·779 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Mayıs 2021 00:32 Merhaba herkese.
Budala'yı satın almıştım ama merak etmemiştim aldığım zaman, oyuncu Metin Akpınar'ın "hayatını değiştiren bir kitap" olarak bahsetmesi üzerine okumaya başlamak istedim.
Dili çok basit, ve tüm olaylar ana karakterimiz Prens Lev Nikolayeviç Mışkin'in etrafında geçtiği için kitapta sürdürülebilmesi kolay bir akıcılık var.
Kitaptan bahsedecek olursam, Prens Lev Nikolayeviç Mışkin sara hastalığından muzdarip, İsviçre'de uzun bir süre tedavi görüp ülkesi Rusya'ya büyük beklentilerle geri dönüyor. Ancak kendisi kitaptaki bir başka karakter olan Yevgeniy Pavloviç'in de belirttiği gibi son derece tecrübesiz, inanılmaz derecede saf ve temiz kalpli (gerçekten inanılmaz derecede), ve Prens Mışkin'in kendisinin de farkına varıp itiraf ettiği gibi "şaşılası derecede ölçü kavramından yoksun" dur. Prens'i diğer insanlardan ayıran en temel ve bariz özelliklerinden birisi de onun son derece dürüst olması. Bence, Prens özgün, deneyimsiz ve SON DERECE İNSAN OLABİLDİĞİ İÇİN, (etrafındaki diğer yalancı, çıkarcı, bencil, açgözlü insanlara kıyasla, o çağın insanlarıyla uyuşmadığı için) kendisine sürekli "bir budala" olduğu söyleniyor. Prensin yaşadıklarına çok üzüldüm, bu kadar da olmaz dedim ama tam bir insan olduğu için, her zaman yapılması gerekeni yapabildi, duygularını kontrol edebildi.
Kitabın sonuna anlam veremedim, bizim Prens gerçekten bir budala olamayacak kadar akıllı birisi, Prens saf bir insan olduğu için anlayamadığım davranışlarını bu saflığıyla bağdaştırıyorum.
Nastasya Filippovna karakteri hakkında da konuşmak isterdim ancak çözümleyemedim kendisini, Prense katılıyorum; kendisi tam bir deli ama delilik ve dahilik arasında ince bir çizgi bulunduğu unutulmamalı.
Yaşasın Prens Mışkin gibi kimseler! (Her ne kadar dünyada öyle bir insan olmadığını bilsem de bunu demekten alıkoyamadım kendimi.)