Puan vermedi·158 syf.····Okunma: 22 Mayıs 2021 13:16 “Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç açına sürttüğüm günlerdeydi…”
Öncelikle ”İlk cümlesine vurgun kitaplar” koleksiyonuma harika bir ekleme, nasıl, “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.” gibi çarpıcı değil mi?
Yazılışıyla biraz Kumarbaz, ana karakteri ile de Martin Eden i hatırlatıyor romanımız. Ama tabi Martin gibi varlığı göremiyor; görse aynı dibe vuruşu, çaresizliği bize de gösterir miydi bilemiyorum, belki de açlığı bu denli hissettirmezdi bize. Hissettirmek derken tam anlamıyla bir histen bahsediyorum çünkü daha ziyade fiziki bir yoksulluk olan açlığı bu kadar duyumsayacağımı beklemiyordum, gerçekten çok etkiliydi. Talaş yerken duyduğu hazzı, buna bile o derece muhtaç oluşu, müthiş gururuyla bir araya gelince güçlü, mağrur ama zayıf görünen bir karakter ortaya koyuyordu.
Elinde hiçbir şey olmayan, akşam tok yatabileceği şüpheli, geleceği parlak yazarımız aynı zamanda çok da gururlu ve yardımsever, kimseleri de kıramıyor ki dilenciye para verebilmek için yeleğini emanete verebilecek kadar da duyarlı ve iyi kalpli. Bunu yaparken de yalanlar söylemekten geri durmuyor bu arada.
Bu açlık mevzusuyla ilgili ilginç bir tespiti de var; "Şimdi yemek yersem kafam tekrar karışır, beynimi o eski ateş kaplar; çılgın esintilerle uğraş işin yoksa!"
Bu bir çeşit kendini avutmada da olabilir Polyanna misali :) ama böyle de bir bakış açısı da var.
Yine bir Behçet Necatigil çevirisi, sanırım Behçet Necatigil çevirisi olup da çeviriden rahatsız olduğum bir eser olmadı şu ana kadar.
Genel olarak bir olay örgüsü yok; anlık psikolojik etkileşimlerini ve yoğun bir karakter tasvirini görüyoruz.
Açlık ve gururun kavgasında mükemmel bir betimleme okudum diye düşünüyorum.