Gönderi

10/10
·288 syf.··
2021 14. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2021 03:52
Okuduğum ya da beni en etkileyen bilinç akışı olan roman, Malina. Bitirdikten sonra beyninizden duman çıktığını, okurken ben ne okuyordum diyerek başa aldığınız, derinden hissettiğiniz, depresif hallere bürünebildiğiniz bir roman, Malina. Ayrıca Ahmet Cemal’in müthiş çevirisiyle ve önsözüyle karşılayan roman, Malina. Bachmann’ın yüzeysel aşk romanı olarak görünse de aslında içerisinde çok fazla konu barındıran, döneme ve günümüze yansıyan çok faktörü var. Erkeğin baskısı altında kalan ve erkeğin baskın geldiği ilişkileri yaşayan kadınların modern toplumdaki rolünü ortaya koyan bir eser diyebiliriz. Sonradan öğrendiğime göre otobiyografi bir esermiş. İsimsiz anlatıcımızın kişilik özellikleri aslında yazarımızın kendi kişiliğini kazandırmasıymış ki bunu bildikten sonra okurken hayatını araştırmayı istiyorsunuz. Bence çok fazla katkı sağlıyor okumakta fayda var. Kendisi Bugün deme hakkını sadece o gün intihar edeceklere ait olduğunu savunan bir yazar ki burada sevgilisi Celan Paul’un intihar etmesine ait isimsiz anlatıcıyı kişiselleştirdiğini düşünüyorum. Ayrıca Bachmann kitapta Paul’a ithafen “Hayatım bitti çünkü kendisi tahliye sırasında nehirde boğuldu, hayatımdı o benim. Hayatımdan onu çok sevdim.” diyerek aslında isimsiz karakterimizin Ivan’a olan saplantını aşkını 21 yaşında tanıştığı kendi aşkı Paul’e gönderme yaptığını fark ediyoruz. Paul’a yazdığı mektubunda ise; “Sana karşı olan doymak bilmez aşkım...” diyen Bachmann’ın isimsiz karakterimizin Ivan’a duyduğu aşkı anlatırken tamamiyle kendisiyle kişiselleştirdiğini net bir şekilde görmemize sebep oluyor. Malina ve Ivan arasında gidip gelen kitapta Ivan, tamamiyle duygusuz, ilgisiz karaktere sahipken kitabın ismini alan Malina tam tersi karakterde karşılıyor bizi. Anlatıcının kendi iç ve dış dünyada, bilinçaltında düşüncelerinde kendini kaybetmesiyle bizi sürükleyen bir aşk üçgeni oluşturuyor bu da bize. Üç bölümden oluşan kitabımızın ilk bölümünde, çaresiz saplantılı aptal aşık bir anlatıcının, umursamaz, duygusuz Ivan ile telefon üzerinden kurdukları buluşma diyaloglarını okuyoruz. Okudukça fark ediyoruz ki aslında isimsiz anlatıcımız saplantılı ve obsesif. İkinci bölüm beni çok fazla zorlayan bölümdü ki kitabı okurken çok fazla koptum. Ivan Malina aşk üçgeni derken bir de anlatıcının ailesine giriş yapıyoruz. Zaten anlatıcının bilinçaltında sürükleniyorken bir de babasının annesine yaptığı eziyetleri görmek ve o durumdaki düşüncelerini okumak çok zorladı beni. Burada yine faşizmin ön plana çıktığını, ailede babanın otoriter üstünlüğü olduğunu, dönemin şartlarında (maalesef günümüzde bile hala) kadın erkek eşitlik statüsünün olmadığını, kadınların kimliksiz olduğunu görüyoruz. Ki bu asırlardır hala çözülüp düzeltilen bir şey değil. Üstelik erkeğin kadından doğmasına rağmen. :) “Toplum görülebilecek en kanlı arenadır.” diyen Bachmann, toplumun birey üzerinde uyguladığı zihinsel şiddeti, ataerkil toplum cinsiyet ayrımcılığını, kadın olmanın psikolojik zorluklarını ele alan, yazarın feminizm duygularının kalıntılarının olduğu, otobiyografik ve oldukça obsesif bozukluğun yer aldığı bir roman diyebilirim. Kitabın sonu çok güzeldi ama. “Ivan’da yaşadım Malina’da öldüm.” diyen Bachmann, sonunu “Cinayetti.” diyerek bitirmiş. Ne çarpıcı, ne tokat etkisi yaratan bir cümle! Ahmet Cemal
1000Kitap
MalinaIngeborg Bachmann · Yapı Kredi Yayınları · 2025907 okunma
·
1 +1'leme
·
1.109 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.