmediğini düşündü. Yeniden, «Ö-örö-ööööl.» diye bağırdı. Çocuk şaşkınlıkla fırladı kalktı yerinden. «Niye ötüyorsun büyükanne be?» dedi. Kadın kocasının kulağına eğildi, «iyice bunamış.» dedi. Adam başını salladı. O anda büyükanne durumunu kavradı. Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.”

Hayır, asıl o kendisini ve dünyasını çürüten 'saat' ile alay ediyordu.
İshak, içinde bulut gibi bir şarkının dolaştığı, akşam güneşinin duvara kavun içi bir pencere çizdiği, rüzgarın elma yapraklarını, tozları ve bir muştu böceğini odaya doldurduğu o müthiş kitap! Her okuyanın kendine yakıştırmak için aradığı geçmişten bir şeyler bulabileceği öyküler var içinde. Yazarının daha yirmi üç yaşındayken bu kitabı yazdığı eli tutup öpmek isterdim. Benim kutsal kitabım.
İshak, karanlık ile aydınlığın, düş ile gerçeğin sarmal olarak birleşip yer yer ayrıldığı, yabancılaştığı ölçüde de birbirine yakınlaştığı, gencecik bir insanın hayallerinden, yüreğinden, acıları ile umutlarından parmaklarına dökülerek bizlere emanet bırakılmış bambaşka bir öyküler kitabı.
Bu kitap geçen hafta tesadüfen girdiğim bir sahafta çıktı karşıma, daha önce bir kaç kez adını görmüştüm ama ıskalamışım. Şu yaşıma kadar en az on kez okumuş olmak isterdim.

Onat Kutlar, bu kitabını, bir hukuk öğrencisiyken, 23 yaşında yazmış. Kitap 9 öykü içeriyor ve büyülü gerçeklik akımının dünyadaki ilk örneklerinden sayılıyor. Henüz 23 yaşındayken yazdığını ve daha 59 yaşında iken bir bombalı saldırıda öldürüldüğünü düşündükçe, bu öyküleri pamuklara sararak okumak istedim.

Her hikaye birbirinden güzel olsa da benim en sevdiğim öyküler Horozlar ve Çatı öyküleri oldu. Çok kolay metinler olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama öyle güzel "gibi"ler vardı ki bazı cümleleri defalarca okudum. İshak, benim için tekrar tekrar okuyacağım bir öykü kitabı kesinlikle. Her okuduğumda ayrı bir zevk alacağıma, daha iyi anlayacağıma da kesinlikle eminim.

Bugün Onat Kutlar'ın ölümünün 23.yıldönümü. Bu vesile ile de kendisini saygıyla anıyorum.

Herkese keyifli okumalar...
Onat Kutlar'ın 1950'li yıllarda yazdığı ve Türk Öykücülüğünde bir dönüm noktası sayılan İshak, yayımlanışının 50.ci yılı anısına Y.K.Y' ca özel numaralandırılmış (benimkisi: 0695) 3000 adet yeni baskısı yapılmıştır. Öykülerinde ahşap yapılı evlerin serinliği, taşlığında gün eksilten büyükanne, koşuşan kediler, incir ağacını mesken tutan sığırcık kuşları ve zamanı anımsatan horoz sesleri vardır. Yaşam, taşlıktan sokağa açılan kapının ötesinde tüm gürültüsüyle ve heyecanıyla okuyucuyu uzaklara sürüklemektedir. Üç kez aralıklarla okudum ve her okuyuşta farklı ayrıntılar yakaladım.
Biliyorum, bana huzur veren şey, seni sadece rahatsız edecektir. Sen bana deli diye bak. Her şey çözülür.
Kafam binlerce lirayı yanlış saydığını farkeden bir veznedarın kafası gibiydi.
Onat Kutlar
Sayfa 35 - A Dergisi Yayınları 1959 / "Kediler" adlı öyküden
Dışarıda gün pencereye değin alçaldı. Duvara kavuniçi bir pencere çizdi. Kavuniçi pencere ağır ağır döndü, duvarda yürüdü, köşeye geldi. Köşede gözün çevresinde önce düşük bir omzu, ince bir kolu, kolun altında koyunların çene kemiklerinden yapılmış küçük bir deveyi, sonra bütün o kurbağa gözlü küçük kızı aydınlattı.
Onat Kutlar
Sayfa 18 - "Hadi" oyküsü
Güz geliyordu. En iyi günler. Usul yağmurun altında dolaşsam şimdi.
Onat Kutlar
Sayfa 28 - A Dergisi Yayınları 1959 / "Çatı" adlı öyküden
Birdenbire ve hiç ummadıkları bir anda çok uzaklardan geçen bir geminin titrek ve belirsiz dumanını camın sağ kenarına çok yaklaşmış olarak yakalıyorlar, o küçük aralığı geçinceye kadar sonsuz bir zevk içinde gözleriyle sürüyorlardı. Gemi, yeşili solmuş çıtanın ardında kaybolunca üçü de deliksiz bir uykudan uyananların gülümser bıyıkları ile önce birbirlerine sonra saatlerine bakıyorlardı. Yelek ceplerinden çıkardıkları eski, şimendiferli saatlerine.
Onat Kutlar
Sayfa 46 - "Dördüncü" hikayesi
Dipteki kapıdan bir serinlik yaladı geçti ortalığı.
Aslanağızları biraz daha açıldılar. Bahçe musluğu şırıltıyla
akmaya başladı. Eski bir cami avlusunun, kenarlarını otlar
bürümüş bir mescit havuzunun sessizliği geldi, kıvrıldı, uzandı..
Kaç gün bilmiyorum; onunla birlikte kaldım. İlk günler belirli bir huzuru sürdürmenin sevinci içindeydim. Sonra bu sevinç zayıflayıp kaybolunca kendimi eski bir odada, acayip bir adam ve bir yığın bencil kediyle bir arada buldum. O zaman aramızdaki o şaşmaz ve anlaşılmaz ilişki kuruldu: Düşmanlık. Bu nasıl oldu bilmiyorum. ama galiba bir camın öbür yanına geçmek isteyen bir sineğin aslında camın öbür yanında olduğunu bilmemesi gibi bir şey. Onun o sonsuz çabası yok mu? Hala anlayamadım.
Onat Kutlar
Sayfa 41 - "Kediler" hikayesi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İshak
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800788
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İshak
İshak
“Bir sürü ölmüş kedi ile bir arada yaşamayı seveno eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne yarar var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır. Öyleyse rahatça giyinebilir, sokağa çıkabilirim.”

O’nun artık saçları uzamıyor. Ama okuyanın içindebir bıçak yarası gibi derin izler bırakan öyküleri,geçmiş yıllardan gelip gelecek yıllara uzanıyor. Yılların kapıları İshak’a hep açık kalacak.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 58 okur

  • Gül
  • Kübra A.
  • İclal

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%4.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0