Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (Romanlar 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.696
Gösterim
Adı:
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Alt başlık:
Romanlar 3
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
169
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750804465
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Nâzım Hikmet'in sayısı sadece dört olan romanları yaratıcı çalışmaları içinde daha sınırlı sayıda olsa da, yazarı bütüncül olarak tanımak için vazgeçilmez bir okuma oluşturuyor. Genelde Nâzım Hikmet'in bireye, topluma, olaylara ve olgulara "tarihsel diyalektik" açıdan bakışını veren bu romanlar, aynı zamanda, özellikle Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim'de gizli bir otobiyografi niteliği de taşıyor. "Nâzım Hikmet Külliyatı" bu romanlarsız düşünülemez...
Nazım Hikmet’in hiç romanını okumamıştım, bu kitabının da roman olduğunun farkında değildim. Kitabı okumak için elime alıp kapağını açtığımda şiir değil de düz yazı çıkınca şaşırdım. Kitaba böyle bir sürprizle ve büyük bir merakla başladım.

Nazım Hikmet’in 1962’de tamamladığı kitabı Sovyetler Birliği’de Rusça olarak Romantika ismiyle basılır. 1964’te Bulgaristan’da Türkçe olarak basılır. Ülkemizde de ilk kez 2002 yılında basılır ancak ‘Komünistim’ sözcüğünün geçtiği şiiri ‘Emekçiyim’ şekilde basılarak sansür uygulanarak. Buna, şaire yapılan saygısızlık, ayrıca komünizm, komünist sözcüklerinin yasaklayan kanunların kalkmasına rağmen yayınlama haklarını ellerinde bulunduranların bu keyfi uygulamalarının haksız olması nedeniyle tepki gösterilir. Bendeki 2018 baskısı aslına uygundu. Roman şeklinde yazdığı birkaç kitabı daha varmış ama şiir kitaplarının gölgesinde kalmış edindiğim bilgilere göre.

Roman TKP üyesi olduğu için aranan Ahmet’in gizlenmek için İzmir’de olan eniştesini ziyaretiyle başlıyor. Eniştesi kendisinin de arananlar listesinde olduğunu söylemesi üzerine dava arkadaşı İsmail’in kulübesinde kalmaya başlar. Bu zorunlu kalış sürecinde zihninde anılar canlanır. Anlatımda zaman ve mekanlar arasında geçişler görülür. İlk olarak üniversite yıllarını, Moskava’yı, Anuşka’yı anımsar.

Betimlemeleri okurken -harika betimlemeler yapmış yazar -Nazım Hikmet’in Sovyetler Birliği’ndeki izlenimlerinden faydalandığını düşündüm. Sayfalar ilerledikçe Ahmet’in kimliği-paşa torunu olması, Sovyetler Birliği’nde üniversite eğitimi görmesi, öğretmen olarak Bursa’ya gitmesi vb.- ve yaşadıklarının Nazım Hikmet’in yaşamıyla örtüştüğünü gördüm -Kitabın ilerleyen sayfalarında da İsmail’in yaşadıkları, tutuklanması, tahliye olup çıksa da tekrar hapishaneye girmesi gibi olaylarda da Nazım Hikmet İsmail karakterinde de kendi yaşadıklarını anlatıyor-Bunu fark ettiğim andan itibaren kitap daha anlamlı bir hale geldi.

1920 ve 1950 yılları arasındaki dönemde Ahmet’in ve İsmail’in yaşadıkları düz bir zaman çizgisinde değil yıllar arasında ani geçişlerle anlatılıyor. Bu geçişlerde yıl belirtilmiyor olayların gelişiminden, karakterlerden bazen de zamana yapılan vurgulardan anlaşılabiliyor. Bu durum ilk anda bende anlatılanlar arasında kopukluk oluşturduysa da kısa bir süre sonra bu geçişleri daha rahat kavramaya başladım.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya geçerek yaralanan askerlerin bakımsızlıktan köy odalarında inleye inleye sabaha çıkmamalarını, Anadolu’da kadınların ezilmişliğini, fakirliğini, açlığını gören Nazım kitapta Ahmet o kadar çok üzülür ki o an Kuvayi Milliye Destanı ve içinde yer alan Kadınlarımız şiirlerini hangi duygularla yazdığını anlıyorsunuz.

Nazım’ın 1923’lü yıllarda Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde (KUTV) aynı odayı paylaştığı arkadaşı Sİ YA U ve aşık olduğu Anuşka’yı, ona duyduğu hisleri anlatıyor. Bazen onu arkadaşı Sİ YA U’dan kıskanır. Yazarın hemen sonrasında okuduğum 385 Satır kitabında Sİ YA U’nun hatırasına yazdığı Jokond ile Sİ-YA-U adlı bölüm var. Nazım Hikmet 1 Mayıs’ta tutuklanıp ülkesine gönderilen Sİ YA U’nun gerici güçler tarafından öldürüldüğü haberi üzerine yaşadığı acı nedeniyle yazmış. Ayrıca orada olduğu dönemde Lenin’in ölüm haberi duyulduğunda halkın tepkisini, cenazesi başındaki nöbeti, 1 Mayıs kutlamalarını, oradaki arkadaşlarıyla siyasal faaliyetleri ve tartışmalarının yer aldığı kısımlar ilgi çekici.

Suphilerin ölüm anını da gözünde canlandırıyor Ahmet. Ankara Hükümetince görüşme için çağrılıp Karadeniz’de bir motor içinde 2,5 saat süren boğuşmayı anlatıyor. Kötü bir şey, keşke böyle bir şey olmasaydı demem geçmişteki hataların yükünü hafifletmiyor.

Ahmet’in masada oturup neden ve her şeye rağmen komünist olmasıyla ilgili hesaplaşması var diyor ki “Ne kitaplardan, ne ağız propagandasıyla, ne de sosyal durumum yüzünden geldim geldiğim yere… Beni geldiğim yere Anadolu getirdi. Kıyısından şöyle bir üstünkörü seyrettiğim Anadolu. Yüreğim getirdi beni geldiğim yere… İşte böyle…” Yüreği, vicdanının sesiyle halkın yanında olan Nazım Hikmet yıllardır sevenlerinin yüreklerinde yer etmiş ve yer etmeye de devam ediyor onu yasaklayanlara inat.

Yazar İsmail karakterinde de, İsmail’in komünist olması nedeniyle birçok kere tutuklanması, işkence görmesi, hapishanedeki günlerini anlatıyor. Öncesinde ilk saldırı hamlesini yaparak güç alıp üzerine çullanılarak saatlerce falakaya yatırılan, hücrede günlerce aç bırakılan, tabutlukta aklını yitiren arkadaşını gören, hapishanede komünisti öldürürsen ceza indirimi alırsın diyerek azmettirilen adi suçlu bir mahkum tarafından ölümden kıl payı kurtulan, Erkin gemisinde ensesine silah doğrultularak güvertede yürütülerek psikolojik baskı uygulanan İsmail yılmaz, devrim mücadelesine devam eder nice devrimcide olduğu gibi.

Nazım Hikmet’in Ahmet ve İsmail karakterleri aracılığıyla anlattığı yaşamından kesitlerde döneme ilişkin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik bilgiler edinmenin yanı sıra Nazım’ın hayatına tanık olup olaylar hakkındaki duygu ve düşüncelerini okumak büyük bir ayrıcalık ve heyecan veren bir şeydi. Şiirlerini yazmasına neden olan birçok şeyi şimdi daha iyi anlayabiliyorum.

Yazarın zaman, mekan, kişiler arasındaki geçişlerle, olay örgüsüyle, izlenimlerini, duygularını, düşüncelerini sanatsal yeteneğiyle donatarak edebi açıdan da değerli bir eser oluşturmuş. Okumaya doyamadım.

Siz de okuyun, üstadı yakından tanımak güzel şey be kardeşim!


"Bu yakınlığı, bir insanın başka bir insana, bir insanın bana böylesine yakınlığını, bu güvenli, bu gözümü yaşartan yakınlığı bir daha duymayacağım. Bütün bu düşündüklerim, biliyorum, bütün bunlar romantika. Kaç yıldır ömrüm romantika. Kerim’inki de, daha tanımadığım, ama tanıyacak olduğum bir yığın insanınki de Suphi’ninki de, Petrosyan’ınki de, Marusa’nın, Anuşka’nınki de romantika." S 157

“Gün oluyor, memleket aklıma gelmiyor, amma sonra, durup dururken çarpıyor kokusu burnuma. Bu kokunun içinde yaşıyorum günlerce, haftalarca, hasretle, acıyla, kimi kere ağlamaklı olarak. “ S 145

Kitapta geçen kişilerle ilgili, bakmak isterseniz:
http://turkish.cri.cn/...0/10/19/1s128979.htm

http://www.mevzuedebiyat.com/...simdeki-komunistler/
Nazım Hikmet Ran'ın okuduğum ilk romanı.Romana bir tedirginlik ile başladım açıkçası.İşin ucunda o güzel şiirleriyle tanıdığım Nazım'ın roman yazarlığında aynı başarıyı gösterip gösteremeyeceğini öğrenmek vardı.Şu an dönüp baktığımda rahatlıkla söyleye bilirim ki yersiz bir tedirginlikmiş bu,gayet başarılı bir kitap olmuş.
Romana başladığımda Nazım'ın bir kaç farklı karakteri ve zaman dilimini romanda peş peşe sıralamasından,konudan konuya,karakterden karaktere ansızın geçmesinden dolayı kitabın anlatım tarzına alışmak biraz sürse de karakterleri tanıdıkça kitabın bu yönü akıcılığı etkilememeye başladı diyebilirim.
Romanımızın hikayesi Nazım Hikmet'in bu güne kadar şiirlerinde konu edindiklerinden çokta farklı değil tahmin edebileceğiniz gibi. Başka bir dünyanın özlemini çeken Anadolu insanlarından bir kaçını,hikayelerini, bu özlemlerinin sırtlarına yüklediği yükü,işkenceleri,ölümleri,kaçak hayatları konu alıyor kitabımız. Mustafa Suphi'lerin 15'lerin kitapta anılması,akıbetlerinin anlatılması kitabı daha doyurucu hale getirmiş de diyebilirim.Okuyun,okutunuz diyebileceğim bir kitap.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.432 Oy)19.197 beğeni43.805 okunma3.042 alıntı184.754 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.628 Oy)8.905 beğeni28.985 okunma861 alıntı140.947 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.793 Oy)13.520 beğeni34.850 okunma3.469 alıntı147.477 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.037 Oy)5.450 beğeni17.498 okunma1.020 alıntı60.778 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.629 Oy)9.132 beğeni25.573 okunma1.594 alıntı128.353 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.371 Oy)9.333 beğeni25.940 okunma1.865 alıntı120.027 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.965 Oy)8.936 beğeni26.563 okunma2.715 alıntı116.023 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.516 Oy)8.114 beğeni23.017 okunma855 alıntı90.831 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.530 Oy)7.942 beğeni21.545 okunma4.059 alıntı130.713 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (4.037 Oy)4.373 beğeni12.821 okunma2.454 alıntı71.182 gösterim
“Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim"

Bu sözü ne zaman söylersiniz? Ya da daha anlaşılır şekilde sorayım: bu sözü ne zaman söyleme ihtiyacı hissedersiniz? Daha yaşamın “yolun başında” denilen safhasında olmama rağmen cevap vermeye çalışayım. Ölümden önceki son adımda söylersiniz ya da ölümden beter, haketmediğinizi düşündüğünüz zamanlarda -özlemle- haykırırsınız. Kitapta her güzel temenniden sonra  “Allah kahretsin" ile bitmesi bu anlamda tesadüf gelmiyor.

Yaşamda, insanların kendi yolunu çizmeye çalıştığı yaşamda her şeyin yolunda gitme olasılığı nedir? Bunu tahmin etmek pek kolay değil. Bence yine ölümden  önceki son adımda yaşayarak görebiliriz. Hayat bir cilvesi olarak bunu adlandırırken “kader” diye bize söyletmiyor mu? Bir dini inanca sahip birey bunu kader olarak kabul ediyor. Kelime anlamı olarak “Olacakların önceden belli olan yazgı” anlamına geliyor. Her şeyin belli olduğu ama kimsenin bilmediği, kabullenilmesi istenilen olgu... Ben kaderlerin insanların elinde olduğuna inanıyorum. Ama bazen inandığımdan uzak olarak keşke “inançsız olsaydım” dediğim zamanlarda olmadı değil. Zamanla insanlara karşı inancım öyle baltalandı ki kaderi iyi ve güzel anlamda değiştirebilecek yapıda ve istekte olmadığını farkettim. İnancı,ırkı,rengi ve cinsiyetinin ayrımcılık seviyesinde değerlendirebilecek kadar önemli olmayan ve dünyada azınlıkta olan kaderin bile değiştiremediği insanları ayrı bir yere koymak istiyorum. Çünkü beni kader inancına bağlı kılan tarafım böyle inanmayı gerektiriyor. Neyse kendi düşüncelerimden  sıyrılıp kitapla ilgili bir kaç bir şey söylemek istiyorum.

Nazım Hikmet'in "  Kan Konuşmaz " ve " Yeşil Elmalar " ile yayımlanmış üç romanından biridir “ Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim .“ Ana karakter Ahmet aslında Nazım Hikmet'in kendisini anlatmasına yardımcı oluyor. Sade, akıcı ve okuyucu yormayan bir anlatımının olması okuyucunun büyük bir keyif almasını sağlıyor. Ayrıca gerçeklerle harmanlanmış olması romanın başka bir dikkat çeken yönü. Kitabı özellikle Nazım Hikmet’le tanışmak için doğru bir seçim olduğunu görüyorum. Anuşka’ya olan aşkını, siyasi düşüncelerini, memleket hasretini...Her şeyi...görüp görülebilecek her şeyi... onun gözünden dinlemek çok anlamlı çok güzel...Sonunda “Allah kahretsin” olmayan  “ Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim " dediğimiz hep umut ve güzellik dolu günleri yaşamak dileğiyle… Keyifli okumalar...

Konu Nazım Hikmet olunca şiiri olmayan bir inceleme düşünülemezdi. Kitabın adına uygun dizelerle bitirmek istiyorum.

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşcesine…

Bu hasret bizim!”
"Nazım Hikmet Külliyatı" bu romansız düşünülemez.

Kitabın başlarında her ne kadar bir konudan bir diğer konuya, karakterden karaktere ansızın geçmesi bütünlüğü anlamamda kargaşalık yarattığını düşündürse de okumaya devam ettikçe sürükleyiciliği arttı ve anlam kargaşamı yok etti.

içerik olarak;
Osmanlı'nın son yıllarını, savaş yıllarındaki Anadolu'ya geçişlerin zorluğunu, TBMM'nin kuruluş yıllarını konu almasının yanında Nazım'ın vatan severliğini gözler önüne seriyor.
Ana karakter olan Ahmet'i bir bakmışsınız İzmir de , SSCB de, Ankara da , Anadolu da bir de bakmışsınız hop İstanbul da görüyorsunuz.
Karakter(Ahmet,İsmail,Anuşka,Neriman,Marusa,Kerim,Ziya,
Sİ-YA-U) anlatımı size o an yanlarındaymış gibi ve karakterlerle yaşıyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Bu hissi yaşatması "Nazım Hikmet Ran" ustalığı..

Şunları söylemeden de geçemeyeceğim ;
o zorlu yıllarda içeriye düşen İsmail ve nice İsmaillere yapılan işkenceleri düşündükçe insanın içi parçalanıyor hatta Kerim'in işkencelere dayanamayıp çıldırması son damla oluyor.

Nazım Hikmet Ran ne güzel bir adamsın ..
" Hangi limana gider bu yüz direkli gemi "
" Yaşamak güzel şey be kardeşim " yaşayın,yaşatın, okuyun, okutun...
İzmir'de küçük bir balıkçı kulübesinde Ahmet'in kuduz nöbetinde yaşadıklarını okurken bir anda Sscb'de Anuşka'yla sonra İsmail'in anadoludaki karakolda yaşadığı işkencelere üzülürken buluyorsunuz kendinizi . Nazım Hikmet şiirsel bir dille kendi hayatından da kesitler vererek Osmanlının son yıllarını ,kurtuluş savaşında anadoluya geçişini ,Ankara hükümetinde o zaman gerçekleşen olayları ,Sscb'ye geçişini, Lenin öldüğünde nöbet tutuşunu, Anuşka ve Si-ya-u'yla olan arkadaşlığını ve daha birçok şeyi çok güzel anlatıyor . Kitap boyunca Ahmet İsmail Kerim Anuşka Si-ya-u başta olmak üzere bütün karakterler çok güzel işlenmiş ve ve hepsine çok yakın hissediyor insan kendini . Özellikle Nazım Hikmet severlerin ve Tbmm'nin kuruluş yılları hakkında meraklı olanların çok beğenerek okuyacağı bir kitap
Nazım Hikmeti oldum olası sevmişimdir.Okuduğum ilk romanıydı ve tavsiye edeceğim kitaplardandı.Zamanlar ve mekanlar arasındaki geçişinde hiç kafa karıştırmamakla beraber sizi dünyadan dünyaya sürüklüyor.
Nazım'ı nelerin Nazım yaptığını anlamak.Nasır'ın serbestliğinde muazzam kalemi ile oluşturduğu bu insanı içine çeken romanı okumamak çöldeki tanrı'nın lütfu olan vahaları bulupta içmemek ile eşdeğerdir.
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Nâzım Hikmet'in bir romanıdır. 1962 yılında yazılan kitap, Türkiye'de 1966'da basıldı. Kitabın ana kahramanı Ahmet'in, İstanbul, Anadolu ve Sovyetler Birliği'nde Rusya'da geçen hikâyesini anlatmaktadır
Daha çok şiirleri ve çevirileriyle bildiğimiz Nazım Hikmet’in bu kitabı, ana karakterin nezdinde bize kendi hayatına dair ufak bilgiler veriyor.

42 günlük kuduz nöbet süresi ve Bolşevik devrimi çerçevesinde gelişen hayatının farklı dönemlerini bize kitap içinde sunan yazar, bunu bilinenin aksine sırasıyla değil olaydan olaya atlayarak karışık bir şekilde ele alıyor.. Satırları okurken, Rusya’da bir meydanda sarhoş dolaşırken birden İzmir’de kırık dökük bir kulübenin içinde oluyorsunuz, oradan da Batum’a kaçan bir teknenin içinde. Kitabı bitirdiğiniz zaman bu olayların hepsinin birbirini tamamladığı görmek, Nazım Hikmet’in edebiyatımızda neden bu kadar değer gördüğünü bizlere gösteriyor. Ek olarak kitabın diğer karakterleri ise yazarın hayatının bir döneminde mutlaka var olmuş, onda bir şeyler bırakmış kişiler. Aşkı ile Nazım'ı etkileyen Anuşka, yazara saklanmasında yardımcı olan İsmail, Rusya’daki Çinli oda arkadaşı si-ya-u...

Son olarak tabii ki de yazarın siyasal olaylar karşısındaki muhalif tutumunu unutmamak gerekiyor. Hepsini bir araya getirdiğinizde de ortaya “Yaşamak Güzel Şey be Kardeşim” gibi bir eser çıkıyor.

Bu arada kitabın ismi ise iki sevgilinin birbirlerine söylediği her cümlenin sonunda “kardeşim” demelerinden geliyor.
Şair bir adam, şiir gibi bir roman...

Nazım Hikmet, yaşadığımız zaman diliminde fazlasıyla revaç bulan şairlerimizden biri. Genellikle Instagram kızlarımızın gönderilerinin açıklamaları da dahil olmak üzere olur olmadık her yerde gördüğümüz dizeleri sayesinde tanıdığımız(!) Nazım Hikmet gördüğümüzün, duyduğumuzun ve bize anlatılanların ötesinde bir adam. Nazım Hikmet sadece Vera, Münevver ya da Piraye'den ibaret değil; toplumu ve vatanını düşünen bir memleket sevdalısı.

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Nazım Hikmet'in otobiyografisi niteliğinde, Nazım Hikmet'i ciddi anlamda tanımak için de okunabilecek en samimi ve doğru olduğuna inandığım bir kaynak.

Ana hatlarıyla incelediğimiz zaman Nazım Hikmet'in şairliğini, her bir cümledeki yaşanmışlığı ve samimiyeti iliklerimize kadar hissetmemiz mümkün. Şiirmişçesine yazılan bu romanda olayları aktarırken ses ahengini yakalamış olması Nazım Hikmet'in ne büyük bir şair ve de yazar olduğunun göstergesidir. Kullanılan anlatım biçimi ise oldukça tuhaf. Baş kahramanımız Ahmet olayların kimi yerinde anlatıcı olurken kimi yerinde ise olaylar üçüncü bir kişi ağzından anlatılıyor. İlk başlarda anlamakta zorluk çekmeniz ve kafanızın karışması muhtemel; ancak kısa sürede bu tuhaf anlatım biçimine alışıyorsunuz ve kitap tam anlamıyla akıp gidiyor. Ayrıca olaylar aktarılırken zaman içinde zikzaklar çiziyor, Nazım Hikmet ile birlikte oradan oraya savruluyorsunuz.

Okumak güzel şey be kardeşim!
İçerik açıdan incelemek gerekirse anlatılanların gerçek olduğu, bir zamanlar insanların bunları yaşadığı düşüncesi okurken insanın içini cız ettiriyor. Üslup açısından bakacak olursak anlatıcı sürekli değiştiği için olayları takip etmesi biraz zor oluyor. Bütünüyle ele alırsak "YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM" dedirtiyor insana...
Nazım Hikmet'in okuduğum ilk romanı, çoğu kişinin de öyle incelemelerde gördüğüm kadarıyla. Şiirlerde çok etkili bir insanın romanın da bu kadar güzel olacağını beklemiyordum. (Ne kadar Nazım Hikmet'e karşı çok büyük hayranlık beslesem de ön yargım vardı. Hatta bir ara kitabı yarım bırakmayı düşünmüştüm. Aslında olay örgüsü ilerliyordu ama bir şairin romanını okumayı garipsemiştim. Neyse ki Nazım Hikmet'e karşı beslediğim hayranlık ağır bastı ve kitabı bitirdim. ) Ama bence kitabı gerçekten etkileyici kılan kısmı otobiyografik eser niteliği taşıması.
Sevdayım tepeden tırnağa,
Sevda: görmek, düşünmek, anlamak,
Sevda: doğan çocuk, yürüyen aydınlık,
Sevda: salıncak kurmak yıldızlara,
Sevda: dökmek çeliği kan ter içinde,
...
İstanbul denizinin dibinde kefalden, uskumrudan, torikten çok denizaltının kaynaması umurumda değil. Anadolu'ya gidiyorum, Mustafa Kemal Paşa'ya.
Hapiste, tecritte, münferitte yıllarca yatanlar vardır. İyi ama onlar kapılarını açıp dışarı çıkamayacaklarını önceden biliyor. Bense kapıyı şimdi açıp çıkabilirim. Açabileceğimi önceden bildiğim kapıyı açamamanın çilesini çekiyorum.
-Size yol harçlığı vermediler mi?
-Verdiler
-Ne kadar?
-Onar lira...
Önce şaştım, sonra utandım, sonra tepem attı:
-Bana 100 lira verdiler, dedim.Siz cepheye gidiyorsunuz ben resim yapmaya. Ama benim teyzeoğlu mebus Ankara'da 100 lirayı onun için yolladılar.Rezalet. Allah kahretsin. Bana şu kadarcık iyilik etmek isterseniz, şu parayı birlikte yiyelim.
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 52 - Yapı Kredi Yayınları
dünya niye kahpe olsun? dünya güzel. dünya güzel ne demek? dünyanın nesi güzel? insanların yüzde kaçı için dünya güzel? insanların kocaman çoğunluğu. "dünya güzel mi, değil mi?" diye düşünmüyor bile, bu dünyada haksızlık yokmuş, açlık yokmuş. zulüm yokmuş, ölüm yokmuş gibi. haksızlığın, açlığın, zulmün ölümün içinde yaşıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Alt başlık:
Romanlar 3
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
169
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750804465
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Nâzım Hikmet'in sayısı sadece dört olan romanları yaratıcı çalışmaları içinde daha sınırlı sayıda olsa da, yazarı bütüncül olarak tanımak için vazgeçilmez bir okuma oluşturuyor. Genelde Nâzım Hikmet'in bireye, topluma, olaylara ve olgulara "tarihsel diyalektik" açıdan bakışını veren bu romanlar, aynı zamanda, özellikle Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim'de gizli bir otobiyografi niteliği de taşıyor. "Nâzım Hikmet Külliyatı" bu romanlarsız düşünülemez...

Kitabı okuyanlar 371 okur

  • Murat Okutmuş
  • AYŞEGÜL
  • sevgilikavun
  • Ömer Akköse
  • begül gündoğdu
  • Jekyll Hyde
  • İbrahim Truhan
  • Beria
  • Burcu gunes
  • Güngör Mert

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%2.1
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%3.6
65+ Yaş
%3.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.5
Erkek
%44.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.3 (58)
9
%14.2 (16)
8
%22.1 (25)
7
%8.8 (10)
6
%0.9 (1)
5
%0.9 (1)
4
%0
3
%0.9 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları