Gözümüzde büyüttüğümüz, pamuklara sardığımız ve ömrümüzü bu uğurda harcamaya dahi göze aldığımız olayların veya kişilerin; aslında, kendimize dışarıdan bakmayı öğrendiğimizde, üflediğimiz an yok olacak bir köpükten farkı olmadığını görmek.
Başkalarına yaptığımız "iyiliklerin" yardım bekleyen kişi için değil, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak olan egomuzu, arzumuzu tatminden başka bir amaca hizmet etmediği, takıntılarımızın hepsinin geçmişten gelen ve çoğunlukla hatırlayamadığımız bir olay ile mutlaka bağlantısı olduğu, en önemlisi psikoterapinin ortaya çıkmasıyla, insanın bilmediğini zannettiği, aslında bilakis içinde yaşadığı fakat anlamlandıramadığı bir yaşamın keşfedilmesi...
Bildiğimiz ama kendimize dahi söyleyemediğimiz gerçekler ve onlarla yüzleşmenin verdiği o büyük doğum sancısını hissedebilmek için bu büyük fırsat.
İrvin D. Yalom’ un psikanalizin temsili doğuşunu anlattığı; Freud, Nietzsche, Josef Breuer gibi büyük üstatların hayatlarını analiz ettikten sonra bir güzel kurguyla harmanladığı ve tadında felsefesiyle ağızda güzel bir tat bırakan, psikolojik romanı.