Puan vermedi·479 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Nisan 2021 10:50 Ölü Canlar, Gogol’un iki ciltten oluşan romanı, ikinci cildi tamamlanmamış ve bazı sayfaları da maalesef kayıp.
Romanın konusu 19.yy Rusya’sında geçiyor. Toprak sahiplerinin yanlarında çalıştırdıkları köylüleri yani canları, para karşılığı alıp satabildikleri bir dönem. Romanda hikayesi anlatılan Çiçikov, bu toprak sahiplerinden ölmüş olan canları satın alıyor. Amacı sayımdan önce kağıt üzerinde hala yaşıyor görünen bu köylüleri ipotek ettirmek ve ipotek parasından kazanç sağlamak. Yapmaya çalıştığı kısaca böyle ama ziyaret ettiği yerlerde böyle bir alışveriş hiç duyulmamış bir şey olduğu için, insanları ikna etmesi ve onların güvenini kazanmak için her yolu denemesi gerekiyor.
Çiçikov, yazarının da üzerinde özellikle belirttiği gibi, alıştığımız roman kahramanlarına hiç benzemez. Gogol, “erdemli insan o kadar çok anlatılmıştır ki artık ondan elde edilecek fayda bulunmamaktadır” der. Ona göre erdemli insanı rahat bırakma zamanı gelmiştir ve biraz da kusurları olan bir karakterle hikayeler anlatılsın ister.
Çiçikov hep daha fazla para kazanmanın yollarını arayan, karşılaştığı hiçbir fırsatı kaçırmayan ve kazanç sağlama isteği için sınırı olmayan biri.
İçinde olduğu bir ortamda kiminle iyi geçinmesi gerektiğini, ona nasıl davranacağını hemen farkeder. Memuriyete ilk başladığında patronunun kızıyla ilgilenir gibi yapar, evleneceklerini düşünen patronu onun daha yüksek bir göreve gelmesini sağlar. Gümrükteki işinde herkesin aldığı rüşvetten çok daha fazlasını almak için kimsenin aklına gelmeyecek numaralar çevirir. Sonradan bir arkadaşıyla sohbet ederken, ondan öğrendiği bir bilgiyle ölü canlar satın almaya başlar. ipotek edilen köylüler öldüğü zaman listede canlı olarak yer almasının yeterli olduğunu öğrenir. Böylece aklına, sayımdan önce çiftlik sahiplerinden ölmüş köylüleri satın alıp sonra bu köylülerin isimlerini vererek onları ipotek ettirmek ve ipotek parası ile kazanç sağlama fikri gelir.
Hikaye Çiçikov’un bir şehre gelmesiyle başlıyor. Kendine kalacak bir yer bulur bulmaz, ilk iş olarak o şehirdeki makam sahibi bütün yüksek memurları ziyaret ediyor, onlara kendini tanıtıyor, hoşlarına gidecek sözler söyleyip övgülerde bulunuyor.
Görevleriyle ilgili hiçbir yetkinlikleri olmayan, gülünç hatta tuhaf alışkanları olan ve tek endişeleri koltuklarını korumak olan bu insanlar, çokta iyi tanımadıkları bu adamı, sırf kibar tavırları ve kılık kıyafetinin yerinde olduğu için kendi çevrelerine kabul ediyorlar.
Onun hakkında düşünceleri Çiçikov’un iyi niyetli, saygıdeğer, sevimli, bilgili, çok ince ve iş bilen bir insan olduğu şeklinde.
Çiçikov hoş sohbet, ev sahibinin ilgi alanına göre, onun hoşuna gidecek şekilde konuşuyor. Diğerlerinin gözünde bilgili, iş bilen bir insan izlenimi uyandırıyor. Okuyucu olarak en başından beri onun bir dolandırıcı olduğunu biliyorsunuz ama ölü canlar için pazarlık yaptığı çiftlik sahiplerini tanıdıkça her iki tarafta aynı derecede rahatsız ediyor insanı.
Mesela bunlardan biri, herhangi bir işi tamamlayacak azme ve zekaya sahip olmayan bir adam. Bir diğeri açgözlü, sabit fikirli, ölü canları satarken bile herkesten daha az kazanmayayım derdinde olan ihtiyar bir kadın. Aralarında kavgacı, eğlence düşkünü, ilişkilerinde dengesiz, gösteriş meraklısı ve yalancı bir adam da var; işini bilen, ihtiyatlı, açıkgöz bir obur da var; cimriliği ve huysuzluğu yüzünden yalnız kalmış bir ihtiyar da.
Satışın ertesi günü şehirdeki herkes Çiçikov’un aldığı köylüler hakkında konuşur ve onun zengin biri olduğu düşüncesi kadınlar arasında çekişmeye bile sebep olur. Aslında şehirde düzenlenen bir baloda, Çiçikov’un ölü canlar aldığını herkes öğrenir ama açıklayan kişi, kimsenin sözüne itibar etmediği, yalancı, yanından kaçtıkları biri olunca bu haberin üzerinde hiç kimse durmaz. Çiçikov’un balodaki genç kıza kur yapmaya çalışırken diğer kadınları ihmal etmesi bile daha çok mevzu olur.
Sonra ikinci bir tanık ortaya çıkar. Ancak o zaman olayı idrak edip, bunu niye yaptığını anlamak için kafa yormaya başlarlar. Yüksek memurlar niye ölü canların satın alındığından çok, bu işin onların mevkilerini etkileyeceğinden endişelenirler. Hayatlarına birdenbire giren, tuhaf bir alışveriş yapmış, hiç tanımadıkları bu adamla ilgili ne yapacaklar.
Onlar bu konuyu düşünürken, Çiçikov şehri terkeder ve yine yollara düşer. İkinci cilt, kahramanımızın bu yolculuğunda başına gelenleri anlatıyor. Yine kendi tarzında para kazanmanın yollarına bakar ama bu sefer önceki bölümde anlatılan gösteriş meraklısı ve saf çiftlik sahiplerinden çok farklı birilerini bulur karşısında.
En sonunda da açgözlülüğü yüzünden giriştiği sahtekarlıklar için cezalandırılacağı bir noktaya gelir. Birinci ciltteki hikayeden farklı olarak Çiçikov bu bölümde kendiyle yüzleşir, hesaplaşır. Pişmanlık, itiraf ve kabullenme yaşar. Çocukluğundan başlayan ve çevre koşullarının da pekiştirdiği bu davranış tarzını bırakmanın samimi isteği, ama yapamayacağını düşündüğü için yaşadığı çaresizlik, değişikliği başlatan ilk adım olur.