·528 syf.····Okunma: 08 Mayıs 2021 03:49 Hayalci’nin hemen arkasından Kabus Perisi’ne başladım ve 2 günde bitirdim. Güzel bir seriye veda etmiş olduğum ve okuduğum için de çok mutluyum.
Olayların sonunda Lazlo da Sarai da eskiden oldukları kişiler değiller. Lazlo bir tanrı, Sarai ise hayalet. Hıçkırık’tan intikam almakta kararlı olan Minya, onları esir tutarken yeni kimlikleri ikisini de zorlar. Bir yandan da hâlâ tanrılarla ilgili cevaplanması gereken sorular vardır.
Öncelikle şunu belirteyim Hayalci serisi okuma zamanının ayarlanması gereken bir seri. Herkese hitap etmeyeceği gibi hazır hissetmiyorsanız ya da kafanız doluysa lütfen erteleyin yoksa seri heba olabilir.
Okumaya başladığımda dedim ki bu kitapta bir farklılık var, Hayalci böyle değildi. Sebebini bitirdikten sonra anladım. Kitabın ilk 200 sayfası Hayalci gibi durağandı fakat masalsı değildi , büyüleyici havasıyla beni alıp bir yerlere götürmedi. Yazar gereksiz bazı olaylarla mesela Lazlo ve Sarai’nin birbirlerinin bedenlerini keşfetmeleri, Thyon-Calixte-Ruza-Tzara’dan oluşan ekibin kütüphanede geçen ve Thyon’un aklının başına gelmesinden başka bir işe yaramayan sahneleri yazarak vakit kaybetmiş.(hayır tamam bu ekibin sahnelerinde eğlendim fakat keşke bu kütüphaneyle ilgili ilginç şeyler ortaya çıksaydı)
Ama kitabın ikinci yarısı farklıydı. Serideki tüm önemli olaylar bu kısımda gerçekleşti, aynı anda o kadar çok şaşırtıcı şey gerçekleşti ki kitabı elimden bırakamadım bile. Son 250 sayfayı tek oturuşta okudum desem bana inanır mısınız? Aşırı sürükleyici ve beklenmedik olaylarla doluydu, ilk yarıyı bana neredeyse unutturdu.
Kitabın sonunu da oldukça sevdim. Zorlama değildi, kurguya gayet uygundu ve beni de tatmin etti. Kitabı kapattığımda yüzümde bir gülümseme oluştu.
İki kitaba da aynı puanı verdim, hangisini daha çok sevdin diye soracak olsanız kolay cevap veremem. İkisinin de ayrı güzellikleri ve eksikleri vardı. O yüzden ben tarafsız kalmayı seçiyorum.
Seride böyle aşık olduğum bir karakter olmasa da en sevdiklerim Sarai ve Kırlangıç oldu diyebilirim.
Aslında tüm karakterler Skathis ve Isagol gibi tanrıların kurbanları. Nova, Kora, Minya, Eril Fane... Bu karakterler başlarından geçen olaylar yüzünden yanlış kararlar verdiler ya da pişman oldukları davranışlarda bulundular. Hiçbirine kızamadım.
Minya’dan ilk kitapta hiç hoşlanmamıştım tüm o nefreti ve asabi tavırları fazla gelmişti. Yine kitabın başında nefretim artıyordu ki iç dünyasını, geçmişte asıl yaşadıklarını öğrendik ve ona cidden acıdım, üzüldüm. Hâlâ yaptıkları için sinirli olsam da küçük yaşında omuzlarına binen yüklerin ağırlığıyla, yaşadıkları onu biraz affetmemi sağladı.
Kora ve Nova kardeşlerin hikayesi kalbimi baya kırdı. İkisinin de yaşadıkları asla kolay şeyler değildi, hikayelerinin daha farklı bitmesini ikisi için de çok isterdim. Thyon Nero ilk kitapta tahmin ettiğim gibi beni yanıltmadı ve kendi yolunu buldu. Onun için mutlu oldum.
Benim severek okuduğum bir seri oldu ve doğru bir zamanda okuduğum için de kendimi şanslı hissediyorum. Favori serilerinin arasına girdi mi diye soracak olursanız cevabım hayır ama iki kitaptan çok ama çok keyif aldım. Herkesin beğeneceği bir seri olduğunu düşünmüyorum ama size hitap edeceğini düşünüyorsanız bence kesinlikle bir şans verin.