·516 syf.····Okunma: 04 Kasım 2020 11:25 “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” satırlarıyla başlıyor Kemal hikayesini anlatmaya. Bir kitaba daha ilk sayfasında bağlanabilir misiniz? İlk cümlesiyle beni içine çeken, ilk paragrafını bitirdiğimde “Ben bu kitabı okumalıyım.” deyip hiç şüpheye düşmeden kalınlığına rağmen bir çırpıda okuduğum bir roman oldu Masumiyet Müzesi. Oldukça etkileyiciydi, kesinlikle herkesin okumasını ve deneyimlemesini isteyeceğim ve önereceğim bir eser.
Roman birinci şahsın ağzından, Kemal’in ağzından anlatılıyor. Bu anlatımın kitabın büyüsünde o kadar büyük bir etkisi var ki... Bu kadar iyi betimlenen bir aşka daha önce hiç denk gelmemiştim. Çektiği acının bedeninin nerelerine yayıldığını, mutluluğu en çok nerede hissettiğini, kıskançlıktan gözü döndüğünde sebep olmayı düşlediği vahşet anlarını ama dışarıdan tepkisiz gözükmenin onda sebep olduğu ızdırapları o kadar güzel anlatıyor ki Kemal, bir eşyayla özlem gidermeye çalışacak kadar sevmenin ne demek olduğunu göstermeye çalışırcasına aşkını amacı haline getiriyor. Hem saf hem tutkulu, hem bencil hem düşünceli bir aşk onunki. Bir de diğer aşığımız var, Füsun. Onu Kemal kadar iyi tanıyamadığım için bazen onu kullandığını düşündüm bazense delicesine ve çocukça aşık olduğunu, bazen ona kızdım bazen de ona kıyamadım ama ne hissedersem hissedeyim onu çok da anlayamadım. Sanırım Füsun’un gerçek hislerini yorumlamak biraz da okuyucuya bırakılmış.
Betimlemelerin, anlatımın akıcılığının yanında muhteşem bir dönem incelemesi de sunmuş Orhan Pamuk bu kitabında. 70’lerde yaşayan burjuvanın modernleşme çabalarını, sadece yüksek gelirli insanlar arasında göz ardı edilmeye çalışılan ama kız düşük gelirli bir aileden geliyorsa yerden yere vurulmasına sebep olan bekaret algısını, din olgusunu, değişen İstanbul’ u ve insanların ilişkilerini ince ince dokumuş. Kitap uzun bir dönemi anlattığı için değişimlerin çoğu gözümün önünde yaşanıyor aslında, bu da oldukça keyifli bir anlatıma sebep olmuş.