Bir babanın intihar etmeye karar verdikten sonra kızının yıllar sonra okuması için yazdığı mektuptan oluşuyor bu kitap. Bir baba neden intihara karar verdikten sonra kızına bir mektup yazar diye düşünürken şu kelime çıktı karşıma: "Tanınmak"
Yazarımızın hayatta en çok istediği, amaçladığı şey; tanınmak, anlaşılmak, fark edilmek...
‘Coşku’, ‘tutku’ dedim; bu duygularla, şunu isteyerek giriştim hayata: Tanınmak.
İnsanların, hele, yakınlarımın, beni tanıması,
yaptıklarımı görmeleri, ne yaptığımı anlamaları. (syf:19)
Kızının da onu daha iyi, daha doğru anlaması, sadece hafızasında eskiden kalan birkaç hatırayla kalmaması için bu otuz sayfalık mektubu kağıda döküyor. İlk başta kızını düşündüğünü, ona güzel bir hatıra bırakmak amacıyla yazdığını kısacası iyi bir baba olduğunu düşünsem de sayfalar sonra intihar etmeye karar verdiğini, aslında çok da iyi bir baba olmadığını gördüm. Bu olay kitabı değersizleştirdi mi? Benim için asla. Aksine çok da iyi bir hayat sunmadığı gerekçesiyle yazdığı derin sözler beni daha çok etkiledi. Zaten bir okuyucu olarak önemsediğim şey yazarın iyi bir baba olup olmadığı değil , babalığını nasıl kaleme aldığıdır.
Kitap sadece bir yazarın kızına yazdığı duygu dolu sözlerden de oluşmuyor. Toplumun ona biçtiği duygusuz,kişiliksiz bir makine rolünü reddettiği için toplumdan dışlandığını, kendi gibi dışlananların yanına taşındığını da çok etkili cümlelerle anlatıyor.
Aslında kitapta dışlanmanın, kabul edilmemenin, anlaşılmamanın, fark edilememenin insanı nasıl da intihara sürüklediğini görebiliyoruz.
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitap oldu.
Şiddetle okumanızı ve en önemlisi de anlamınızı tavsiye ediyorum.
Bu arada kitabı okurken sıkça aklıma gelen Ali'nin Sekiz Günü aldı filmin şu sarsıcı sahnesine de bir göz atabilirsiniz belki daha iyi anlayabilirsiniz ;)
youtu.be/3gJoX14UAm0