·192 syf.····Okunma: 25 Nisan 2021 20:22 “Biz, anladığımız hemen her şeyi bağışlarız.”
(Zamanımızın Bir Kahramanı syf:68)
Ünlü Rus şair ve yazar Lermantov’un kaleme aldığı tek romanı olan “Zamanımızın Bir Kahramanı” benim için “Suç ve Ceza” kadar önemli bir kitap oldu. Can yayınları Ülkü Tamer çevirisi de muazzamdı. Kitabın ilk sayfalarında pastoral tasvirler biraz sıkıcı gelse de ilerleyen sayfalarda durum değişiyor daha akıcı ve keyifli okunuyor kitap. Altını çizdiğim satırların sayısı da oldukça fazla. Yazarın aynı zamanda bir şair olmasının da payı vardır diye düşünüyorum.
Kitabın içeriğine gelecek olursak...
Zamanımızın ve kitabımızın kahramanı Peçorin... İlk bölümde Peçorin’i arkadaşının ağzından dinlerken ikinci kısımda Peçorin’in günlüklerini okuyoruz.
Peki kimdir bu Peçorin?
Peçorin saf kötü dediğimiz , insanların duygularıyla oynayan, yaşattığı kötülüklerin hazzıyla beslenen bir karakter. Kulağa çok hoş gelmiyor farkındayım. Ama kötü bir haberim var. Tüm bunlara rağmen ben kızamadım Peçorin’e; anlamaya çalıştım, zaman zaman da kendimi buldum onda hatta kitabın sonunda gitmesin hep bizimle kalsın istedim. Peki bunca kötülük niye bu kadar çekici kıldı Peçorin’i ?
Bunun sebebini de Peçorin’in kendi cümleleriyle anlatayım.
“Alçakgönüllüydüm; beni hesaplılıkla suçladılar: Sonunda hiç konuşmaz hale geldim.
İyilikle kötülüğü ayırt edebiliyordum; anlamıyorlardı beni, herkes kırıyordu: Kin gütmeye başladım.
İçime kapanık bir çocuktum, başkaları gibi şen, konuşkan değildim; onlardan üstün görüyordum kendimi ama herkes beni onlardan aşağı tutmakta söz birliği etmişti: Kıskanç oldum.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı: Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim.
Renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. Alaya alınmaktan korktuğum için, en iyi duygularımı yüreğimin derinliğine gömdüm. Orada silinip gittiler. Hep doğruyu söyledim, inanılmadım. O zaman kandırmaya başladım.”
“... içimi bir karamsarlık kapladı — tabanca kurşunuyla giderilecek türden bir karamsarlık değildi bu: iyi niyetli bir gülümsemenin altına gizlenen bir umutsuzluktu. Ruh yönünden sakat olmuştum. Ruhumun yarısı yoktu; solmuştu, uçmuştu, ölmüştü. Ben de o yarıyı kestim attım...”
Yani her şeyin bir sebebi, onu bu noktaya getiren süreçler varmış elbette. Kısaca bu hikayede yanan ben olmayacağım diye kendi kendine söz vermiş ezildiği dönemlerde.
Haklı veya haksız bu da tamamen okuyucuya kalmış...
Ben bu sayfaları okurken aklıma Turgut Uyar’ın:
“Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem...” dizeleri geldi.
Acaba Peçorin de böyle mi yapmalıydı diye sorguladım. Yazarımız ise sanki yıllar öncesinden bu soruyla karşılaşacağını sezmiş olacak ki , kitabın önsözünde bana şu şekilde cevap vermiş:
“Bu öyküden ahlakın bir şey kazanmayacağını söyleyeceksiniz. Özür dilerim. İnsanların tatlıyla beslendiği yeter; bundan mideleri bile bozuldu. Biraz acı ilaç, katı gerçekler gerek onlara...”
Ne diyebilirim ki Peçorin?
“Biz, anlayabildiğimiz hemen her şeyi bağışlarız.” demiştin. Seni de bağışladık gitti...
Keyifli okumalar :)