Önce özet olarak yazarımızı tanıyalım
Albert Camus Cezayir de doğmuştur
Babası yoksul bir işçiydi ve 1'inci Dünya Savaşı'nda cephede öldü.
Yoksulluk ve acılarla dolu bir hayat sürdü.
1963' te ilk kitabını bastı.(Tersi ve Yüzü) bu kitabın da yaşadıklarını anlattı.1960 yılında bir otomobil kazasında yaşamını yitirdi.
Şimdi gelelim Yabancı eserine
Her şey annesinin ölümü ile başlıyor.
İlk bakışta kahramanımız annesinin ölümüne karşı kayıtsız ve duygusuz kaldığı için hayırsız bir evlat olarak gözüke bilir,
fakat kitap ilerledikçe kahramanımızın sadece annesinin ölümüne karşı duygusuz ve kayıtsız olduğunu değil, hayata karşı duygusuz ve kayıtsız olduğunu anlıyoruz.
Hikaye'nin başlığı yabancı, evet kahramanımız hayata karşı bir yabancılaşma ve duygu körlüğü içerisinde. Bu durumun, hikayede onun başına iş açsa da bu onu pek
etkilemez. Çünkü o belli bir süreç için veya anlık bir durum ile hayata karşı nötr veya yabancı değil. İster paradigma ister hayat felsefesi deyin o genel itibariyle bir boşluk ve bir hiçlik içerisinde.
Hikayede geçen şu söz aslında her şeyi özetliyor; “herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.”
Peki sonuç kısmına gelirsek
Kahramanımızın bir varoluşçuluk durumu yaşadığını söylememiz mümkün.
Çünkü, kahramanımız kendi değer yargıları ile olayları anlamlandırıyor. Fakat bazı noktalar da ise bir boş vermişlik ve amaçsızlık söz konusu, bunu da nihilizm ile ilişkilendire biliriz. İşte bu iki yaklaşım, öykünün temelini yani kahramanımızı karakterini oluşturuyor.
Benim düşünceme göre, bu 2 kavram penceresinden ( nihilizm ve varoluşçuluk) üzerinden hikayenin anlatılması, yani kahramanımızın karakterine bu kavramların işlenmesi ve bunun yansımalarını olay övgüsüne net bir şekil de verilmesi, oldukça başarılı bir hikaye ortaya koymuş.
Şimdiden okuyacak okurlara iyi okumalar diliyorum.