Yine alıp uzun süre okumadığım kitaplardan bir tanesi. Uzun bir süre fantastik kitaplar okuduktan sonra birazcık aşk okumak istediğim için elime alıp başladığım ve bir günde bitirdiğim bir kitap. İnternette yorumlarını okuyunca kafamda ilk görüşte aşık olup sevgililik dönemi yaşayan liseli bir çift olacağını düşünmüştüm. Yanılmışım. Evet ilk görüşte aşk vardı kitapta ve sevgili olmaları neredeyse yıllar sürdü. Anna babasının isteği üzerine fransa da hiç bilmediği bir ülkede ve lisede yatılı okumaya başlayan kızımız. Yan odasında ki kızın kendisini sıcak çikolata içmeye çağırma davetini kabul eden Anna kitaptaki karakteri ilk kez burada tanıyor. Ve aradan 10 dakika geçmeden baş erkek karakterimiz sahneye giriyor. Etienne St. Clair. Yakışıklı bir ingiliz ( aslında birden fazla ülke vatandaşı olduğunu savunsada ). Her kızın hayali olan erkeğimiz ne yazık ki boşta değil. Baş karakterimiz Anna da o sıralarda yalnız sayılmaz tabiki. Yani ilk görüşte aşık olup mutlu bir şekilde hemen sevgili olacaklarını düşünerek okumaya başladıysanız (benim gibi) ilk başta hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ama kitabı okumaya başladık aralarında oluşan arkadaşlığın başlaması, ikisinin ilişkilerini sıfırdan arkadaşlığa oradan ise yavaşça ilerletmelerini okumak daha güzeldi. Aradaki küçük detayları saymazsak. St. Clair ‘in sürekli olarak Anna’ya doğru flört ederek davranmasının ardından kız arkadaşıyla buluşması açıkcası çok sinir bozucuydu. Anna’nın buna ses çıkarmaması ise daha da sinir bozucuydu. Zavallı Anna kimseye St. Clair’den hoşlandığını söyleyemedi ve uzun süre her şey ile kendi baş etti. St. Clair açıkcası bence uzun bir süre tam olarak ne istediğini bilmiyordu. Bir kız arkadaşıyla görüşüp buluşuyor sonra bir bakıyoruz sarhoş şekilde Anna’nın odasında ona ondan hoşlandığını söylüyor. Anna ise ertesi gün St. Clair’e bunlardan bahsetmiyor ve olmamış gibi davranıyor. Bunda St. Clair in o aralar annesinin hastalığı sebebiyle kötü bür modda olmasının da etkisi var. Herkesin evlerine gittiği bir tatilde kampüste sadece Anna ve St. Clair kalmışken ikisi bütün tatili birlikte geçiriyorlar. Gündüzleri Paris i gezerken gece aynı yatakta birlikte uyuyorlar. Daha sonra St. Clair hasta annesinin yanına giderken Anna da kendi ailesinin yanına evine dönüyor. Okuldan evlerine döndüğü sırada eski lisesinden en yakın arkadaşının onu arkasından bıçaklaması, Paris e gitmeden önce öpüştüğü ve son zamanlarda sevgilisi olan çocukla yattığı için araları bozuluyor ve bu tatilde Anna telefonda St. Clair ile konuşup içini döktükten sonra sürekli telefonda konuşmaya başlıyorlar ve bu onları daha da yakınlaştırıyor. Daha sonra okula döndüklerinde St. Clair sevgilisinden hala ayrılmadığı için Anna artık yoluna bakması gerektiğini düşünür, her aşk romanında olduğu gibi bunda da asıl kızımız asıl oğlanı unutmak için aslında hiçte hoşlanmadığı bir erkekle takılmaya başlıyor. Anna bu fikrin çok kısa sürede yanlış olduğunu kötü bir şekilde fark eder. İkinci erkekle yolları ayrıldıktan sonra tekrar St. Clair ile yakınlaşır ve öpüşürken arkadaşlarından birine yakalanırlar. Ve bu kişi St. Clairden hoşlanan Meredith’den başkası değildir. St. Clair’in yanında kalmak yerine Meredith’in peşinden koşması ile üzülen Anna gruptaki kişilerden uzaklaşır. Bu sırada St. Clair ile büyük bir kavga eder ve onunla da görüşmeyi keser. Okuldaki kızlardan biriyle Meredith’i korumak için kavga ederek okulun eşiğinden dönen Anna arkadaşlarıyla arasını düzeltmesi gerektiğini fark eder. St. Clair ile Paris sokaklarında karşılaşıp babasının istediği üniversiteye gitmesine izin vermesini sağlayacak bir planla ona yardım eder. Sevgilisinden ayrılmış St. Clair ve Anna içlerinden geçenleri sonunda birbirlerine söylerler. Ve tabiki kitabımız mutlu sonla biter. Dediğim gibi hızlıca bir kitaptı her ne kadar yorumumda sevmemiş gibi dursam da okurken eğlendiğim bir kitaptı.