8/10
·211 syf.··
2021 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2021 05:27
Orhan Pamuk ile yolum lise zamanında Masumiyet Müzesi’nin çok popüler olmasıyla kesişmişti. Özellikle ilk cümlesi ile birçok insanı çok etkilemiş Masumiyet Müzesi’ni satın alırken hem kitabı okur hem de müzeyi bedavaya gezerim diye düşünmüştüm ancak süreç pek planladığım gibi gitmedi. Huyum olmamasına rağmen bu kalın kitabı yarısına kadar okuyup bırakmıştım. Müzeyi de gezmedim. :) Bir ay kadar önce Orhan Pamuk aklıma düştü. Ülkemizden çıkmış bu denli başarılı bir yazarı okumamış olmaktan biraz utandım açıkçası ve yazara rastgele şekilde bu kitabı seçerek bir şans daha vermek istedim. Orhan Pamuk’a bir şans vermek haddimeymiş gibi... Kırmızı Saçlı Kadın’ı okuduktan sonra “Orhan Pamuk’u okuyabilmek için hayatta 4-5 sene daha deneyim kazanmam bir de üstüne psikoloji lisansını bitirmem gerekmiş demek...” diye geçirdim içimden ister istemez çünkü yeni yetme bir psikolog olarak ‘baba’yı bu kadar yakından ve çarpıcı ele alan bir kitabı okumak çok heyecan vericiydi. Nasıl kitapta böyle rastlantıların gücüne vurgu var ise sanki benim de bu kitabı seçip okumamda aynı sihir var gibi geliyor. “Sen de kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet baba, Allah baba, Paşa baba, Mafya babası... Burada kimse babasız yaşayamaz.” diyor Kırmızı Saçlı Kadın kitapta. Ne çok derdimiz var değil mi babalarımızla? Varlıkları dert, yoklukları dert. Ne onlarla, ne onlarsız. Hayatın her yerinde, farklı formlarda, doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler bizi babalar. Bu etkiyi ve yazarın bu etkiyi çarpıcı hikayelerle ilmek ilmek işleyişini okurken benim aklım hep ‘toplumsal cinsiyet’e kaydı durdu. Erkekliğin, erkekliğe inanmayan insanlar için bile nasıl yıkıcı olduğu,babanın öneminin, belki bir noktada namus konusunun, kadının çekiciliğinin/ karşı konulamazlığının yani dolayısıyla aslında toplumsal cinsiyetin her kişiyi kaçınılmaz derecede etkileyen kocaman bir bataklık olduğunu düşündüren bir hikaye yazmış ve bunu yaparken hiç de sansüre gerek duymamış Orhan Pamuk ki bayılırım yazarlar bunu yaptığında. “İnsanın böyle bir tarafı vardır. Siz yoksaysanız da vardır. Sizde de vardır. “ derler yüzümüze yüzümüze. Kitabın son kısmına kadar biraz da kızgındım. Tüm bu baba-oğul kaosu içinde, tüm erkekliğin sonuçları dahilinde neden kitabın adının Kırmızı Saçlı Kadın olduğunu, yine kadınların ‘çekiciliğinin’ mi tüm bunlara neden olan şey olarak saçma sapan şekilde ortaya atılacağını düşündüm okurken. Ancak ceketimin önünü ilikler, şapkamı çıkartır ve saygılarımı sunarım ki sonu çok eşit bir noktada tatlıya bağlandı bu bağlamda. Kitabın sorduğu en önemli sorulardan biriyle yorumumu sonlandırmak isterim: Mahmut Usta İstanbulluların yüzyıllardır kuyulara attıkları, sakladıkları şeyleri saymayı da çok severdi: Kılıçlar, kaşıklar, şişeler, gazoz kapakları, lambalar, bombalar, tüfekler, tabancalar, oyuncak bebekler, kafatasları, taraklar, nallar ve en akla hayale gelmez şeyleri bulmuştu eski kuyularda. Gümüş paralar da bulmuştu. Belli ki bunların bazıları, susuz, kör kuyulara saklamak için atılıyor, sonra da yıllarca, yüzyıllarca unutuluyordu. Bu tuhaf değil miydi? İnsanın sevdiği, kıymetli bir şeyini kuyuda bırakıp sonra da unutması acaba neyin işaretiydi?
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.