20. yüzyılın en önemli Çek şairlerinden Nezval ülkemizde fazla tanınmıyor. Kendisi gençlik yıllarında doğduğu kültürle beslediği şiirini, iki dünya savaşı arasında çağdaşları gibi barış mücadelesiyle büyütüyor. Çağının aydınları ve şairlerinin büyük beğenisini kazanan Nezval aynı zamanda şiirlerinde ortak tatlar bulduğumuz Nazım Hikmet'le de tanış. Nezval şiirlerini seçmek oldukça güçtü ancak kendi ülkesinde çok sevilen Edison'dan Parçalar'ı Turgay Fişekçi çevirisi ile sunmak istedik. İyi okumalar.
EDİSON'DAN PARÇALAR
Hayatta bir kısır döngü içinde amaçsızca dolaşıyoruz
Bir zamanlar New York sokaklarında bir serüvenci yürüyordu
Bir mayıs öğleden sonrası ılık güneşin altında
Sessiz yolcu Broadway'de durdu
West Union Telegraph sarayının önünde
Burada bir elektrik plakası vızıldamaktaydı
Bu insan bir işportacı ve aynı zamanda bir mucitti
Binlerce mucite şans gülmedi
Yıldızların yörüngesini değiştiremediler
Ve binlerce insan sakin yaşamayı bildiler
Laboratııvara kapanabilmek için gereken
Sadece iş ve enerji değildir
Bu da tıpkı denizlere koşmak gibi bir serüvendir
Bakınız binlerce insan nasıl da sakin yaşıyor
Hayır, çalışmanın burada yeri yok, gereken büyüdür
Ey yeniden yaşamak ve hayallerin peşinde koşmak
Bir gün Pennsylvanya gecesini gördünüz
Ve Baker'ın yerinde ark lambasını
Hüzün sizi sarmaktaydı, dün beni sardığı gibi
Romanımın son sözcüğünde
Tıpkı bir ip cambazı gibi tehlikeyi atlatan
Tıpkı bir anne gibi, çocuğu dünyaya getiren
Tıpkı bir balıkçı gibi, dolu bir ağ çeken
Tıpkı bir âşık gibi o yumuşak zevkten sonra
Tıpkı atlılar gibi, savaşlardan dönen
Tıpkı toprak gibi, bağbozumlarından sonra Tıpkı bir yıldız gibi, tan vakti sönen
Tıpkı bir insan gibi, aniden gölgesini yitiren
Tıpkı bir tanrı gibi, gülü, geceyi ve banotıınu yaratan
Tıpkı bir tanrı gibi, sürekli yeni sözcükler söyleyen
Tıpkı bir tanrı gibi, yaratmaktan vazgeçemeyen
Nefesiyle yeni kadehleri üfleyen
Ve yağmur suyuyla ovalara düşen
Bizi parçalayandan güzel bilmem ki ne kaldı?
Cesaret, yaşama sevinci ve ölüm
Aynı yıl ekim başında bir akşam
Mektuplarınız ve hediyeleriniz arasında
Hüzünlü, sert adımlarla ünlü Meıılo Park'taki
Laboratuvarınızı arşınlamaktaydınız
Her zamanki gibi parmaklarınızla çark yapmaktaydınız
Düşünüz içinde yitmiş olarak
Ve bir karbon teliyle, düşünmeksizin
Bizi uyanık tutan gecelerimizin kuşunu yoğurduğunuz zaman
Şu gölgeleri avlayan karabasanların sıkıntısı
Düş gören gezintilerin parlayan yarasası
Büyük kapıların tabelalarının üzerinde süzülen melek
Lokantaların, kahvehanelerin ve gece kulüplerinin pembesi
Bulvarların karanlığını aydınlatan fıskiyeler
Başkentlerin köprülerinin üzerindeki ışık dizileri
Sokakları arşınlayan orospuların haleleri
Buharlı gemilerin bacalarının üzerindeki taçlar
Yükseklerden, katlardan inen gözyaşları;
Onu bir gömütün gözyaşlarını içtiği gibi içen kentin üzerine
Kubbelerin üzerindeki şu mumyalar üzerine
Ölü ruhları canlandıran dumanlı kahvelerin üzerine
Şarapların aynasına, onların sonsuz soğukluğunun üzerine
Miyasmaların buharlaştığı gömüt kentin üzerine
Ve ruhumun üzerine, ey akortsuz gitar, onun üzerine
Çalıyorum ve ışıldar, düşler ve aşk dilenerek ağlıyorum
Bir ortaçağ şairinin tutkusuyla maskemi değiştirerek
Ben, Balmoral adlı zevk kentinin dolaşan kralı, prensiyim
Orada benim düşüm her zaman ünlü kapıyı çalar
Hastaların ve tutsakların kara nefreti içersinde
Ben hain, hafif ve güzel kadınların ayyaşıyım
Zevk ve kanlı köpüklerin ayyaşı
Acımasız olanın, parçalayan ve kovalayanın ayyaşıyım
Terörün, acının ayyaşı, hayatın ve ölümün ayyaşı
Yaşamlarımız bizi gülme gibi teselli ediyor
Bir gece kitaplarımın yığını üzerine eğilmiş
Bir gazetenin keskin kokusu içinde boğulmuş
Aniden karı ve Edison'un büyük bir portresini gördüm
Geceyarısıydı, şubatın sonunda bir gün
Kendimi, kendimle konuşur yakaladım
Sert bir şarapla sarhoş gibi
Görülmeyen gölgemle konuştum
Bir şarkının nakaratı monoton bir tonla yineleniyordu
El yordamıyla balkonun kapısına ulaştım
Uzakta ışıklar deniz gibi titriyordu
Yataklarında boğulmuş uykucuların üzerini örterek
Gece bir kır gibi titremekteydi
Yıldızların topçu ateşleri altında
Bizi parçalayandan bilmem ki güzel ne kaldı
Acının ve hayatın unutuluşu ve ölüm
Bir arkadaşım ne çok insan burada kendi halinde yaşıyor
Hayır, çalışma değil, şiir
Ah, yine düşlerde beyaz zambaklar toplamak
Yine Cafe Slavia’ya gitmek
Yine her gün acı kahve içmek
Yine hüzünlenmek, hüzünle boyun eğmek
Yine ııyuyamamak, yarına ait hiçbir şey bilememek
Elinin altına düşen her şeyi yakmak yakmak
Yine boğucu ağlama gürültülerini işitmek
Ey tehlikelerle oynayan, yine gölgeni sürüklemek
Ve yaşamlarımız, gece de gündüz de ayıtı
Hoşça kalın yıldızlar, kuşlar, kadınların dudakları
Hoşça kal, ey çiçekli akdiken ağacının altındaki ölü
Hoşça kal, elveda, hoşça kal, elveda
Hoşça kal, iyi geceler, iyi günler
İyi geceler
Tatlı rüyalar