Şimdi ne yapabilirdim? Elimden ne gelebilirdi? İki insanın arasında bir şeyin sona erdiği o anı, o anın binde biri kadar kısa süreyi yakalayabilmek için, bu alacakaranlığı neyle aydınlatmalıydım? Ama ‘bir şey’ olmamıştı ki? Anna beni ‘aldatmamıştı’. O an keşke bana ihanet etmiş olsaydı dedim, keşke elle tutulabilir, hedef olacak biri olsaydı! Hırsımı ondan çıkarabilirdim! Onu öldürebilirdim! Ama kimse yoktu... Sadece biz ikimiz"
Hayat mı? Anna’nın kendisi hayattı benim için. Şimdi yan odada uyuyordu ve ben biliyordum ki, ne onun benimle bir ilgisi var ne de benim onunla! Onu kim çaldı benden?
Cesaret edemiyorsun değil mi? Evet anlıyorum seni. Kolay değil bu. İtiraf edersen, bu ne anlama gelecek? Yıllar boyunca burada kendin için inşa ettiğin, çevrende yaşayan, uyuyan huzurun aslında bir yalan olduğunu kavrayacaksın! Bir tür uydurma… Ama konuşmak zorundasın, sen de biliyorsun.
Bir şey olmuştu! Ya şimdi şu anda, ya biraz önce, ya da çok önce, ama ben şimdi haberdar oldum! Anlamlar ve hisler evreninde bir yıldızın ışığı söndü ve bu trajedi ancak şimdi bana ulaştı! Yani benim de bulunduğum ‘diğer’ boyuta ancak gelebildi! Bu ‘diğer’ yani gerçek evreni şimdi, kendimi de koyduğum o alacakaranlık ve sonsuz evrene göre minicik hissediyordum. Evet, bir şey olmuştu, ama ne zaman? İki insanın arasında bir şeylerin kırılıverdiği o anın fotoğrafını kim çekebilir? Kim o anı dondurabilir?