Puan vermedi·832 syf.··
2021 34. kitabı
bir burjuva ailesinin dört kuşağı merkeze konularak harikulâde toplum analizi yapılıyor kitapta. her anlamıyla başarılı, kusursuz bir ilk kuşak. önceki kuşağa büyük oranla bağlı ve fakat kendine has görüşlere sahip ikinci kuşakla bozuluşa açılan kapı. tamamen kendine has görüşlere sahip olmakla birlikte geçmişe özlem duyan üçüncü kuşağın başarısızlığı. geçmişi umursamayan, sadece kendine has görüşlere sahip dördüncü kuşakla çöküş. --- spoiler --- hanno buddenbrook'un korku dolu vakitler geçirdiği son latince dersinde, ovidius'un dönüşümler isimli eserinin "altın çağ kusursuzdu, insanlar mutluydu." anafikirli kısmının okunması tesadüf değildi bu nedenle. buddenbrook ailesinin bu başarısız, dünyayı umursamayan, sürekli acılarla boğuşan hastalıklı üyesinin zamanında, johann buddenbrook'un zamanı bir nevi "altın çağ" idi. --- spoiler --- sorulması gereken asıl soru şu: ilk buddenbrook ile son buddenbrook'u kıyasladığımız zaman, biz ilkine başarılı, ikincisine başarısız diyoruz, neden? eğer gerekçemiz ilk buddenbrook'un ticarî başarıları ise, ailesine yaptırdığı ev ise, sahip olduğu saygınlığı ise ve fakat son buddenbrook'un bunların hiçbirine değer vermeyip müzikle derinden ilgilenmesi ise, hastalıklı bir bedene sahip olması ise, ticaretten nefret ediyor olması ise, derslerinde başarısız olması ise, bizim, yazar tarafından gizliden yerden yere vurulan 19. yüzyıl alman toplumundan bir farkımız kalır mı? başarının kıstasını bu yavan materyalist kriterler ve özellikle de bayağı olan toplumun saygınlığı teşkil ediyorsa, kendine saygısı olan, hem de gerçekten saygısı olan kişinin oturup bir düşünmesi gerekiyor. maddî başarıların hepsi evrenin yasalarına boyun eğmek zorundadır ve bu yasaların en temelinde de "entropi" vardır. entropi nedir? bir şeyin bozuluşa doğru sürüklenmesinin kaçınılmaz olduğunu bildiren doğa yasasıdır. bu yasa gökteki yıldızın kalbinde var olduğu kadar, en küçük maddenin kalbinde de vardır ve hiçbir madde bu yasanın boyunduruğundan kurtulamaz. platon'un büyük bir ihtişamla kuramlaştırdığı, kant ve hegel ile doruk noktasına ulaşan "idea" öğretisi, aslında entropiye karşı insanın başlattığı cüretkâr bir isyandır. çünkü bu öğretiye göre sürekli değişip dönüşen maddenin karşısında hiçbir şekilde hiçbir şeyden etkilenmeyen, bu nedenle hiçbir şekilde dönüşmeyen, değişmeyen; sabit, kalıcı "kavramlar" vardır ve bunların hepsi de birer gerçektir. madde entropinin boyunduruğu altında olmaya mahkûm olabilir, ama platon'un phaidon'da belirttiği gibi, "ruh" hiçbir evren yasasından etkilenmez; o vardır, kendiliğinden ve kendinden vardır, evrenden bağımsızdır ve onun uğraşı da dönüşüp değişen, sabit kalamayan madde değil; güzellik, iyilik, bilgelik gibi idea'lardır. şimdi, ilk buddenbrook ile son buddenbrook arasındaki gerilim, daha doğrusu diyalektik, yani materyalist ve idealist çelişme, birden ortaya çıkmış değildir. kitabın daha ilk sayfalarında tony'nin okuduğu dinî şeylerle ilk buddenbrook'un eğlendiğini boşuna vermiyor yazar. ikinci buddenbrook, yani dinî yönü daha baskın olan konsül buddenbrook, materyalizmden tam kurtulamamış olsa da işin içine dini katarak bu baskın materyalizmin etkisini hafifletmiştir. üçüncü buddenbrook, yani thomas buddenbrook ise tamamen materyalisttir, hiçbir işe duygusunu karıştırmayan, dinden pek söz etmeyen, dış görünüşe fevkalâde değer veren bu kişi, son zamanlarındaki çöküşü yüzünden, "ölüm" bağlamında idealist öğretilere kaymış olsa da bunlarla uğraşmama kararı almış ve yine materyalizme dönmüştür. son buddenbrook ise materyalizmden tamamen kopmuş, özellikle thomas buddenbrook tarafından materyalizme dönebilmesi için yapılan suni teneffüslerle muhatap olmak zorunda kalmıştır. bir insan toplumla içli dışlı bir yaşam sürmeyi yeğlediği oranda "başarılı" oluyor. çünkü idealist öğretilerin hepsi, din hariç, toplumla hiçbir şekilde bağdaşmıyor. bunun sancısını platon da kant da az çekmemiştir. kant'ı din konusunda susturmaya çalışan neydi? toplumdu. sokrates'i idama mahkûm eden kimdi? toplumdu. toplumla uyuşamayan insanların hepsi -idealist bağlamda olmak zorunda değil- "başarısızlığa" mahkûm olmak zorundadır. şimdi biz tutup başarıyı bu şekilde mütalaa edersek, zamanında toplum tarafından deliliğe, ölüme, işkenceye, aşağılanmaya vb. şeylere mahkûm edilmiş tüm insanlara da "başarısız" demek zorundayız. dostoyevski edebiyatta bunun mücadelesini verdi, dedi ki, "bir yerde bir suç işlenmişse, faillerden birisi toplumdur." felsefede bunun mücadelesini, her ne kadar birbirlerinin zıddı gibi dursalarda, nietzsche/stirner ve platon/sokrates verdi. müzikte wagner verdi... böylece uzatabiliriz. buddenbrook'u böyle okumak gerektiğinin ipucunu, mann'ın nietzsche ve wagner'den derin bir şekilde etkilenmesiyle yakalayabiliyoruz. yani kitabın letimotifi niteliğinde olan eleştiri burjuva bir ailenin değil, toplumun eleştirisidir. johann buddenbrook'un, konsül buddenbrook'un ve thomas buddenbrook'un suçlu olmalarının nedenleri de toplumla uyuşmalarıdır, toplumun içinde eriyip gitmeleridir. konsül buddenbrook, tony buddenbrook'un; thomas buddenbrook ise christian buddenbrook'un hayatını mahvetmiştir.
Edebiyat
BuddenbrooklarThomas Mann · Can Yayınları · 20151,920 okunma
·
98 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.