·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Şubat 2021 23:31 Kitaplarla duygusal bağlar kurduğum olmuştur fakat Martin kadar yakın hissettiğim, onunla birlikte ağlayıp gülerken gerçek olmadığına inanamadığım bir kitap karakteri olmamıştı. Bunda Martin Eden’in, Jack London’ın yarı otobiyografik romanı olması yani Martin’in tamamiyle kurgulanmış bir karakter olmamasının da etkisi büyük. Kitabı okumadan yazarı kısaca araştırmanızı tavsiye ederim.
Martin, yoksulluk içinde büyümüş, çeşitli ağır işlerde çalışmış, türlü deniz seferlerine çıkmış bir delikanlıdır. Kendi sınıfına mensup insanlarla kendi küçük dünyasında yaşamaktadır ve ona göre burjuva sınıfı mensupları üstün niteliklere sahip, özel ve ulaşılmaz insanlardır. Kendini onlarla kıyaslayamaz bile. Martin’in hayatı işte bu sınıfa mensup, üniversiteli bir genç kıza vurulmasıyla değişir. Kızı hak edebilmek ve ailesinin onayını da alabilmek için yazın dünyasının altını üstüne getirir ve okunmadık kitap bırakmaz. Martin’ in tamamiyle değişen hayatı yepyeni ve zorlu maceraları beraberinde getirir. Bu süreçte destek görmemesine rağmen asla ümitsizliğe kapılmaz, asıl ve nihai amacı için çabalamayı hiç bırakmaz.
Bir zamanlar üstün özellikler atfettiği burjuva sınıfının iç yüzünü görüp uğradığı hayal kırıklığını şu cümleyle ifade eder: “ Bir zamanlar öylesine saftım ki, yüksek mevkilerde oturan, iyi evlerde yaşayan, öğrenim görmüş ve bankalarda hesapları olan insanları saygıdeğer kimseler sanırdım.” (Sy. 329)
Martin Eden, hiçbir kişisel gelişim kitabının yapamadığı kadar insanı gelişmeye ve değişmeye iten bir kitap olmasının yanı sıra sınıf farklılıklarını, mutlu olmak ve değer görmek için paranın gerektiği dünyanın acizliğini gözler önüne seren bir başyapıt. Kitapta aynı zamanda yüreklere dokunan bir aşk, yer yer hayal kırıklıkları, çaresizlik, geçim mücadelesi işlenir. Martin Eden bir romandan çok daha fazlası. Vakit kaybetmeden okuyun ! :))
Özlüyorum seni Martin..