Puan vermedi·170 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Mart 2021 20:11 Herkese selamlar! Umarım hayatınızda her şey yolunda gidiyordur. Malumunuz tam kapanma dönemine girdik ve uzun zamandır pandemi süreciyle boğuştuğumuz için bu kapanmalar da her seferinde bir tık daha zorlaşabiliyor. Fakat biz yine de en önemlisi sağlık diyerek önümüzdeki birkaç günü kitaplar içinde kaybolarak geçirebiliriz. :)
Ben bugün Maksim Gorki’nin “Benim Üniversitelerim” adlı otobiyografik eseriyle karşınızdayım. İncelememi yazmaya hazırlanırken okumuş olduğum kitabın aslında bir üçlemenin (Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken -ya da İnsanlar Arasında-) son kitabı olduğunu gördüm. Anlayacağınız biraz tersten iş yapmış gibi oldum ancak bu okuma seyrimi aşırı derecede olumsuz etkilemedi diye düşünüyorum. Elbette ki Gorki’nin hayatına bütüncül bakabilmek çok daha yerinde düşüncelere sahip olmamı sağlayacaktır. Bu yüzden ilk iki kitabı da temin edip, önce tek tek sonrasında ise toplu bir inceleme hazırlamayı düşünüyorum. Maksadım bir bütüne parçalardan ulaşmak olacak esasında. Hem bu sayede incelemenin uzunluğu sebebiyle kırpmam gereken noktaları tek tek detaylandırmış olacağım için -kendimce- eksiklik bırakmamış olacağım.
İsterseniz ilk olarak kitabın genel özelliklerinden bahsedelim. Yazımın başında belirttiğim gibi otobiyografik bir eser ile karşı karşıyayız. Gorki’nin 1925 yılında tamamladığı bu eser, hayatının 1884 ve 1988 yılları arasında Kazan’da geçirdiği günleri kapsıyor. İçerikle ilgili noktalara değinmeden önce çevirisiyle alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Okulda iki yıldır Rusça eğitimi alıyorum ve bize ders veren hocamız Rusçadan Türkçeye çevrilen eserlerin oldukça hatalı olduğundan bahsetmişti. Söz konusu hata Benim Üniversitelerim’de oldukça dikkatimi çekti ve bu durum akıcılığı da etkilemiş oldu. Açıkçası temeldeki problemin ne olduğunu saptayacak birikimim henüz yok fakat işlediğimiz derslerde en basit sohbetlerin bile Türkçeye aktarımının ne kadar dolambaçlı olduğunu gördüğüm için edebi değeri olan bir eseri çevirmenin fazlasıyla teferruatlı olduğunu söyleyebilirim. Hal böyle olunca hatalar kaçınılmaz olabiliyor sanırım.
Gelelim içerik özelliklerine. Ana karakterimiz Aleksey Peşkov. Yani Maksim Gorki’nin ta kendisi. (Bildiğiniz üzere yazarımızın esas adı Aleksey Maksimoviç Peşkov ancak kendisine Rusçada “acı” anlamına gelen Gorki ismini takmıştır.) Aleksey, sahip olduğu hayatın içinde savrulurken kendisi için bir şeyler yapması gerektiğini fark eder. Tam da bu noktada arkadaşı Yevreinov onun aklına güzel bir fikir sokar. Söz konusu fikir kitabın 9. sayfasında şu şekilde karşımıza çıkıyor:
“Üniversite fikrini bana gözleri kadın gözleri gibi yumuşak, yakışıklı, sevimli bir genç, N. Yevreinov vermişti. Yevreinov benim oturduğum evin tavan arası odasında kalıyordu. Sık sık elimde kitapla görüyordu beni, ilgisini çekmişti bu, tanışmıştık; kısa bir süre sonra da Yevreinov bana “bilime karşı olağanüstü bir yeteneğim olduğunu” söylemeye başlamıştı.”
Satırlardan da anlaşılacağı üzere zaten okuma heveslisi olan Aleksey, Kazan’a üniversite okumak için gitmeye karar verir ve esas serüven başlar. Kazan’a vardığı zaman ortaya çıkan konaklama problemini arkadaşı Yevreinov’da kalarak çözen Aleksey, ne yazık ki üniversiteye hemen kaydolamaz fakat bu süreci de boş geçirmez. Yevreinov okulda gördüklerini arkadaşına anlatır ve Aleksey en azından eğitim hususunda çok fazla bir kayıp yaşamamış olur. Ben kitabı okurken bahsettiğim süreç için “Birinci Dönem: Başlangıç” şeklinde not alarak aslında Gorki’nin hayatını kendimce bölümlere ayırmış oldum. Sizlere sadece ilk iki bölümü aktaracağım çünkü ayırdığım dört bölümün tamamını aktarırsam, kitabı okumamış olan arkadaşlarım için incelemem bir bilgilendirme metninden çok “spoiler” metnine dönüşecek. Zaten ana çerçeveyi sunmak için de ilk iki bölümün yeterli olduğu kanaatindeyim.
“İkinci Dönem: Gerçek Hayat”
Kendisini Yevreinov ailesine yük olarak gören Aleksey iş bulmak için evden kaçar ve Volga kıyılarına iner. Geçici işlerde çalıştığı bu dönem, aynı zamanda üniversite hayalinden de vazgeçtiği dönemdir. “Gerçek Hayat” ifadesini tercih etmeme sebep olan olay budur. Çünkü hayalleri için yurdundan ayrılırken belki de karşısına böylesine farklı bir toplumsal gerçekliğin çıkacağını bilmiyordu.
Onu üniversite okumaktan vazgeçiren ilk şey şüphesiz ki para kazanmak uğruna iç içe geçmiş olduğu bu yeni hayatın içinde kaybolmaya başlamasıydı. Demek istediğimi sayfa 14’te yer bulan şu satırlar aydınlatacaktır:
“Orada önümde, alabildiğine hasis, gözü doymaz, içgüdüsel olarak kaba insanlar dönüp duruyorlardı. Onların hayata öfkesi hoşuma gidiyordu; dünyada her şeye alaylı, düşmanca davranışlarından da kendi kendilerine umursamazlıklarından da hoşlanıyordum. Başımdan geçen olaylar bu insanlara çekiyordu beni, onların acılarla dolu çevresine girmek isteğini uyandırıyordu bende.”
Görülüyor ki Gorki’nin vazgeçişi “dış etkenler” sonucunda gerçekleşiyor. İlerleyen tüm sayfalarda bu dış etkenler karşımıza çıkacak çünkü Gorki hayatının yelkenini bunlara bağlı olarak yönlendirecek. Kimi zaman Derenkov sayesinde yüzünü maneviyatına dönerek halk sevgisiyle coşan, kimi zaman da Romas yüzünden hayata karşı ilgisini kaybeden ve topluma karşı olumsuz duygulara kapılan bir Gorki karşımıza çıkacak. İncelememi hazırlarken okumuş olduğum bir makalede bu durum şu satırlar ile oldukça güzel ifade edilmiş:
“Gorki’nin mücadelesi koşulların bir yansımasıdır. Bu durum Bruce Hood’un çalışmasında ayna benlik olarak da adlandırılır. (Hood, a.g.e., sf. 17) Başka bir deyişle Gorki’nin varoluşu çevresindekilerin bir yansımasıdır.” (Serdar Metreş, Otobiyografi Sanatı Bağlamında Maksim Gorki’nin “Çocukluğum”, “Ekmeğimi Kazanırken” Ve “Benim Üniversitelerim” Üçlemesi, İstanbul, 2019)
Satırlarımın sonuna gelirken bir noktaya daha değinmek isterim. Gorki’nin yaşadığı çalkantıların ortaya çıkmasının işten bile olmadığıdır. Çünkü gerek dönemin Rus çarlık yönetimi gerekse böyle bir yönetimin doğurduğu sosyolojik yapı pek de yaşanılacak bir hayat sunmamaktadır. Yani aslında önceki satırlarda bahsetmiş olduğumuz “dış etkenler” suçlu ya da gereksiz sayılamaz. Öyle ki söz konusu etkenlerin her biri Gorki’nin “üniversitesidir”. Günümüzde de birçoğumuz için benzer bir durum geçerli değil midir? Çoğumuz hayallerimiz için ilk olarak içinde bulunduğumuz düzenin karşımıza çıkarttığı engelleri aşmak, kitaptaki değimle de “hayat üniversitesinden” geçmek zorundayız.
Peki siz Benim Üniversitelerim hakkında ne düşünüyorsunuz? Okumuş olanların yorumlarını sabırsızlıkla bekliyorum. Hoşça kalın!