8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
Toplumların ve bireyin aldığı eğitimin yanı sıra, şahsın birikim odaklı sunulan yolları tercih etmesini daha doğru bulmaya başladım. Bu düşüncem günden güne eğitim alamadığım ve sorduğum sorulara cevap bulamadığım “eğitimciler” sayesinde daha fazla zihnimi tırmaladı. İktisat eğitimi almaya başladıktan sonra, gördüğüm manzaranın şaşkınlığına uğramadan, büyük bir çukura itildiğimi tekrardan anladım. Öğrenmiyordum, koro halinde çıkan sesleri dinlemek zorunda kalıyordum! “İktisat, kaderimizi gözü kapalı teslim edebileceğimiz bir bilim olarak tahayyül edilemez.” Aynı zamanda dogmatik düşüncelerin egemen olduğu eğitim sistemlerinde, öğrencinin “körlük” yanılgısına düşerek, araştırma merakının durgunlaşması hali son derece olağandır. Kitap bu konuda bir manifesto niteliğinde! Ben öğrenci olarak “öğrencilik haklarımı” savunma niyetinde bulunurken, kitabın anlatmakta direndiği konu ise; teksesli iktisat korosu! Fransa’da iktisat alanında yapılan yeni yaklaşımların önünün kesilmesi, bir grup araştırmacıyı bir araya getiriyor. Önsöz kısmında Çınla Akdere: “Türkiye’de iktisat eğitimine başlayan genç bir öğrencinin, genellikle eğitiminin üçüncü yılına kadar farklı iktisadi sorunların farklı yaklaşımlar getirebileceğini sezinleyebilmesi neredeyse olanaksızdır. Sıradan bir öğrenci, iktisat eğitimin en temel iki dersi kabul edilen mikro iktisat ve makro iktisat derslerinde edindiği bilgilerin hangi iktisatçı ya da iktisatçılar tarafından geliştirildiğini bilmez.” Kitapta, araştırmacılar muhaliflerinden gelen bir dizi iddiaya yanıt vermek amaçlı karşı tezler oluşturuyorlar. İktisat bilimi yapmanın tek yolu olduğunu, sözel bir iktisat istendiğini söyleyen araştırmacılara, karşı tartışma ve düşünme biçimlerinden bahsediyorlar. İktisat biliminin çoğulcu olması gerektiğini, çeşitli yaklaşımlarla kaynakların doğruluğundan emin olunabileceğini savunuyorlar. “Bütün karşıt savlarla yüzleşmeyi kendine görev edinen bir iktisadın bilimsel kesinliği zarar görmez.” Fransız üniversitelerinde devam eden çokseslilik karşıtlığı, bu grubu harekete geçirmiştir. Farklı düşünme biçimleri arttıkça, bilginin doğruluğuna da o kadar güvenilir! Bkz: “Bu metin Le Monde gazetesinde 30 Ocak 2015 tarihinde yayımlandı. Fransız ya da yabancı, akademisyen ya da değil, iktisatçı, hukukçu, sosyolog, filozof ya da sıradan yurttaş, bu kampanyaya katılmış olan ilk 5.000 kişiye destek vermiş olursunuz. Bu manifestoyu biz onlar adına oluşturduk!” Kitabın yorumunu yaparken, kendi ülkeme bakmayı da unutmadım. İnsanın olduğu her yerde, türlü sesler ve arayışlar vardır. Ekonomi, eğitim, sağlık, tarım… Her alanda, yanlış olduğu bilinen yolları tercih etmeyenlerin direnişlerine ihtiyaç vardır. Bunu kaç ülke duyuyor? Kaç ülke duymak istiyor yahut kaç ülke duyurma yetkisini elinden almıyor? Manifestolar her alanda büyük bir ihtiyaçtır. Bizim aynı seslere değil farklı gruplara kulak vermemiz gerekir. Heterodoks iktisatçılara ihtiyacımız vardır. Türkiye ve diğer ülkeler için de bu durum böyle olmalıdır. Kitabın son kısmında bulunan terimler sözlüğü, taze okuyucular için armağan olmuş. Merak edenlerin, araştırmaktan vazgeçmeyen ve topluluk halinde olmaktansa doğrularının -doğru olduğuna inananların- peşinden giden zihinlerin tükenmemesi dileğiyle!
Ekonomi
Hepsi Aynı Şeyi Söyleyecekse Bu Kadar Çok İktisatçıya Ne Gerek Var?Kolektif · İletişim Yayınları · 201823 okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.