·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Mayıs 2021 14:03 Kitaptaki Martha karakterini canlandıracağım için bu sefer başkalarının düşüncelerini değil kitap hakkındaki kendi fikirlerimi bulmaya zorlamak istedim kendimi. Kitap doğası gereği Camus’nun duru ve vurucu diliyle bezenmiş. Olaylar ise kan donduran cinsten... Samimiyetle söyleyebilirim ki ilk defa bir kitapta okurken gözlerimi kaçırdım ve bir kaç saniye mola verip ardından göz ucuyla okudum bir sahneyi. Çok etkileyici, güçlü bir kitap. Dediğim gibi dilinin güzelliği ve senaryo olması gerçeğiyle de rahatça elinize aldığınız gibi bitirebilirsiniz. Değer.
Dikkat: Spoiler içerir.
Umutsuz, yaşama isteğinden yoksun, ulaşamayacakları bir hayale bel bağlamış, her gün hayalleriyle çatışan gerçeklikten dolayı kendilerinden nefret eden ama aynı zamanda çok insan bir yerden; umutlu ve basit istekleri olan iki kadının öyküsü. Sevgisiz bir kız ve onu çok seven annesinin öyküsü. İşlettikleri tenha otel ancak kendilerini çevirmeye yettiği için nefret ettikleri (kızın nefret ettiği), denizsiz, dar, kara, ruhsuz memleketlerinden kaçmanın yolunu ayda yılda bir gelen müşterilerini öldürüp paralarını çalmakta bulan bu iki kadının tüm bu günahlarından arınıp ihtiyaçları olan parayı toplamalarına yetecek son kişiyi bulmalarıyla başlıyor.
Tüm kitabı burada durup anlatmak istemiyorum, izninizle bana ne verdiğini anlatmaktır dileğim. Ruhu nefretle ve umutla körelmiş, kıskanç, haklı, güçlü bir kadın. Hayatı boyunca sevilmemiş ve her kötü hadisede sahil kıyısındaki bir kasabanın onu sevebileceğine, orada mutlu olabileceğine inanmış güzel Martha.
Tanımadığı kız kardeşinin hayalini kurduğu her şeyi yapmış, sevilmiş, gezmiş, okumuş, sevişmiş, inanmış, doya doya kahkaha atmış Jan. Çaresizlik, zıtlıklar, sevgi, güç, irade, isyan, aşk, ölüm, hayal, adalet ve ufak (büyük) bir yanlışlık.
Maria’nın gerçekliğine ve uysallığına, annenin sevgisine ve ölmüşlüğüne, Jan’ın kararsızlığına, güçsüzlüğüne, şans ve şanssızlığına, Martha’nın isyanına, nefretine, gücüne, iradesine ve hislerini gösterme yoksunluğuna hayran kaldım.
Ha bir de İhtiyar Uşak, Camus’nun Camus’luğunu yaptığı; duyan ama zor işiten, konuşabilen ama az konuşan, çağırınca gelen, sessiz, yaşlı uşağın aslında Tanrı olmasını tüm hikaye boyunca her farketişimde hayran kaldığım Camus’luk bir detaydı. Çok beğendim!