Puan vermedi·261 syf.····Okunma: 15 Mayıs 2021 15:13 Kitabın konusu, olay örgüsü gibi kitap hakkındaki bir çok noktaya kitap için incelemede bulunan hemen her okuyucu değinmiş. Ben, incelememi okuyan herkesten müsade isteyerek daha duygusal bir yaklaşımla sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle bu kitabı lütfen kafanız başka bir şeyle meşgul değilken, her 10-15 sayfada bir analiz yapacakmışsınız gibi ince ince anlayarak okuyun.
Sineklerin Tanrısı; 21. yüzyılın ilk çeyreğinin bitmesine sadece 4 sene kalmış bir zamanda yaşayan, kendini uygar, medeni, însani gören ancak hala hemen her ülkede bir savaş, çatışma, bin bir çeşit küresel sıkıntılarla boğuşan biz insanlara (!) okkalı bir tokat atıyor bana kalırsa. Dünyaya gelen her çocuğa hepimiz beyaz tertemiz bir sayfa gözüyle bakarız. O beyaz sayfaya çocuğu yetiştirenler ve yaşadığı toplum tarafından yazılıp çizilenlerle çocuğun birey olma yolunda ilerlediğini biliriz. Uygar toplumların amacı da budur zaten; hem iyi hem kötü içgüdülerle doğan çocukları olumlu yönde etkileyerek iyiliğe olan yatkınlarını artırmaktır. Henüz taze birer fidanken adaleti, insanca birlikte yaşamayı, her düşünceden her inanıştan insana saygı duymayı öğretemediğimiz her can, yaşı kaç olursa olsun fırsatını bulduğu ilk anda etrafında bulunan herkesi, onların korkularından, zayıflıklarından faydalanarak sindirecek ve daha da kötüsü bundan haz duyarak şiddetin dozunu akıl almaz derecede arttıracaktır, tıpkı Jack’in yaptığı gibi. O adaya düşmeden önce kısa pantolon giyip, tek dertleri oyun oynamak olan çocukların bir kısmı vicdani değer yargılarından sıyrılmayı başardıkları ilk anda bir canlıyı öldürdüler. Ve bunu yaparken sadece ilk anda hafif bir tereddüt yaşasalar da bir sonraki adımları için bu onları cesaretlendirdi, hayvanî yanlarını okşadı bu ellerine bulaşan ilk kan. Peki neden sadece “bir grup” çocuk? Tamamen şahsî fikrim, çocuklar büyüklerken hoşgörü, birlikte yaşama, cana değer verme gibi kavramlar sadece yasaklar çerçevesinde verilir, çocuğun sadece aklına hitap edilirse bu son kaçınılmazdır. Sevgiyle büyüyen, güzel huylar ruhuna ilmek ilmek işlenen, sebep-sonuç ilişkisi yaşlarına uygun olarak akıllarına sunulan çocuklar girdikleri her ortamdan kaybolmadan çıkarlar, arkalarından korkak da denilse deli de denilse.. Simon gibi, Ralph gibi...
Kitabı bitirip kapağını kapattığımda aklıma gelen ilk cümle “ şu çağda savaş gören, zulüm altında tepesinde her akşam bombalar patlayan çocuklar yarın birer yetişkin olduklarında vay hepimizin haline!” oldu. Her milletten insanın rahatça iletişim kurabildiği şu çağda, sadece kendi ülkemizin çocuklarından değil tüm dünya çocuklarından sorumluyuz. Dünya, o uçağın düştüğü ada, gelecek nesiller de o adaya düşen minik çocuklarımız. Son teknoloji silahlar da geliştirsek, yüzlerce metrekare evlere de sahip olsak eğer çocuklarımıza bazı değer yargılarını öğretemezsek, yarın bizleri o yanan adadan kurtaracak bir deniz subayımız olmayacak. Kendi ellerimizle yaktığımız ateş bizleri yutacak...
Bir kitap incelemesinden ziyada iç dökme yazısı gibi oldu biliyorum, beklentinizi karşılayamadıysam özür dilerim, sabredip okuduğunuz için de hepinize teşekkür ederim