·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Mayıs 2021 06:47 “Kızlar geceleyin saçlarınızı taramayın yoksa denize açılanlar geri dönmekte gecikirler.”
Márquez'in çocukluk yıllarında tanıklık ettiği bir cinayeti hiçbir meraka, acabaya yer vermeden "herkesin gözü önünde" işlediği, okudukça ruhunuzun kan tuttuğu bir eser Kırmızı Pazartesi. Konu namus ve dini değerler olduğunda bir toplumun nasıl duyarsızlaşıp inançsızlaştığını, erdem taslayıcı rolüne büründüğünü, kollarını bağlayıp öylece durduğunu; el etek öpenlerin, bir erkeğin kadını öpmesine nasıl vahşetle karşılık verdiğini gözlemliyoruz. Toplum için bir günahkâr isek, o çok inandığımız kader -sorgu yargıcının da dediği gibi- bizleri görünmez kılıyor. Hiçbir somut kanıt olmadan toplum baskısının altında ezilen bir iddia, bir canı, Santiago Nasar'ı yok ediyor.
Namus, aşk değildir. Aşk bir kadın ve erkeğin öğrenebileceği bir şey değil, içinde kaybolacağı, toplumdan sıyrılıp tamamıyla iki birey olacağı yerdir. Sulu gözlerle olup biteni izleyen halk, bu cinayetin asıl failidir.
“Santiago, yavrum!” diye bağırmıştı. “Neyin var?”
Santiago Nasar, onu tanımıştı.
“Beni öldürdüler, Wene Hala.”