·680 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Haziran 2013 21:15 Yıllar önce, defalarca okuduğum ve ezberlediğim(şakasız) bir kitap incelemesiyle geldim. Stephanie Meyer’in en sevdiğim kitabı açık ara budur. Kurgusu o kadar güzel yapılmıştı ki ilk çıktığı zamanlar ciddi anlamda rakipsizdi benim gözümde. Kitabın eksiklikleri var mı, elbette var ama bir kitaptaki en önemli şeylerden biri okuyucuyu içine almasıdır ve bu kitap da sizi tuttuğu gibi olayların içine aldığı İÇİN neresi eksik neresi fazla anlamıyorsunuz bile. Okuması aşırı keyifli, heyecanlı ve akıcı olan bu kitabı, bu tarz kurguları seviyorsanız, acilen okumanız gerekiyor. Kitaptan sonra da filmi izlemenizi öneririm. Çok başarılı bir film değildi ama izlediğim zamanlar beni tatmin etmişti yani bu da olur demiştim.
Spoiler istemiyorsanız buradan sonrasını es geçmenizi öneririm. Okumaya devam edecek olanlara da iyi okumalar
Uzaylı temalı bir bilimkurgu kitabı olarak okuması aşırı keyifli bir kitaptı. Uzaylıları birer hücre gibi ele almış yazar. Sadece insan bedenlerinde yaşamsal faaliyet gösterebiliyorlar bu nedenle de insanları ele geçirmeye başlamışlar. Bu ele geçirme bir ameliyatla gerçekleşiyor. Uzaylı dediğimiz hücreler kendi kapsüllerinde duruyorlar. Ele geçirilecek insanın ensesinde ufak bir yarık açılıyor ve kapsülün içindeki hücre enseye yaklaştırılıyor. Hücre, kamçıları ile insan beynine tutunuyor ve yarık kapanıyor. Her transfer işlemi başarılı olmayabiliyor bu nedenle transfer deneyleri esnasında ölen birçok hücre ve insan var. Açıkçası o dönem bu şekilde ele alınmış bir kurgu okumamıştım. Günlük hayatımızdaki olaylarla bağdaştırılması çok keyifli ve ilgi çekici hale getirmiş kitabı. Ve tabi ki uzaylılar her alanda aşırı gelişmiş bir koloni olarak anlatılıyor. Tıp ve teknoloji alanında şu anki durumumuzdan yüzyıllarca daha ilerdeler. (Bu kafayla gidersek de öyle kalacakları kesin :’))Ürettikleri ilaçlar, hastayı saniyeler içinde iyileştiriyor. Genel kesimi iyi kalpli olan bu ırkın içinde de elbette pürüz çıkaran birkaç karaktersiz var.
Kitap baş karakter olan Melanie’nin ağzından anlatılmaya başlansa da ele geçirildikten sonraki kısımlarda Melanie’nin bedenine transfer edilen ruhun ağzından anlatılmaya devam ediliyor. Bu aşırı hoş bir durum çünkü bizi, en başta istilacı diye örselediğimiz ya da ön yargı oluşturduğumuz bu ruha karşı çok büyük bir haksızlık yapmaktan kurtardı.
Melanie, kardeşi ile beraber istila sırasında kaçarken bir insanla karşılaşıyor, Jared. Bu ikili kısa zamanda birbirlerine aşık oluyorlar fakat Melanie yakalanıyor. Seçilen ruhlardan biri Melanie’ye transfer ediliyor. Çoğu transferden sonra insan ruhu ölüyor ve transfer edilen ruh bedende yaşamaya devam ediyor fakat Melanie bu transfer sonrasında ölmüyor ve bir bedende iki ruh olarak yaşamaya başlıyorlar. Bu kısım baya korkunç, zihninizin içinde hapsolduğunuzu düşünsenize... Bu ikili yaşam alışılagelmiş bir şey olmadığı için ikisi de şaşkın. İlk başta Melanie yeni ruhtan nefret etse de aslında onun kötü olmadığını ve çok saf olduğunu anlıyor ve birlikte nasıl kurtulacaklarını düşünmeye başlıyorlar. Tutuldukları yerden bir şekilde kaçmayı başarabilen bu ikili ne yapacaklarını bilemez bir halde ilerlerken saklanmayı başarabilen bir grup insan tarafından bulunuyorlar. Bu grubun içinde Melanie’nin kardeşi ve Jared da var.
Uzunca bir süre Melanie’yi ele geçiren ruhtan nefret ettikleri için kıza çok kötü davranıyorlar. Kardeşi biraz olsun içinde iyi şeyler hissetse de belli edemiyor. Bu durum hem Melanie’yi hem de yeni arkadaşı ruhu çok üzüyor. Bir sürü yaşanan olaydan sonra ne yapıp edip kendini kanıtlamayı başaran bu ruh artık onlardan biri oluyor. Hatta bu ruh aşık oluyor, Ian’a.
Melanie ve ruh kaçtığı için istilacı ekipleri kızı arıyor fakat asla zarar vermek gibi bir amaçları yok. Gel gör ki yukarıda dediğim o karaktersiz var ya gözünü o kadar karartmış durumda ki dünya umrunda değil, illa kızı bulacak. Ne pahasına olursa olsun. Kadın bir şekilde uğraşırken insanlar onu yakalıyor ve bir yere kapatıyorlar. Bu durumu çözmeleri lazım. Melanie’nin yaşadığını anladıkları için acaba bu kadının içindeki insan da yaşıyor mu diye araştırmaya başlıyorlar. Bu araştırmaların sonucunda hücreyle yani ruhla insanı kazasız belasız ayırmanın bir yolunu buluyorlar. Melanie’yi ele geçirmiş olan ruh o kadar iyi bir ruh ki insanlar onu öldürmek istemiyorlar, zaten hiçbir şekilde birinin ölmesini istemiyorlar. Bu nedenle Melanie’den ayırdıkları ruhu, yeni vefat etmiş bir kızın bedenine transfer ediyorlar. Açıkçası en sevindiğim olay da buydu, kız o kadar iyiydi ki harcansaydı çok üzülürdüm.
Sonrası “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.”