·177 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Nisan 2021 16:51 Stefan Zweig‘ın 1981 yılında yazdığı fakat tamamlayamadan hayata veda ettiği eseridir Clarissa. Bu yönden okurken insana derin etkiler bırakmakta. Genel olarak, Clarissa adındaki genç bir kızın gözünden acı, sevgi, hasret ve yalnızlık anlatılır.
Stefan Zweig’ın savaşa dair görüşlerinin somut anlamda esere yansıdığını şahsen görebildim. Léonard karakteriyle karşıt olduğu savaş, onun bir şekilde düşüncelerinin ete kemiğe bürünüp Clarissa’nın karşısında yer aldığı izdüşümüdür. Verdiği önemli mesajsa, savaşın yalnızca toplumsal olarak etkilenim görmediği, kişinin, bireysel olarak duygularının ve hayatın akışının duraklatmak zorunda kaldığı görüşüdür.
Henüz aşkın alevinin yeni harlandığı dönemde sevdiği bu adamdan ayrılmak zorunda kalan ve elinden hiçbir şey gelmeyen Clarissa’yı okurken hepimiz o acıyı yaşamışcasına empati kurduk -en azından ben kurdum, ki sizlerin de kurması o kadar yakın. Bu gelgitler içerisinde Clarissa’nın Léonard’dan hamile kalması ve gelişigüzel bir evlilik geçirip -her ne kadar kocasından memnun olsa da- aklının hep yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluğa kayması ona, kalıcı duygusal soyulmalar yaşatmaya başlamıştı.
Her ne kadar Léonard’ı unutmaya çalışsa da, birden durağanlaşması, hayatının devam etmesine rağmen ruhunun bir adım kımıldayamaması, kurduğu hayal odasından çıkamadan orada hapsolması Clarissa’yı ciddi anlamda yaraladı. Ne yaparsa yapsın, sonsuz varlığın ve imkânın sahibi de olsa, ruhu açken hiçbir şeyden gerçek anlamda doyamazdı.
Eserde de Zweig’ın Goethe’nin sözüne değindiği gibi:
"Milyonlarca lüleli peruk da taksan, arşınlarca yüksekteki kaideye de çıksan, neysen osundur."