BİR KUŞAĞI ANLAMAK
🌈 Yazar Evrim Kuran, İngiliz Dili-Edebiyatı ve İşletme Yönetimi Yüksek Lisans eğitimleri almış, ancak enerjisinin büyük kısmını kuşak araştırmalarına vermiş. Kendisi, dünyanın epeydir unuttuğu bazı kavramları, en önemli özelliklerinin duygusal zekaları olduğunu düşündüğü, bu çağın çocuklarının yani Z kuşağının, bizlere hatırlatacağını düşünüyor. Ancak bu öngörüsünü, desteklemek için, farklı sosyo-ekonomik şartlarda yaşayan Z kuşağı bireyleri ile yaptığı görüşmelerden yani saha araştırmalarından yola çıkıyor.
🌈“Neden Kuşak Çalışıyorum?” başlığı altında yazar görüşlerini şöyle açıklıyor. “ Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda ise paradigmanın (kalıp yargıların) kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz. Birey olarak, kurum olarak, toplum olarak...” Yazar çalışmalarının sonucu olarak kuşakların; dönemin gerçekliklerine karşı tutumlarına bakıldığında ikiye ayrıldığını, bunların dominant (baskın) ve resesif (çekinik) kuşaklar olarak tanımlanabileceğini ve bunların dönüşümlü olarak dünyaya geldiğini söylüyor. Her kuşak döneminin, ortalama 20 yıl olarak kabul edildiği araştırmalara göre;(1927-1945) Sessiz Kuşak, (1946-1964) BB Kuşağı, (1965-1979) X Kuşağı, (1980-1999) Y Kuşağı ve (2000-2018) Z Kuşağı olarak kabul ediliyor. İncelemeye konu olan bu kuşak, küresel terör, bulut teknolojileri, Bitcoin, ekonomik kriz, genç işsizliği, yetenek kıtlığı, PISA(Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı)-PIAAC(Uluslararası Yetişkin Becerilerinin Ölçülmesi Programı) ortamlarında yaşayan bireyler.
🌈Tek tip bir Z kuşağı yok. Mesela müzik her iki mahallenin gençleri için de olmazsa olmaz. Arka mahallenin Z kuşağı rap ve arabesk dinlerken, yüksek gelir grubu rock ve pop müzik dinlemeyi tercih ediyor. Her iki grupta da halk, sanat ve klasik müzik en az tercih edilen türler. Kitap okuma oranı düşük. Futbol her iki grup için de önemli, ancak arka mahallenin gençleri için spor ve müzik sıyrılma umudu. Benim en çok dikkatimi çeken şey ise şu oldu. Milenyum çağı gençleri için temel değer adaletmiş. Her iki grupta dünyada değiştirebileceğin tek bir şey olsaydı neyi değiştirirdin sorusuna ilk sırada adaletsizlik ve eşitsizlik cevabını vermişler. Haksızlıklar karşısında ortak cevap, öfkelenirim olmuş ancak takındıkları tavır konusunda farklılıklar gösteriyorlar. Arka mahalle gençliği kavga etmeyi-dövmeyi tercih ederken, örneğin kolejde okuyanlar birbirlerinden yardım isteyeceklerini belirtmişler. Yani uçlarda davranış örnekleri.
🌈Türkiye’de yaşamak sorusuna her iki grupta ‘zor’ cevabını vermiş. İki grupta Türkiye’de yaşamayı olumsuz ifadelerle tanımlamışlar. Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu da önceki yıllardan farklı olarak ‘göç’ olgusu. “Türkiye’den Avrupa’ya 1960’larda ekonomik nedenlerden başlayan göç hareketinde 2016’dan bu yana dikkat çekici bir değişim gözleniyor. Türkiye’nin beyin göçü tarihte sayısal anlamda benzeri görülmemiş bir noktaya ulaştı.”diyor yazar. Rol model olarak, her iki grup içinde ilk sırada aile bireylerinden biri gelirken ikinci sırada Atatürk geliyor. Ama düşündürücü kısmı ise her iki grupta da biliminsanları, yazarlar, akademisyenler ve iş insanları gençler üzerinde düşük bir etki yaratıyor. Hayallerindeki mesleklere gelince arka mahalle gençleri polis, ganyan bayi sahibi, dövmeci, mafya, şöför, esnaf, kuaför, tamirci, oto galerici, dansçı, imam, manken derken yüksek gelir grubu gençleri mühendis, doktor, mimar, hakim, eczacı, pilot, diş hekimi, psikolog, öğretmen, biyolog olmak gibi tercihleri varmış. Her iki grubada en büyük hayalleri sorulduğunda cevap, ‘idealimdeki işi yapmak’ olmuş. Onun dışında arka mahalle gençliği için zengin, ünlü, güçlü olmak hayalleri varken; yüksek gelir grubundaki ailelerin çocukları ise kalıcı işler yapmak, insanlara fayda sağlamak gibi hayallere sahipler. Ancak Y kuşağı gençliği ile yapılan araştırmada yarısına yakını hayallerini gerçekleştirebileceğine dair umutsuz iken, Z kuşağı gençliği hayallerine dair umutluymuş.
🌈 “Harry Potter gelmeyecek. İş başa düştü!” Samra Samer, 12 yaşında iklim aktivisti. Türkiye’den bir genç. Yazar küresel bir köye dönüşen dünyamızın vatandaşları olan bu gençlerin iyiye ve sahici olana değer verdiklerini gözlemlemiş. Z kuşağının kalbine giden yolun, sahicilikten geçtiğini söylüyor. Kitabın devamında ise; hem ebeveyn, hem eğitimciler hem de gelecek dünya tasarımının doğru bir şekilde gerçekleştirilmesi için hepimize çok iş düştüğünü hatırlatıyor yazar. Ebeveyn olarak, onlara sıkılmaya fırsat vermeyen bir dünya kurguluyoruz, yazarımız bırakın sıkılsınlar diyor. “Tüketim çılgınlığı ve aktivite bolluğu çocuklarımız için gereğinden fazla yapılandırılmış saatlerle dolu bir dünya yarattı.” Bu durumun çocuklarımızın çokça dijital dünyayla haşır neşir olmalarına sebep olurken, diğer yandan da onların yaratıcılıklarını öldürdüğünü söylüyor.Eğitimciler açısından ise, artık önceki zamanlar gibi ne eğitici, ne müfredat, ne de öğrenci merkezli bir öğrenmenin yeterli olmadığını, bunun yerine “bağlama odaklanmaktan” söz ediyor. “Bağlam, öğrenme ortamında bulunan her şeyin birbiriyle örülmesi, yani öğrencinin artık müfredatın(içeriğin) tüketicisi değil, türeticisi” durumunda olduğunu belirtiyor. Z kuşağı işbirliğine açık bir jenerasyon. Yazar yakın gelecekte, (21. yy’da) bu kuşağı istihdam edecek olan şirketlere ise, Z kuşağına bir şey üretmeyi değil de onlarla birlikte üretmeyi, onlara talimat vermeyi değil de onlarla birlikte çalışmayı öğrenmeyi tavsiye ediyor.
🌈 Sonuç olarak, geleceği üretecek ve yazacak bir kuşak olarak Z kuşağını anlamanın, hepimiz için önemli olduğunu düşünüyorum.