·169 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mayıs 2021 23:58 İncelemeye başlamadan önce hayatı herhangi bir ideolojinin radikal, keskin sınırları içerisinde yaşamamak gerektiğini, ancak iyi/kötü hemen her ideolojinin insanlığa bir şeyler kattığını kabullenmek gerektiğini belirterek başlayalım. Mesela ülkemizde geniş kesimlerce nefretle yaklaşılan Karl Marx için, "belki kapitalizmin duvarlarını yıkamadı, ancak bizler daha iyi nefes alabilelim diye o duvarın üzerinde sayısız delikler açtı." diyebiliriz. İşçi hakları, sendikalar, sosyal devlet anlayışı onun fikirleri üzerinde bugünkü şeklini almıştır.
Burda herhangi bir ideoloji üzerine güzelleme yapacak değilim, sonuna kadar dinlerseniz ben başka bir şey söyleyeceğim.
Bir güzelliği sevebilir, hatta hayatı "o güzellik uğruna dövüşebilmek" olarak algılıyor olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken şey tek güzelin sizin güzel dediğiniz şey olmayabileceğidir. Kendinizi o "keskin sınırlar" kafesine hapsetmeyin. Ki böylelikle bu tarz kitaplardan da bir şeyler katabilin kendinize, ya da insanları keşfederek hayatınızı daha verimli kılabilin.
Kitap, Ahmet ve İsmail karakterleri üzerinden Nazım Hikmet'in yaşantılarına ve şahit olduklarına değiniyor. Yazar, karakterler üzerinden hayatına dair anekdotlar paylaşıyor. Mesela 1928, 1931, 1938 vs gibi yıllar İsmail'in cezaevine girdiği gibi Nâzım Hikmet'in de hapis yattığı yıllardır. İsmail'in eşine siyatik ağrısından yakınması gibi Nâzım Hikmet de eşine mektuplarında sık sık bunu yazmıştı. Yine bu karakterlerin yaşadıkları bazı işkence, tecrit, mahkeme vs olaylar da Nazım Hikmet'in yaşadığı ya da şahit olduğu olaylar. Dileyen bu benzerlikler üzerine yazılmış incelemeleri bulabilir.
Kitapta bir grup komünist gencin başından geçenler kesitler halinde verilirken bir döneme de ışık tutuluyor. Olaylar büyük ölçüde İstanbul, İzmir ve Rusya'da geçiyor. Üslûp olarak yazarın Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiir kitabıyla yada Oğuz Atay romanları ile benzerlik göstermek mümkün. Net bir olay örgüsü olmadan, sahneler arasında ani geçişler olabiliyor.
Nazım Hikmet, yaşadığı devirde vebalı muamelesi gören, bu yüzden sürgünde hayata gözlerini yummuş bir yazar. Her ne kadar şu an bu kimliği görmezden gelinse de yaşadığı yıllarda adı devlet tarafından kara listenin başlarına yazılmış bir yazar. Kitapta neden sürgünde olması gerektiği(!) de gözler önüne serilmiş. Çünkü bugün dahi bu topraklarda yaşandığı inkar edilebilen/görmezden gelinen idam, kurşuna dizilme, işkence, tecrit koğuşu... gibi ayrıntılar var. 1962'de yazılan bu kitap bugün dahi bazı kesimlerin sinir uçlarına dokunabilecek sahneler içeriyor.
Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eserinde de okuduğumuza benzer bir kısım var. O kitabı okuyanlar da anımsayacaktır:
'Ve müdüriyette her kalkışında sopanın altından
(yanaklarında parçalanmış gözlüğü)
ve tabanlarında ayıpladığı bir sızı)
yüreğinde fakat
hiçbir şey söylememiş
hiç kimseyi ele vermemiş olmanın rahatlığı‘
dizelerini.
Heja'nın bir şarkısının (7 kurşun) giriş kısmında biri konuşuyor. "Düşün öyle bir yaşam, yani insan bunu idrak edemiyor, ve orada insan ölmek istiyor fakat ölümü de bulamıyor. İşte hala görüyorsunuz benim gerek üzerimdeki izleriyle, fark edersiniz yani ruhuma nasıl işlemiş. Çünkü insanlardan korkuyordum ve halen de korkuyorum. Tekrar aynı şey yapılsa, insanların duyarsızlığından korkuyorum, ses çıkarmayacaklar diye, evet. Korkuyorum."
Kitaptan bir alıntı: Gençlik, gençlik, tez ol, giden kuşakların yerini almaya gel!
Velhasıl kelam, üniversite kampüslerindeki fikir özgürlüğünün toplumun geneline yayılması için mücadele etmek lazım. Biz, bağımsızlığı için ağır bedel ödemiş, ancak gerçek manada özgürlüğü hala içselleştirememiş bir coğrafyanın insanlarıyız. Bunun için mücadele etmemiz, her ideolojiye saygılı, insanların temel hak ve hürriyetlerinin öncelikli mesele olduğu bir pozisyonda konumlanmamız gerekiyor.
Bu kitap da buna aracı olabilecek içeriğe sahip. Yaşanan tüm acılara empatiyle yaklaşabilirsek ancak bu ülkede bir umudumuz olacaktır. "Yaratılmışların en şereflisi" olabilmenin de ancak bu yolla mümkün olacağını düşünüyorum ben. Kitapla kalın...