Puan vermedi·331 syf.··Beğendi
· Yazarımızın bahsettiği gibi beş temel duyu organından, dört tanesinin bağımlı olduğu "gözlere inen beyaz körlüğün" hikayesi...
İsmi bilinmeyen bir ülkenin, ismi bilinmeyen bir şehrinde aniden yaşanan körlük salgını ve bu salgınla insanoğlunun çetin savaşının ele alındığı bu eser üzerine konuşulacak çok şey var elbette. Benim bahsetmek istediğim konular ise oldukça kısa...
Beyaz Salgın baş gösterip bütün insanların elindeki görme yetisini alıp bugün bizlerin medeniyet dediği kavramı adeta yok ediyor. Ancak burada asıl dikkat çeken ise insanoğlunun belirli kurallar, prensipler, inançlar vb. kavramlar ile kurduğu düzen yani medeniyetin yok olması ile içimizde olan bir şeyler yine de değişmiyor. Kitabın farklı bölümlerinde bunlara rastlamak mümkün. Körleri tecrit altına alan hükümetin sorumsuzca davranışı, tecrit koğuşunda birden bire türeyen ahlaksız körler, insanların açlık, boşaltım(kitapta geçen tabir ile dışkılama), temizlik ve cinsellik gibi ilkel güdüler ile yaptıkları vahşice işler kimi zaman kanımızı döndürürken kimi zamanda orada olsaydım ben de farklı davranmazdım diye düşündürüyor.
Kahramanlarımızın dış dünyaya çıkışı ile çok daha büyük bir felaket bizleri karşılıyor. Koca bir şehir dolusu aciz kör ve tamamıyla bozulmuş bir düzen.
Daha fazla spoiler vermeden biraz da yazarımızdan ve kitaptan söz edelim. Bu kitabı elinize aldığınız ilk anda bir miktar ürpermeniz gayet normal zira José Saramago eserlerinde paragraf kullanmayı pek sevmeyen ve bolca nokta, virgül kullanmayı tercih eden bir yazar. Ayrıca konumuz körlük olduğu için kitap içerisinde bolca detay görmek mümkün.
Son söz olarak yine kitapta geçen bir alıntıya başvurmak istiyorum; "kimsenin göremediği yerde tek gözü gören kral olur."
Emin olun ki bu eseri okuduktan sonra aşırı mantıklı gelen bu söze belki de lanetler okuyacaksınız
İyi okumalar dilerim.