Hayatını Okumaya, Öğrenmeye Ve Aşka Adayan Bir Adamın Hikayesi
10/10
·520 syf.··
2021 11. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2021 16:14
MARTİN EDEN Martin, güneşten esmerleşmiş bir tene sahipti, elinde ve yüzünde yaralar vardı. İlk başlarda kendi hal ve hareketlerini üst sınıftaki insanlarla kıyaslayıp kendisini kötü hissediyordu. Dış dünyadan gelen her türlü etkiye ve tepkiye karşı hassastı. Kendisine “Bay Eden” diye hitap edilmesine alışık değildi. İçinde bitmek bilmez bir okuma ve öğrenme aşkı vardı. Tam bir kitabın derinliklerinde yüzerken Ruth’la tanıştı. Ruth, Martin’in arkadaşı Arthur’un kardeşiydi; kendi hislerinden ve düşüncelerinden ziyade; içinde bulunduğu toplumun yapısına göre yaşıyordu. Martin, Ruth ile otururken elini nereye koyacağını bilemiyordu. Ruth’un meraklı gözleri altında kaybolmuştu. Ruth ile kıyaslamadığı kız kalmadı. Tanıdığı hiçbir kıza benzemiyordu. Çekingen bir çaba ile acemice birbirlerini tanımaya çalıştılar. Martin için Ruth, adeta kitaplardaki gibi entelektüel ve aşık olunası bir kadındı. Ruth’a göre Martin, eli yüzü yara içinde, alt sınıftan ama kazanılması gereken bir insandı. Martin’in kendisine erkekçe bir ilgiyle bakması hoşuna gitmişti. Farkında olmadan ve ne olduğunu anlamadan Martin’in çekimine kapılmıştı. Martin’in Ruth’a olan ilgisi giderek artıyordu. Ruth’un ailesiyle zaman geçirirken eksik yönlerinden utansa da her zaman kendisi gibi davranıyordu. Olmadığı biri gibi görünmek ona göre değildi. Martin o sıralarda 20 yaşındaydı; Ruth’dan 3 yaş küçüktü. Martin ablası ve geçimsiz eniştesiyle beraber onların evinde kiracı olarak yaşıyordu. Ablası Gertrude ev işlerinden başını kaldıramayan çileli bir kadındı. Ablasının maneviyattan yoksun dünyasında Martin, onun en sevdiği kardeşiydi. Eniştesi Bernard’a katlanabilmek için ise üstün bir sabretme yeteneğine sahip olmak gerekiyordu. Bernard, kafasını bakkaliyesinden ve çalışmaktan bozmuş geçimsiz bir tiptir. Kitaptaki sınıf farkı elle tutulur derecedeydi. Bir yanda yaşamlarını devam ettirebilmek için var güçleriyle çalışan elleri nasırlardan bir eşyanın sertliğine erişmiş fabrika işçilerinden oluşan alt sınıf. Diğer tarafta elleri pamuk kadar yumuşak, hayatlarına devam edebilmek için fazla çaba harcamalarına gerek olmayan aristokrat, burjuva sınıfı… Martin bu iki dünya arasında gidip geliyordu. Martin giderek kendi sınıfından uzaklaşarak Ruth’un sınıfına doğru yükseliyordu. Martin’in gecesi gündüzü kitaplar ve Ruth olmuştur. İnsan sevdiğini illa kendisine benzetmek zorunda mıdır? Kendi toplumuna, kendi değer yapılarına , kendi kültürüne, kendi nasıl istiyorsa bir hamur gibi istediği şekle sokmaya mecbur mudur? Ruth Martin’i kendi burjuva yapısına göre değiştirmek istiyor bencilce… Martin emeğini para için değil bir sevda için harcamayı tercih ediyordu. O yüzden yazmaya karar verdi. Hem içindeki yazma şevkinden dolayı hem de denizlerde ya da başka ağır işlerde heba olmadan para kazanabilmek için. Yazdıklarına hiçbir dergiden dönüş alamıyordu. Martin, Ruth için değişip gelişiyordu; Ruth da Martin’i kendi ideallerine göre şekillendirme çabalarına devam ediyordu. Martin hayatın tüm yoksulluklarına karşı hayatını tamamen kendi çabasıyla kazanıyordu ve geliştiriyordu. Ruth’un ailesi Martin’i Ruth’un gözünü erkeklerin dünyasına açmak için kullanmak istiyordu… Martin yazdıklarını gönderdiği dergilerden dönüş alamasa da yazmaya devam etmek istiyordu. Martin 5 saatlik uykuyla yazdığı yazılarla, kitaplarla ve Ruth ile dolu dolu koşar adım yaşıyordu. Uykuyu hayata ve yaşamaya karşı zaman kaybı olarak görüyordu. Daha çok öğtenmek, daha çok yazmak, daha çok Ruth’u görmek istiyordu. Martin Ruth ile aralarındaki uçurumu yavaş yavaş kapatmaya çalışıyordu. Neticede Ruth da bir insandı. Martin okudukça kendi sınıfındaki insanlarla arası giderek açılıyordu. Martin 5 saatlik uykusuyla bu sefer de bir çamaşırhanede çalışmaya başladı... Martin'in çalışmaktan ve dinlenmekten başka yapabileceği bir şey kalmamıştı. Çalışmadığı saatlerde dinlenmekten başka bir şey yapmaya enerjisi kalmıyordu. Bu yüzden hayattan tiksinmeye başlamıştı... Martin çamaşırhanede Joe ile birlikte çalışıyordu. Joe kendisini bildi bileli çamaşırhane işinden başka hiçbir şey yapmayan, çalışırken her hareketten tasarruf yapmaya çalışan, hayatında işten arta kalan haftalık tek izin gününü yaptığı işin zorluklarını unutmak için içerek geçiren bir işçiydi... İşçi sınıfı yeteri kadar makina ve yeteri kadar çalışan olmadığı için var gücüyle çalışıyordu; hayatları sadece işten ibaret gibiydi. Sırf dinlenebilmek için hasta olmayı isteyen insanlardı onlar... Martin ve Joe buharlı çamaşırhanedeki insanlık dışı çalışma şartlarına sahip işlerinden ayrıldılar... Martin tüm hızıyla yazmaya devam ediyordu fakat her zamanki gibi dergiler ve gazeteler tarafından reddedilmeye devam ediyordu. Artık günde 3 öğün aynı yemeği yemeye, eşyalarını yemek almak için rehine vermeye başlamıştı... Maria Silva, Martin'in 7 çocuklu, kendini arada sırada bir galonluk ucuz şarapla avutan yeni ev sahibesiydi. Martin'in açlıkla boğuştuğu dönemde çocuklarının yemeğini onunla paylaşıyordu. Martin tam yazmaktan vazgeçmek üzereylen yazıları dergiler tarafından kabul edilmeye başladı. Ruth'un ailesi Martin'i değişik mesleklerden insanlarla kıyaslamaya ve Ruth'u Martin sevdasından vazgeçirmeye çalışıyordu... Martin'in bisikleti ve takım elbisesi rehinci ve Martin arasında mekik dokumaya devam ediyordu. Martin'in yazma hevesi bir türlü bitmiyordu. Martin sonunda kendisi gibi bilgiye önem veren biriyle karşılaşmıştı: Brissenden, Martin'de büyük bir ilgi uyandırmıştı. Brissenden, Martin'i kendisi gibi okuyan ve düşünen başka insanlarla tanıştırdı. Brissenden Martin’in hayatına girince Martin hayatını iyice sorgulamaya başladı. Lizzie, Martin'i karşılıksız bir şekilde hiçbir koşula bağlı olmadan seven işçi sınıfına mensup çok güzel bir kızdı. Martin, Lizzie'nin gerçek sevgisiyle Ruth'un burjuva sevgisini kıyaslamaya başladı. Martin mahallesi ve ailesi tarafından dışlandığı ve sonradan kabul gördüğü inişli çıkışlı bir hayatla mücadele etmeye devam ediyordu. "Martin Eden Oakland'da ancak bir elin parmakları kadar olan bir bireyciydi.” Ve bireycilik Martin’in hayata karşı tutumunu tamamen etkilediği için yaşamaya dair enerjisi giderek azaldı. Kendisini artık kader ortağı olduğu alt sınıfa da gerçek yüzünü görüp nefret ettiği burjuva sınıfına da ait hissetmiyordu… Martin Eden, sade sayılabilecek bir dille, ilahi bakış açısıyla yazılmış, sık sık sınıf farkının ve insani değerlerin sorgulandığı gerçekçi ve dramatik bir roman.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
·
147 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.