Öncelikle biraz yazar hakkında bahsetmekte yarar olduğunu düşünüyorum.
Yazarımızı ismi, Anthony Burgess
İngiltere de doğmuştur. Annesi ve kardeşi İspanyol gribinden hayatlarını kaybetmiştir.
Bu acı kayıp onda derin izler bırakmıştır. 20 i yaşlara geldiğinde ise 2. Dünya savaşında İngiliz ordusunda görev almıştır. 1950 yılında üniversitede öğretim görevlisi görevi yapmıştır.
1959 yılında ise, Anthony Burgess'e tedavisi mümkün olmayan bir beyin tümörü tanısı konur.
Bunun üzerine ailesinin kendinden sonra rahat bir hayat sürmesi için, 12 içerisinde 5.5 roman yazar.
Tam bu sırada kendisine konan hastalık teşhisinin yanlış olduğu ortaya çıkar. Ancak bu durumda artık
tanınan bir yazar olmuş 50 den fazla roman yazmıştır. Konulan yanlış teşhis bir anda ünlü bir yazar olmasını sağlamıştır diyebiliriz.
Eserine gelecek olursak
Yazar öleceğini zannettiği dönemlerdeki yaşadığı ruhsal değişimlerden kaynaklanan psikolojisinde ki derin izler, bu eserine de yansımış. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de yüksek miktarda bir nefret duygusu barınmaktadır.
Eserinin konusu
Roman, geceleri sokaklarda korku saçan çetelerin olduğunu bir ütopyadan bahsediyor.
Bu çeteler, geceleri sürekli insanların evlerine dalıp istedikleri yapıyor, çevredeki yaşlı insanları dövüyor, soyuyor, hırsızlık yapıyor.
Gündüz ise normal hayatlarına devam ediyorlar.
Baskıcı bir yönetimin ve bu yönetime karşı çıkan toplum ve ahlak kurallarından
yoksun, 4 kişiden oluşan sokak çetesini, bu ütopyada konu alıyor.
Bu çete üyeleri 15 yaşında olmasına rağmen çok büyük ve ürkütücü suçlar işlemektedirler.
Çete ve başlarında olan Alex ile, etrafına kötülük, şiddet yayarak ve toplum kurallarını hiçe sayarak yaşamaktadır.
Çete içinde kendi jargonlarını da oluşturmaları, dikkat çekicidir.
Peki bu çete üyeleri başta Alex olmak üzere, düzgün bir hayat sürmektense, neden bu kadar kin ve nefret içindedir ?
Sanırım Alex, şu söz ile, sorunun cevabını verir gibi,
“Neden “iyiliğin kökenini” incelemezler, araştırmazlar?”
Eğer serseriler kötülük yapıyorsa bu onların tercihidir. Ben kötülüğü yeğleyenler arasındayım.”
Bu söz ile şu çıkarım yapıla bilir, birey şiddeti seçmekte özgürdür. Alex iyi ve kötü kavramına tamamen değer yargılarından ve ahlak kurallarında yoksun bir şekilde bakıp, bu iki kavramı temel bir seçim meselesi gibi algılıyor, ve bunu normalleştiriyor.
Ona göre kötü olmak şiddet saçmak gayet normal bir seçimden ibarettir.
Bir gece yaşlı zengin bir kadının malikanesine girmek için yola koyulan çete, sonunda yaşlı kadının evine gelirler. Alex çeteye kendini kanıtlamak
için öne atılır ve eve o girer. Fakat işler umduğu gibi çıkmaz. Evde kadınla karşılaşan Alex, kadınla boğuşmaya başlar ve bu boğuşma sonucu kadın ölür.
Alex kapıyı çeteye açmak için geldiğinde ise, çete arkadaşları Alex si tek bırakıp kaçmışlardır.
Ne olduğunu anlamadan, bir anda polis gelir ve Alexsi tutuklayıp ceza evine gönderir.
Kitap da bu bölüme kadar şiddet, kötülük, nefret ağırlıklı ilerler.
Fakat hapishane döneminde ise, asıl hikayenin can alıcı noktası burada başlar.
Bana kalırsa kitabın ana noktası, Ludovico tekniği=otomatik portakal.
Hapishaneye giren Alex, burada zor zamanlar geçirir, fakat hala içindeki nefret duygusundan arınmış değildir.
Alex bir gün hapishanede söylemlere göre, yeni çıkan ve suçluları düzeltileceğine inanılan bir tedavi yöntemi duyuyor. Bu yapılacak tedavi sonucunda, suçlular bir tedavi sürecine girecek ve tedavi bittik den sonra artık bir daha suç işlemeyecektir.
Elbette tedavi bitince suçlu serbest bırakılacaktır. Önünde uzun yıllar olan Alex hiç düşünmeden bu tedaviye katılmak için,
Pragmatik bir yaklaşımla, hapishanedeki Papazın ve hapishane müdürünün gözüne girmeye çabalıyor.
Amacı bilmediği bu tedavi programına katılıp hapishaneden kurtulmaktır.
Ludovico tekniği olarak geçen bu tedavi yöntemi, suçluya ilaç vererek şiddet ve cinsellik içerikli videolar izletip,
onların midelerini bulandırmayı ve hasta edip sonunda onları koşullandırmayı amaçlar.
Böylelikle suçlu, suç işlemeyi aklından geçirecek olursa anında rahatsız olacaktır.
Bu noktada kişi iradesini kaybedip seçme şansı elinden alınıp, tedavinin etkisiyle otomatik kurulmuş bir portakala
dönecektir. İyi ve kötüyü seçmek artık onun elinde olmayacaktır.
Alex de tam olarak, otomatik portakala dönüşüyor, ne zaman şiddet uygulamak veya düşünmek istese, anında vücudu kasılıyor ve migdesi bulanmaya başlıyor.
Ludovico tedavi yöntemi, aslında bir yerden biz tanıdık geldi.
Pavlov'un koşullanma kuramının insan uygulanmış hali gibi geldi. Kitabı okumadan önce bu kuramı araştırmanızı öneririm.
Okuyacak okurlara şimdiden iyi okumalar dilerim.