Bu hayat koşusu bakalım nasıl, nerede bitecek?
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2021 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2021 12:14
1925 Şeyh Sait isyanı ve izleyen irili-ufaklı bir çok ayaklanmayı bastırmak amacıyla 1934’te İskan Kanunu çıkarılır. Amaç, ayaklanan ya da ayaklananlara yataklık ettikleri düşünülen köyleri boşaltarak terörün önünü kesmektir. Gerçekte yaşanan ise ailelerin, mallarını mülklerini geride bırakmak zorunda kalıp dağıtılarak, ser sefil, tanımadıkları coğrafyalara sürgün edilmesidir. Ferman Toroslar, işte bu şartlarda başlayan zorlu hayat yolculuğunu, tarihe bir iz bırakabilmek umudu ile, tüm açıklığıyla paylaşmış bizimle. Zorlu şartlarda oradan oraya sürülerek geçen çocukluğunu, açlığı, yoksulluğu, çaresizliği, cehaleti sermiş önümüze. Çok çocuklu sefil evlerde, bazen de sadece bir ağaç altında, bir parça ekmek bulabilmek için yaşanan zorlu hayat kavgasını detaylarıyla paylaşmış. Ataerkil yapıda canını dişine takarak hem evde, hem tarlada çalışan, yetmedi bir de sürekli çocuk doğurup onlara bakan cefakar kadınların yine de ikinci sınıf insan olmaktan kurtulamamalarının, bu acımasız kadersizliğin resmini çekmiş. Bu vatanın öz evlatlarına layık görülen “gavurluğun” nasıl can yakıcı bir hakaret olduğunu hissettirmiş. Babadan yenilen dayakların -devlet baba da dahil- acısının ise yıllar geçse de kanadığını göstermiş. Kitap hakkındaki bazı eleştirilerde, o dönem Anadolu’nun neredeyse tamamı benzer yoksullukla yaşadığından, bu detaylar gereksiz bir ajitasyon ve hak bilmezlik olarak görülmüş. Ben aynı fikirde değilim. Öz yaşam öykülerini severim. Son derece sıradan görünenleri bile, gölgeler ardında kalan, artık bize yabancı görünen bir çok tanıklık içerir. Resmi tarihi ve hamasi nutukları kabullenmeden önce bu tarz tanıklıklarla karşılaştırarak okumayı da severim. Zira bireye odaklanmanın, empati kurabilmenin, yaratılanı yaratandan dolayı sevebilmenin ön şartıdır bence hamasetten uzak durmak. Bu nedenle, iki elin parmağı birbirine benzemezken, aynı anne-babadan iki kardeşin bile aynı olmadığını, olamayacağı bilinirken, devlet eli ile bir kısım vatandaşın, “Kürt”, “Ermeni”, “Rum”, “Gavur” denilerek bir başlık altında, topyekün cezalandırılmasını lanetliyorum. Gerekçesi her ne olursa olsun. Siyasi kadrolar kendi görevini yapamıyor, suçluyu suçsuzdan ayıramıyor, kendisine muhalefeti kabullenemiyor diye aramıza çomak sokmalarından, kardeşi kardeşe kırdırmalarından, “ama” ile başlayan süslü açıklamalar uydurmalarından çok sıkıldım. Bu arada 1930larda yapılan bu zorunlu sürgünde, o yoksul cumhuriyet yıllarında, sürgün edilenlerin zararlarının bir kısmının karşılanmasına çalışıldığını da bir not olarak ekleyeyim. Sonraki yıllardaki benzer sürgünlerde devletimiz bu kadar alicenap davranmadı. Ferman Toroslar göç hikayesini anlatırken “Bu koşu bakalım nasıl, nerede bitecek…” demiş. Kaçmak için değil keyifle yapacağımız koşularımız olsun yeter ki…
SürgünFerman Toroslar · Aras Yayıncılık · 201337 okunma
··
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.