Normalde böyle kişisel gelişim tarzı kitaplara ilgi duymam. Okul kütüphanemizin zenginleştirilmesi için öğretmen arkadaşlardan istediğimiz öneri kitaplardan biriydi. Okumadığım bir kitabı öğrencilerime öneremeyeceğim için önyargıyla da olsa okudum. Ama değerlendirmemi önyargısız yapmaya çalışacağım.
Bazen hayat insanı öyle bir duruma sokar ki etrafınızdaki herkes son derece mantıklı konuşur. Onları eleştirecek bir şey bulamazsınız yalnız onları anlayamazsınız da. Her şeyi kendiniz zaten biliyormuşsunuz, onlar anlayamıyormuş gibi gelir. Ta ki bir yolunu bulup içinde bulunduğunuz duruma dışarıdan bakarsanız aslında hiçbir şey bilmediğinizi anlarsınız. Aslında kişisel gelişim kitapları da öyledir. Dışarıdan bakmadan onlar da mantıksız, laf kalabalığı gibi gelir. Ama o aurayı yırtıp dışarı çıktığınızda aslında orada söylenenlerin son derece doğru olduğunu anlarsınız.
1984 ve Hayvan Çiftliği’ni okumadan da etrafta dolaşan ideolojilere karşı bir fikrim vardı elbette. Ama etrafımı bir bütün olarak resmettikleri için bende bir aydınlanmaya yol açtılar. Aslında farklı olan pek bir şey yoktu bu kitaplarda. Sadece derleyip toparlayıp tüm gerçekleri yüzüme vurdular.
Bu kitap da biraz böyle gibi işte. Çevrenizdeki bazı insanlarda bir sorun olduğunu ve hatta kendinizde de problemler bulunabileceğini hissedersiniz. Ancak bir büyü içindeymişcesine ayırt etmeniz gerekecektir. Bu kitapta da öyle bir durum yaşadım. İnsanların çocukluğunda yaşadıkları elbetteki hayatlarındaki seçimleri etkilemektedir. Bunu herkes bilir ama bir örnek vermek, bir tanıdığını bu yönle değerlendirmek aklınıza gelmez. Örneksiz bir bilgi yığını gibidir yani bildiğiniz şeyler. Size, sizin yüzünüze bir örnek çarpılmalıdır. Evet çarpılmalıdır ki zaten bildiğiniz şeyin ayırdına varabilin. Hayali karakter Dilhun’un geçmişinin izlerinin hayatına nasıl yansıdığını, ailesinden yeterli desteği alamayanların nasıl hatalar yaptığını görüyoruz. Karakter hayali de olsa etrafımızdaki bazı insanlara ve hatta kendimize ne kadar benzediğini anlamak aklınızın içinde bir ışık yakıyor adeta. Ve insanları veya kendimizi yargılamakta ne kadar acele ettiğinizi anlayabiliyorsunuz. Onları veya kendimizi daha iyi anlıyor ve kendimize ve onlara daha çok acıyorsunuz.
Psikoloji sadece bir bilgi yığını değildir. Canlı kanlı insanların hayatıdır, hayata bakış açılarıdır, yaptıkları hatadır, yaşayacakları güzel veya kötü günlerin sebebidir.
Bu yönüyle baktığımda kitaba karşı önyargımı yıktım diyebilirim. Çok fazla sayıda kişinin de neden okuduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü insanlar gerçekten es geçtiği, görmezden geldiği psikolojik durumlarını devlet veya toplum tarafından gözardı edilmesini sindiremiyor ve kendi kişisel çabalarıyla düzeltmeye çalışıyor bu tarz kitaplardan yardım alarak. Eleştirilebilir mi? Gerçekten hayır!
Ailesi parçalanmış, sevgisiz büyümüş o kadar çok öğrencim var ki? Onlara edebiyat anlatarak diğer arkadaşlarımın yaptığı gibi matematik, fizik, kimya öğreterek iyi bir dünya kurmalarını sağlamak ne kadar boş geliyor? İçlerindeki bam tellerine dokunamadan nasıl güzelliğe sevk edebiliriz ki onları? Rehber öğretmene yönlendirerek de yapamayız bunu. Bu ancak toplumsal bir özveriyle yapılabilir, tek tek fertlerle değil. Öksüz bir çocuğa acıyarak bakmak, cebine beş kuruş koymak bir çözüm değil! Umarım toplumumuz bu duyarlılığı bir gün kazanır.