·
Okunma
·
Beğeni
·
3.307
Gösterim
Adı:
İshak
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800788
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İshak
İshak
İshak
"Bir sürü ölmüş kedi ile bir arada yaşamayı seven o eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne yarar var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır. Öyleyse rahatça giyinebilir, sokağa çıkabilirim." O'nun artık saçları uzamıyor. Ama okuyanın içinde bir bıçak yarası gibi derin izler bırakan öyküleri, geçmiş yıllardan gelip gelecek yıllara uzanıyor. Yılların kapıları İshak'a hep açık kalacak.
120 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Onat Kutlar, Türk Şair, Yazar, Sinema ve Fikir Adamı yazıyor biyografisinde. 59 yaşında terör saldırısı sonucu öldürülene kadar bütün bu dallara katkıda bulunmuş elinden geldiği kadar. Bakarsınız hayatına, şu anki konumuz 23 yaşında Gaziantep'den İstanbul'a geldikten sonra yazdığı ilk kitabı, 9 öyküden oluşan İshak.

İlk önce İshak'la tanışmamı sağlayan kitaptaki öyküleri anımsatan rüya gibi incelemesiyle https://1000kitap.com/hergl 'ya ve kitap hakkında yaptığı yorumları doktora tezi boyutuna ulaşan Metin T. 'ye teşekkürlerimi sunarak başlayayım incelemeye.

Anladığım kadarıyla öncelikle içindeki öykülerle olmasa da üzerine yapılan olumlu eleştirilerle kült statüsüne ulaşmış bir kitap bu. "Güney Amerikalılar yapıyor da bizimkiler neden yapamıyor"a cevap olarak “Daha Marquez Büyülü Gerçekliğin ne olduğunu bilmiyorken, 23 yaşında yazmış bu kitabı” diyor eleştirmenlerimiz-(Fethi Naci). Sürreal edebiyat var bir yerde- farklı tabii, Ama ben Sait Faik'in bazı öykülerini kafamda bu akıma uydurdum sürrealdan çok, cahillliğimden.

Peki ne büyülü gerçeklik, o çok bilinen reçel isteyen hayalet tanımından farklı olarak? Bence bir çocuğun ya da yaşlı bir kadının hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı dünyasını örnek gösterebiliriz. Farklı şeyler de olabilir tabi, ama ben büyülü gerçeklik içeren kitap/filmlerde korkutucu şeyler gördüğümü hatırlamıyorum fazla. (Gerçi Pan'ın labirenti sıkıntılıydı biraz kabul etmek lazım)

Onat Kutlar'ın bu kitabında da bazı öykülerde gerek anlatımdan, gerekse olaylardan sanki bir rüyanın içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama çoğunda bu rüya karabasan oluyor. Kötücül bir şeyler var bu hikayelerde, ama bağlıyor sizi kendisine her kötü şey gibi. Şu alıntı mesela, #32126239 -bencil kediler, kuşlar filmini hatırlatıyor insana biraz.

Kitabın başında Onat Kutlar'ın 1977 yılında ikinci baskı için yazdığı önsöz var. Bazı incelemelerde hikayelerden daha iyi olduğu söyleniyor ki, buradaki anlatım, kitabın hikayesi gerçekten güzel. Buradan yazarın diğer deneme kitaplarını da okumam gerektiğini anlıyorum. Yalnız bu önsözden sonra, hikayelerde “küçük, alçakgönüllü kesitler”, yazarın çocukluk gençlik yaşamından bölümler bulacağımı düşünürken bambaşka şeylerle karşılaşıyorum.

Hayır, o söylenilen büyülü gerçeklik değil beni şaşırtan. Üslubu öncelikle, betimlemeler ya da metafor kullanımları olağanüstü. #32232377 ya da #22706502 gibi alıntılarda tutuluyorsunuz yazarın diline. Kullanılan kelimelerin tam yerinde olduğunu görüyorsunuz , daha uygun olamayacağını biliyorsunuz , fazladan bir söze gerek kalmadığını anlıyorsunuz. Yani benim yaptığım gibi konuştukça konuşmuyor Onat Kutlar. Kısa ama vurucu hikayelerle etkiliyor insanı.

Üslubu anlattık, ya kurgu. Hayır, havada şeyler yok hikayelerde, olan bir şeyler var. Durum hikayeleri değil, onlarca sayfa betimleyip sonuçta bir şey vermeyenler gibi hiç değil. 7-8 sayfada kurguluyor hikayeyi. Okuyorsunuz, bir şeyler anlıyorsunuz. Kafanızda soru işaretleri oluşuyor, tekrar okuyorsunuz – başka bir şey fark ediyorsunuz. "Yoksa şöyle miydi? "diyorsunuz, tekrar okuyorsunuz, başkasıyla konuşuyorsunuz. Yani bitmiyor hemen hikayeler, yaşatıyorlar kendilerini daha sonra içinizde. Netlik, kesinlik arayanlar karşı çıkabilirler belki ama kötü bir şey değil kesinlikle bu söylediğim.

Bazı hikayelerde gerçekten Marquez'vari bir sıcaklık varken, bazılarında Poe'nun nefesiyle ürperiyorsunuz sanki. Ama kitabın sonunda düşündüğünüz tek şey var: “Ben neden bugüne kadar ıskaladım bu kitabı”. Her açıdan zamanında kendisine verilen değeri hak ediyor bu kitap şu an nispeten unutulsa da.

Peki ne yapmamız gerekiyor; bir yerden başlamak gerek tabii. İlk önce kitap gibi kısacık ama aynı seviyede değerli olan bu incelemeyi (#22780326) okuyup bir şeyler hissedip hissetmediğinizi sorun kendinize. Bu soruya cevabınız evetse, YKY'nin 72 sayfalık 4. baskısı halen satılmakta. Alıp sindire sindire okuyun kitabı. Daha sonra tekrar okuyacaksınız zaten. Kitap bittikten sonra da, Li-3 'ün Onat Kutlar'a ithafen yazdığı 23 hikayesine göz atabilirsiniz. (#31885227) O da bu kitaba girebilecek kadar güzel bir hikaye çünkü.

Kendisini 23 yıl önce kaybetmiş olsak da geç kalmış sayılmazsınız. Bilinmeyi, okunmayı hak eden birisi Onat Kutlar.
80 syf.
Büyük bir boşluğu dolduracak kadar..
Ya da uçurum gibi bir boşluktan, uzadıkça uzayan simsiyah saçlarını savuracak kadar.
Soğuk kadar.
Rüzgâr kadar.
Korku kadar.
Düş kadar.
Yağmur kadar siyah..Simsiyah..

Bir ninenin tükettiği her şeyin tortusunda, yüzündeki çizgilerin en dip noktasında, zihninde uçuşan kuşların kanatları kadar zifiri siyah..

Ya da küçük bir kızın masum ürkekliğinde, anlamadığının bile farkına varamadığı, boyuna, ruhuna ve duygularına beş beden büyük gelen, acıtan..ama silikleşen ,sönen..
O küçük kızın alev alev yanan gözleri kadar siyah..Kızıl siyah..

Çürüyen mevsimlerin, pörsüyen arzuların, güçlenen tutsaklıklarin, yalnızlıkların, kokuşmuşluklarin küf yeşili rengine düşen..
Bir gülüşün çıldırtan korkunçluğundan daha siyah..Kurşuni siyah..

"Dokununca dağılan, uçan, kaybolan.." ,ürkek, hırçın, suskun, varla yok arası, tozlu seslere dönüşen,kedilerin tüyleri kadar siyah..
Gri siyah..

Bir yağmur damlasıyla ateşi sönen sigaranın uçup giden dumanı kadar siyah..
Efsuni siyah..

Kuşku gibi, öfke gibi, kekeleyen bir umut gibi, mantık gibi, kurnazlık gibi, insanlık gibi..kan gibi, ölmüş bir annenin gözleri gibi..siyah..Simsiyah..

Ta ki, öyle bir yere gelene kadar..;
"SABAH YIRTILDI.."
Hayır hayır!
Sabah oldu, değil.
Güneş doğdu, değil.
Gece yerini aydınlığa bıraktı, değil.
Öyle değil.
Tam olarak şöyle;
"Sabah yırtıldı.." !!!
Gözleri kör eden bir aydınlık bu.
Aydınlık mi dedim, değil aslında..
Bu aydınlık da siyaha dâhil..

Bir saatte bitirebileceğim bir kitabı, iki günde, her cümlede büyülenerek okudum. Bazı yerlerde takılı kaldım, devam edemedim, devam etmek istemedim.

Baştan sona başkaldırış öyküleri bunlar. Hem dönem, hem tarz hem de içerik olarak. Öyle avaz avaz değil hepsi, sustukça susanlar var aralarında.

Bilinçli ya da bilinçsiz, huzursuz, sıkıntılı, bunalımlı, toplumdan ve hatta kendi gölgelerinden bile kaçan bireylerin, sıradışı olduğu kadar insani de olan duygularının öyküleri.

Olay örgüsü bakımından durağan ve sınırlı, ama hissettirdiklerini sınırlamak çok zor.
Dili yalın gibi görünebilir. Her kelime kendi başına alışıldık, ama bütün olarak muazzam bir orijinalliğe sahip.

Her hikayede her şey çürüyor gibi. Sürekli bir arayış, kaçış, çırpınış var.
Fantastik öğeler içermesi bile kitabı simsiyah olmaktan kurtaramamış. Insanın zihninin, 'ben' inin içinde filizleniyor her kelime. Mekân da orası, zaman da.

Yazarın,henüz 23 yaşındayken bu eseri yazdığı düşünülürse, atmosfer ve temadaki bu muazzam ustalığı, betimlemelerinin zenginliği ve taa derinlere hitap edebilmesi kesinlikle takdire şayan.

Siyah..simsiyah bir kitap bu..



Keyifli okumalar..:)
118 syf.
İshak: Zaman Zaman İçinde

Anahtar Kelimeler: Onat Kutlar, İshak, Öykü, Kesit, An, Anadolu.

1950 Kuşağı’nın öykücü simalarından Onat Kutlar, güzel sanatlar, hukuk ve felsefe eğitimi almış çok yönlü bir sanat insanı. TRT için hazırladığı programları ve Ferit Edgü’nün “O” romanının uyarlaması olan “Hakkâri’de Bir Mevsim” filmi başta olmak üzere, yazdığı film senaryolarıyla bilinen Kutlar, Marmara Oteli’nin pastanesinde bir bombanın hedefi olana dek yazın ve basın hayatını, kurucu kadrosunda yer aldığı “a” dergisi, Cumhuriyet gazetesi gibi çeşitli oluşumlar çevresinde sürdürdü.

İshak, ilk defa 1959 yılında a Dergisi Yayınları tarafından basıldı. Kitap aynı zamanda Kutlar’ın basılan ilk öykü kitabı. İshak basılmadan önce Seçilmiş Hikâyeler dergisinde öyküler yayınlayan Kutlar’ın bu ilk öykü kitabı, 1960 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazandı. Kutlar’ın sinema ve öykü dışında şiir ve deneme dalında da eserleri var.

İshak, yayınlanışının 50. yılı dolayısıyla YKY tarafından 2009 ‘da 3000 nüsha olarak basıldı ve her bir nüsha numaralandırıldı. Elimdeki nüsha 1524 damgasını taşıyor. Kitabın sunusunu “Solistlerden oluşan bir koro:1950 Kuşağı” başlığıyla yapan Doğan Hızlan, Kutlar’ı ve 1950 Kuşağı’nı etkileyici bir üslupla takdim ediyor. Ayrıca kitabın 1977’deki ikinci baskısında yer alan Kutlar’ın ön sözü de 50. yıl özel baskısında. Kutlar yazınına ve İshak’a dair ilk elden tanıklık etme fırsatı veren ön söze, Kutlar’ın minyatür bir poetikası dense yadırganmaz.

İshak, Kutlar’ın 20’li yaşlarda yazdığı 9 adet öyküden oluşan hacimsiz ancak özgünlüğü ve derinliği göz ve zihin dolduran bir öykü kitabı. Kutlar’ın ifadesiyle “İshak, bir Anadolu kentindeki gerçeklerin ne yorumudur ne de sorunların çözümü. Küçük, alçakgönüllü kesitlerdir bu öyküler.” Gerçekten de İshak, bir Anadolu kentinde, Gaziantep’te, geçen anların betimlenişidir. Öykülerde yer verilen aksiyon bir cümleye sığabilecek kadar sıradan olsa da Kutlar’ın “zerreden şümusa” kadar an içinde var olan hiçbir şeyi atlamayan dikkati, sıra dışı betimlemeleri ve özgün hayal gücü, kesit öyküsü yazmanın hakkını veriyor ve İshak’a Türk edebiyatının içinde ayrı ve kalıcı bir yer hazırlıyor. Döneminde de hak ettiği değeri gören İshak, Doğan Hızlan’ın ifadesiyle “Iskalanmamış bir kitaptır.”

İshak’ın insanı insan, mekânı Anadolu’nun duvarları geyikli halılar kaplı odaları, yeni yıkanmış taş avlularıdır. Kutlar sanki, ön sözde yakındığı aydınların Anadolu’yu unutuşuna somut bir sitem gönderip “İşte Anadolu... Gerçeği budur.” diyor.

Anadolu’dan taşıp gelen bu 9 öykü, zamanın birkaç sayfa yazıda kafeslenerek muhafaza edilişi. Kutlar’ın yazın gücü “an”ı hakkıyla dillendirmeye o kadar yetiyor ki, bu öyküleri okuyan, kadranların ilerlemediğinden şüphe duymuyor.

İshak’ı kimler okuyabilir?

İshak’ı bir zamanlar Anadolu’da yaşamak isteyenler okuyabilir…
İshak’ı bir anın içinde memnun bir tutsak olarak yaşamak isteyenler okuyabilir…
İshak’ı halı kaplı duvarlara sırtını yaslamak isteyenler okuyabilir…
İshak’ı yorgun ayaklarını serin avlularda dinlendirmek isteyenler okuyabilir…


Not: Bu inceleme, beni Onat Kutlar’la tanıştıran İbrahim Bey’e… Teşekkürle…
80 syf.
·Puan vermedi
Onat Kutlar'ın 20'li yaşlarında yazdığı bu kitapta 9 öykü var. Anlatımına, diline ve kelime zenginliğine diyecek sözüm yok. Ancak sanki kurgulamada eksiklikler var. Ben biraz da gotik bir hava aldım hikayelerden.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okuyan herkesin farklı anlamlar ve bambaşka tatlar çıkartabileceği öyküler bunlar. Burada sadece yazarın giriş öyküsü olan “Horozlar”ı kabataslak ele aldım. Aksi halde her bir öykü için öykünün kendisinden daha uzun bir öykü çıkarılabilirdi. Birkaç cümleye bir haydutluk yapmış bir yazarın, kibarca vurgunudur bu diyebilirim. Kendi adıma metaforu ve araya yemlenmiş usta işi izahları yakalamaya çalıştım. Öküz altında buzağı aramaya kalkışmayan sade bir bakışla dahi okunsa keyif verecek yazarla ve öyküleriyle beni tanıştıran üstat tabula’ya selam ederim. (Öyküler içinde en beğendiklerimin ise “Kediler” ve kitaba ismini veren “İshak” olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.) Bundan gayri tek öykülük spoiler içerir.

Ve içsel bir sorgu başlar. Dünya ne idi? “Serseri rüzgârların çalkalayıp durduğu karmakarışık bir su yüzeyi! ” Ya kendisi? “Ağır bir taş!” Dinlenmek için ne yapardı büyükanne, “Dibe çökerdi.” “Kim bilir belki de bütün ömrü boyunca her şeye bu özgürlüğü düşünerek katlanmıştı. Gittikçe sevindi ve büyüdü içinden. Artık yağma yok diye geçirdi.” İstese yüzebilir, hatta suyun üstüne çıkabilir, kendini belli edebilirdi. Ama istemedi. “İstese elini yemeğe uzatabilirdi. Ama uzattığı anda bu üstünlüğünü kaybedeceğini biliyordu. Öbürlerine küçümseyen gözlerle baktı.”

“Yüz yıla yaklaşan ömrüne” ve “bunca değerli görünen bir yığın deneyine” kıs kıs gülüyorlardı. Ne de olsa artık bir bunaktı. İçinde büyüyen ne idi? Anlamak; zavallılığı: Yaşamın sürekliliği karşısında tek kişilik yaşantılara saplanmış ömürlerin acizliği. Neydi büyüyen sevinç; olsa olsa bir arzu, daha önce görülmemiş 'bir horozlanmak isteği!' Ama kime? Neden bu denli yakındı hissettiği duygu, “Sanki bir zamanlar horoz muymuş, yoksa horozların içinde mi doğmuş, yoksa bir gece düşünde bir horoza mı binmiş, yoksa erkek horozlar, dişi horozlar?.. Ne bileyim.” Uyanmak vaktidir şimdi, bir kez olsun kuşatan nesnelerden ve anlamaz, duvar gibi görüşlerden ayrışmak, bütünün oyununu bozmak, horozu uyandırmak…
“Horozları uyandırmak istedi. Tam bunu yapacaktı sedir gıcırdadı. Ve büyükanne aile çevresinin sert kalıpları içine düştü. Artık horozlan doğrudan doğruya uyandıramazdı. Bir yol bulmalıydı. Ama o kadar çeşitli yollar vardı ki, düşündü düşündü, sonunda en tuhafını en olağanı budur diye seçti.”
Neredeydi gerçekten? Biliyordu işte. Kavramıştı düzenin içinde saklanan saçmalığı. “Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.” Yıllara bölünmüş yaşantılar ve gerçeğe karışmış büyük menkıbeler. Bütün kapıların çıktığı oda aynıydı ve aynı küf kokusu her odada duyuluyordu; çürümek...
“Büyükanne fırsatın henüz geçmediğini düşündü. Yeniden, «Ö-örö-ööööl.» diye bağırdı. Çocuk şaşkınlıkla fırladı kalktı yerinden. «Niye ötüyorsun büyükanne be?» dedi. Kadın kocasının kulağına eğildi, «iyice bunamış.» dedi. Adam başını salladı. O anda büyükanne durumunu kavradı. Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.”

Hayır, asıl o kendisini ve dünyasını çürüten 'saat' ile alay ediyordu.
80 syf.
Dokuz öyküden oluşan bu kitapta yazar, diline aşina olmayan birini daha önsözden, anlatımındaki mükemmellikle yakalayıveriyor. Betimlemeleri ile olsun, "an"dan yakalayıp bize sunduğu karelerle olsun, anlattıklarını okurken gözümüzde rahatlıkla canlandırabiliyoruz. Bunda yazarın sinema ile iç içe oluşunun da payı büyük. Kısacık öyküler, sinema karelerine dönüşüveriyor birden bire ve kısacık bir "an" da olsa, o öyküye dahil oluyorsunuz. "Horozlar"ın büyükannesine kah gülüyor, kah acıyorsunuz, "Hadi"deki küçük kızın korkularına ortak oluyorsunuz, "Yunus"ta hastalık ve kasvet iliklerinize işliyor, "Çatı"da Güleç Osman'a kızıyorsunuz, bir şeyi yaparken aslında onu yıkıyor muyuz, bunun düşüncesine dalıyorsunuz, "Kediler"de o yabanıl hayvanlar ile ne yapacağınızı bilemiyorsunuz, "Dördüncü"de hayal ile gerçeği birbirine karıştırıp, nasıl da "hayat" denen oyunu sahnelediğimizi, elimizin büyük mü küçük mü olduğunu ya da ne zaman kartları açık oynamamız, ne zamansa kötü bir eli hayata, sağlam bir blöf ile yedirmemiz gerektiğini fark ediyorsunuz, "At Cambazları"nda çaresizliği, "İshak"ta gizemi, "Kül Kuşları"nda ise acıyı tadıyorsunuz. Öykülerde bozkırı, taşrayı, zorlu yaşamları iyiden iyiye hissediyorsunuz. Bunda o coğrafyayı görmenin, o coğrafyayı yaşamanın veya hiç olmazsa o coğrafyaya karşı gözünü kapamamış olmanın etkisini hissediyorsunuz. Bu açıdan yazar, gerçekten de güzel bir iş çıkarmış.

Kitaptan yaptığım tek alıntıda da değindiği üzere, yurdum aydınlarının (!), burunlarının dibinde olanı biteni görmeyip bu coğrafyayı, uzaklarda bir yerlerde kabul etmeleri ve güllük gülistanlık (?) memleketimizin böylesi dertlerinin sanki hiç olmadığını kabul etmeleri, yazara ağır gelmiş olsa gerek. Bu açıdan bakarsak aydın denen insan, topluma ayna mı olmalı yoksa toplumla araya perde geren mi olmalı, bunun sorgulamasını yapmış bir yerde. Bana da kalırsa aydın dediklerimiz, bir yerde "aman fularıma çamur sıçramasın, aman ekmeğime kan doğranmasın, aman kuş tüyü yastığıma kafamı yasladığımda uykumu kaçıran çıkmasın, kimse huzurumu bozmasın" havalarında takılan bir avuç insancıktan ötesi değil. Hani diyoruz ya hep, "böyle gelmiş böyle gider" diye, işte madem böyle gelmiş böyle gider, o zaman bu memlekette "aydınım" diye geçinip prim yapmaya çalışan insanlara da ihtiyaç yoktur. Biz kendi kendimize de böyle geleni böyle götürmesini biliriz nihayetinde.

Yazarın vefatı da, öykülerine konu olan olaylar kadar trajik. Daha evvelinden konuyla alakalı bir bilgim yoktu, The Marmara Oteli patlaması ile ilgili küçük bir araştırma yaptım ve kısa bir bilgi sahibi oldum. Patlamada yazar ağır yaralanıyor ve yaklaşık on iki günlük yaşam mücadelesi sonunda hayatını kaybediyor. Teröre kurban giden bir değer olarak tarihe kazınıyor. Yaşasaydı daha nice güzel eserler bırakacaktı kim bilir...

Bunca şey söylemişken ve çok da olumsuz eleştirim yokken neden kitaba düşük puan verdim? Bunun cevabı biraz da benim öyküye bakış açımda gizli. Öyküler etkileyici, anlatım zaten ona keza, ama bazı detaylar ve imgeler, yazarın hayal gücünde oluşturduğu haliyle okuyucuya geçmeyebiliyor. Şöyle ki, yazarın hayal ederek kurduğu alemi siz, onun kurduğu haliyle özümseyemeyebiliyorsunuz. Bu durum da sanat için sanata giriyor tabii bir yerde, ama benim öykülerde aradığım şey, biraz daha net bir mesaj ve flu görüntülerin yanında biraz daha netlik içeren sahneler.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Onat Kutlar ,23 yaşında yazdığı, 9 öyküden oluşan İshak kitabıyla, "1950 Kuşağı" olarak adlandırılan öykücülerin önemli bir temsilcisi olarak yer almıştır edebiyat dünyasında.1960 yılında Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü'nü kazanan İshak'ta Onat Kutlar, çocukluğunun Gaziantep'ini adeta yeniden kurgular.Geleneksel öykü anlayışından sıyrılan Onat Kutlar öykülerinde fantastik, kafkaesk öğelere yer verir.Yalın bir dil kullanmakla birlikte, bu dil çok katmanlı ve şiirsel bir dildir.Türk öykücülüğünün kilometre taşlarından biri olan İshak, dönüp dönüp okunacak bir kitap öykü severler için.En azından benim için️.
77 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Öyküde 1950 kuşağının yarattığı atmosferi ve dili sevenler için, İshak tam bir başucu kitabı. İSHAK'ın dili, beni can evimden vurdu. Uzun zamandır bu kadar özgün bir dili okumanın lezzetini tatmamıştım.
Meraklısı "İSHAK BAĞLAMINDA ONAT KUTLAR’IN ÖYKÜCÜLÜĞÜ VE ÇATI ÖYKÜSÜNÜN TAHLİLİ" adlı makaleyi google üzerinden aratarak okuyabilir.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Onat Kutlardan okuduğum ilk kitap "İshak". Ancak daha önce seksen yazardan seksen öykü kitabında bir öyküsünü okumuştum.

Kitaptaki öyküler çok güzel kurgulanmış ve gerçek mi düş mü ayırdına varmak için tekrar tekrar okunacak bölümlerden oluşmakta.

Yazarın öykülerinde, çocukluk zamanlarını geçirdiği Gaziantep civarındaki yaşamın ağır etkilerini ve izlerini görebiliyoruz.
Kafam binlerce lirayı yanlış saydığını farkeden bir veznedarın kafası gibiydi.
Onat Kutlar
Sayfa 35 - A Dergisi Yayınları 1959 / "Kediler" adlı öyküden
İyi öykücü, akıp giden zamanın ritmine onu durdurmadan kalemini uydurandır. Bir süre birlikte döner o çarkla. Ve bir ölü noktayı geçince bırakır. Öyle gördük ustalarımızdan...
Onat Kutlar
Sayfa 8 - YKY 6. Baskı
Kaç gün bilmiyorum; onunla birlikte kaldım. İlk günler belirli bir huzuru sürdürmenin sevinci içindeydim. Sonra bu sevinç zayıflayıp kaybolunca kendimi eski bir odada, acayip bir adam ve bir yığın bencil kediyle bir arada buldum. O zaman aramızdaki o şaşmaz ve anlaşılmaz ilişki kuruldu: Düşmanlık. Bu nasıl oldu bilmiyorum. ama galiba bir camın öbür yanına geçmek isteyen bir sineğin aslında camın öbür yanında olduğunu bilmemesi gibi bir şey. Onun o sonsuz çabası yok mu? Hala anlayamadım.
Onat Kutlar
Sayfa 41 - "Kediler" hikayesi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İshak
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800788
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İshak
İshak
İshak
"Bir sürü ölmüş kedi ile bir arada yaşamayı seven o eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne yarar var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır. Öyleyse rahatça giyinebilir, sokağa çıkabilirim." O'nun artık saçları uzamıyor. Ama okuyanın içinde bir bıçak yarası gibi derin izler bırakan öyküleri, geçmiş yıllardan gelip gelecek yıllara uzanıyor. Yılların kapıları İshak'a hep açık kalacak.

Kitabı okuyanlar 231 okur

  • Tuğba Çakmak
  • İsmett Gdmn
  • ~Nina~
  • Dem
  • Murat Okutmuş
  • Nisa Eser
  • Dilara Uluer
  • Kübra Ben
  • miraç yaşar
  • Dilek Uygun

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3 (2)
9
%6 (4)
8
%13.4 (9)
7
%7.5 (5)
6
%7.5 (5)
5
%1.5 (1)
4
%3 (2)
3
%1.5 (1)
2
%0
1
%1.5 (1)