·394 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2021 13:06 "Şiir yazmak bir barış eylemidir. Şair, barıştan doğar. Ekmeğin undan yapılması gibi."
Sıcağı sıcağına bitirmişken kitabı hüzünle bir kaç satır yazayım dedim.
Pablo Neruda, gerçek bir halk şairi bizim vatan şairimiz Nazım Hikmet gibi. Ancak Şili bizim gibi değil tam olarak ona kucak açmış, yıllar boyu hem gizlemiş hem desteklemiş hem de korumuş. Onlarca tehdide, takibe, karalamaya öldürme teşebbüsüne karşın halkı hep arkasında durmuş. Bir şair için ne büyük şeref.
Halkının yanında yer aldığı Pablo Neruda;
"Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan"
Halkından uzakta çektirdikleri Nazım Hikmet;
"Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
Alnımın çizgilerindesin
memleketim,
Memleketim,
Memleketim..."
Genç yaşından itibaren siyasetin içinde olan Neruda Çin, Hindistan, Japonya, Fransa gibi bir çok ülkede konsolosluk görevi yapmış yaşadığını gerçekten apaçık itiraf eden uzun yıllara yayılmış çok güzel hatıralar bırakmış. Zaman zaman kitabı bırakıp verdiği isimleri araştırmam, bildiğimi düşündüğüm bazı olayları yeniden öğrenmem, hem siyasi hem edebiyat dünyasının dedikoduları, gerçekleri ya da Nerudaca anlatımı ile en sevdiğim türü yine biyografi olarak kavrattı.
Kitabı okurken de meraktan duramayıp Neruda filmini izledim. Yalnız hem çok dar hem de yalan yanlış bir anlatımı, hikayesi var. Neruda'yı tanıtıp tarihin bir bölümüne ışık tutmak için değil de, gece alemlerinin, seks partilerinin müdavimi Neruda böyle bilinir ona göre havasındaydı. Tabi Picasso gibi şiirlerinin etkisinin halkta yansıması gibi sağolsunlar bir kaç güzel ayrıntı vermişler.
Kitapta Neruda'nın dostu Picasso'dan Marquez'e, Fidel Castro'dan geceleri Sierra Maestra dağlarında "Büyük Türkü" şiirini okuduğunu söyleyen Che Guevara'ya, onlarca büyük edebiyatçı ve siyasilerden büyük şairimiz Nazım'a kadar herkesler var.
Bir de yoluna yoldaş, her bir şiirinde gönüllerine giren kadınlar...
Çok güzel bir notu var, paylaşmadan edemeyeceğim. Şairin "Kaptanın Mısraları" kitabı ilk yayınlandığında isimsiz olarak basılıyor. Bunun nedenine birçokları şairin partisinin buna izin vermediği yönünde. Ama gerçeği yıllar sonra şöyle açıklıyor: "Bir süre önce ayrıldığım Delia üzerine olan şiirlerimin onu üzmesini istemiyordum. Delia del Carri, benimle her yere gitmiş bu ince insan, çelik ve baldan bir cisim, oluştuğum yıllarda benim elimi bırakmamış ve onsekiz yıl eşsiz hayat arkadaşım olmuş bu insanın nazik ruhunun şiirlerimle parçalanmasını istemiyordum. Kişisel ve kabul edilmesini istediğim nedenlerle kitabın ilk yıllarda yazar adı olmadan yayınlanmasının sebebi bu idi, başka bir şey değil." Çok tatlı bir ayrıntı.
Kitapta şairin bir çok özelliğine de değiniliyor ama son olay özellikle araştırmama neden oldu.
Uzun yıllar süren çekişmeler sonucunda Şili' de nihayet bir sosyalist partiden Neruda'nın da dostu olan Salvador Allende Cumhurbaşkanı oluyor. Tabi Amerika'nın dört koldan engelleme çabaları, baskılar, kışkırtılan dinci halk ve ordudaki çatlak kiremitler ile bu ülkede idare etmek ne mümkün.
Mevzu da temelde bakır (Amerika için).
Allende hükümet sarayında görevde iken yukardan hava saldırısı aşağıda tanklar, meclisi bombalıyor, çıkanlar arasında da Allende'yi arıyorlar. Olaylar bittiğinde Allende ölüyor, kaynaklar intihar diyor ama ordan çıkması zaten mümkün değil. En son kızının açıklamasını dinledim, o da onların eline geçmektense onuruyla kendini öldürmüş diyor ama bu darbeyi yapanların katil olduğu gerçeğini değiştirmez ki.
Coğrafya değişse de bazı şeyler değişmiyor, değil mi?
O zaman Neruda ile satırlarımıza son verip yaşasın şiir diyelim.
"Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama"