Gönderi

Neden bunca nefret?
Puan vermedi·117 syf.··
2021 88. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2021 02:23
  Albert Caraco, İstanbul doğumlu, 2. Dünya Savaşı sırasındaki nazi tehdidinden dolayı Güney Amerika'ya göç etmek zorunda kalan bir yazar. Yıllar boyunca intihara meyilli bir karakterde olmasına rağmen ailesini üzmemek için bu hareketi gerçekleştirmemiş ancak babası öldükten birkaç saat sonra hayatına son vermiş. Kitaba gelicek olursak üstüne söylenmesi gereken çok şey olmasına rağmen biraz özet niteliğinde ve alıntılarla ilerleyeceğim bir inceleme olacak.   Yazarın en büyük özelliği çevresine karşı kapalı tutumu. Kendisinin de söylediği gibi "Benim böyle hoşluklar yetiştirip beslememe imkân yok, benim yaşamamım kasvetli ve militan... çünkü korumam gereken bir sur var." Bunun haricindeyse yazdığı denemelerden gördüğüm kadarıyla annesi tarafından kadınlara karşı büyük bir kinle büyütülmüş bir çocuk. Bunun başlıca sebebinin annesinin oğlunu sadece kendine saklamak istemesi olduğunu düşünüyorum ki bunu da başarmış. Öyle ki sadece başkalarını değil kendini de sevmeyen bir insan haline gelmesini sağlamış. "...en iyisi kuşkusuz ki kimseyi sevmemektir ve bunun için de önce kendimizden başlamamız gerekir. Kendinden nefret etmeyi savunan kişi, hissi bağları parçalar."   Ve geldik beni en çok rahatsız eden kısıma. Kadınların varlığından bile rahatsız olan yazarımız bunu kitap boyunca bolca yansıtıyor. Kadınların duygusal bağ kurmaktan ve kendilerini güzel göstermek için makyaj yapmaktan fazlası olmayan zihinleri boş varlıklar olarak nitelendiriyor. Erkeklerinse bu konudaki görevini kadınların acizliğini kapamak için onlara iyi davranmak olarak atfetmiş. "Dolayısıyla kadınlara karşı gönül okşayıcı davranışlar doğaldır, cinsiyetlerine bağlı sefaletten onları teselli etmeye çalışırız..."                Çocukluğundan aşılanan bu aşağı görme durumu bütün kitap boyunca en çok göze çarpan durum. Erkeklerin kadınlara ihtiyacı olmadığını ama kadınların erkekler olmadan yapamayacağını da söylemiş yazar "Erkek kadından vazgeçer, kadın geçmez, kadın erkeğe asılır... Erkek manastırları kadın manastırlarından son derece değerlidir, erkeklerin aşka ihtiyacı yoktur, ten onların aklını başından aynı güçle almaz, erkek erkek olduğu için değil, parasız kaldığı için ıstırap çeker, kadın ise kadın olduğu için ve sevilmediği için ıstırap çeker." Peki kadınlara yaklaşmayan yazar bütün bu önyargılara nasıl sahip? Annesinin ona söyledikleriyle elbette. Kendisinin de bir kadın olduğunu unutan annesi, aşktan kesinlikle uzak durmasını istiyor oğlunun. Yazarın bir bölümde bahsettiği bir olay dizisiyse buna en iyi örnek. Oğlunun karşısına geçen anne makyaj yapmadan önce büyük bir özenle yüzündeki bütün kusurları gösteriyor ve daha sonrasında bunları makyajla nasıl kapandığına dem vuruyor. Bu olay dizilerine oğlunu yanına alıp yoldan geçen kadınları kötülemek gibi bir çocuk için bu tarzda nefret oluşturabilecek bütün hareketleri de ekliyor.     Annesine büyük bir bağlılık duyan yazar bir bölümdeyse annesi için şu cümleyi söylemekte "Kadınlık erdemlerini yitirmeden dürüst bir erkek oldu..." kadınları bu kadar aşağılarken annesinin de bir kadın olması gerçeğinden kaynaklanan nahoş bir cümle.   Kalemi Cioran'a benzetilse de ben bu konuda hemfikir değilim. Cioran daha fazla düşündüren, okudukça sizi daha çok etkileyen bir yazar. Kalemi biraz daha ağır ve okumaya girişi zor olsa da benim için pek kıyaslanamaz farklılıklara sahipler.    Düşüncelerine katılmadığım ve okurken canımı oldukça sıkan bir kitap oldu. Yazardan okuduğum ikinci kitap olan bu kitaptansa "Kaos'un Kutsal Kitabı"nı okumanızı tavsiye ederim.  
Edebiyat
Post-MortemAlbert Caraco · Sel Yayıncılık · 2020751 okunma
·
118 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.