·556 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Nisan 2021 21:02 Kitabı bitirmiştim inceleme yazsam mı yazmasam mı diye düşünüyordum. Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bu yazdıklarım bir inceleme yazısı olmayacak. Sadece kitabı bitirdiğimden beri içimde tarif edemediğim bir çığlık var bu çığlığı bir nebze olsun içimden atmak ve eski hayatıma geri dönebilmek için yazacağım. Neden yalan söylüyoruz ki hepimiz aynı şeyi yapmıyor muyuz? İçimizi parçalayan bir hikaye öğrendiğimizde ya da duyduğumuzda ne kadar bunun etkisinde kalabiliyoruz? Ya da bunu düzeltmek için bir şey yapıyor muyuz? Ya da bende olduğu gibi içimizdeki tarif edilemez acıyı 3-5 kelamla geçiştirmedik mi defalarca? Hani Ahmed Arif'in bir sözü vardı: "Nerede bir can ölse oralı olur yüreğim. Olmalı zaten olmazsa insan olmaz yüreğim." Siz Ahmet Arif'in bu sözlerine bakmayın. Birincisi o bir șairdi; böyle ağdalı, süslü cümleler kurmasına şaşırmamak gerek biz insanlar için ya da beşerler için. İkincisi Ahmet Arif yüreği olan bir insandan bahsediyor, bizim acıya karşı, zulme karşı oralı olan bir yüreğimiz var mı? Üçüncüsü ise eğer insan isek bir insan nasıl olur da bir acıyı, bir zulmü öğrenir, görür de gönlü, yüreği oralı olmaz. Demek ki biz insan değil, ancak beşeriz. (İsmet Özel'in beşer-insan ayrımına bakabilirsiniz)
Peki insan olabilmek için ne mi yapmamız gerekiyor? İşte buyrun aradığımız cevabı, ilacı, merhemi Hz. Peygamber gayet veciz bir şekilde açıklıyor:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78)
Buyurduğuna göre biz şu an Suriyeli kardeşlerimiz için ya da her geçen gün zulmün daha çok arttığı Doğu Türkistan için gönlümüz, yüreğimiz ne kadar oralı oluyor?