İlk sayfasından son sayfasına kadar, içinde bulunduğumuz dönemi bağdaştırmaktan geri duramadığım ve çok etkilendiğim bir kitap oldu Hayvan Çiftliği. Aslında Lenin’den sonra Sovyetler Birliği’nde olanlara gönderme olduğu açıkça belli olsa da yıllar geçmiş olmasına rağmen dünyanın büyük bir kısmında “bütün insanların eşit; ama bazı insanların öbürlerinden daha eşit” olduğu gerçeği asla değişmemiş.
Bir çiftlikte yaşayan hayvanların, ölmeye yakın olan yaşlı bilge bir domuz tarafından uyarılmasıyla başlıyor kitap. “İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de, tüm hayvanların efendisidir.” diyor. Biz kendi emeğizle çalışmaya devam edelim tamam ama o neden bizim emeğimizle güllük gülistanlık yaşarken, biz onun verdiği ve karnımızı tam olarak doyurmayan yemekle yetinelim diyor... Ve böylece bir başkaldırının doğal sürecine giriyor hayvanlar. Ama bunu başardıklarında hayalini kurdukları ütopyanın gerçekten hayal ettikleri gibi gitmemesi ne gibi sonuçları doğurur sizce?
Hayvanlar başarıyorlar başarmasına... Hayal ettikleri yaşamı sürdüreceklerine olan inançları tamken... Napolyon adlı domuz diğer rakibi Snowball’ı alt ederek yönetime geliyor ve iki ayaklı düşmanları insana benzeyen her şeyi tek tek yapıyor. Diktatör bir yönetici tarafından yönetilen halkların yaşantılarını hayvanlar üzerinden ustaca göstermiş, George Orwell. Çok etkileyici, inanılmaz güzel bir kitaptı.
Aynı zamanda yeni oluşturduğumuz kulübümüz için de okuduğumuz ilk kitaptı. İyi ki seçmişiz dedik. Sıradaki tüm kitapları bir kenara bırakın ve Hayvan Çiftliği’ni listenin en başına yerleştirin Keyifli okumalar!
Ayrıca kulübümüze katılmak isterseniz Instagram’dan benimle iletişime geçebilirsiniz.