Gönderi

Zamanın Kokusu ve Geç kalmışlığın Tadı
Puan vermedi·136 syf.··
2021 3. kitabı
Neden kimse bir yavaşlık tanrısı icat etmedi? PETER HANDKE ‘’Yeryüzünde geç kalmışlığın ilacı yoktur’’ bir kitaptan altını çizdiğim bu cümleyi ilk okuduğum günden bu yana düşünüyorum ve ara ara beni kaygılandırsa da bir yerlere kapı araladığını söylemeliyim. Telafisi mümkün olmadığını söylediğimiz bu çetrefili hastalık tam olarak nedir? Ben bu eğilip bükülebilen, hızlanan bazen yavaşlayan zamanın içinde bir şeyleri kaçırıyor muyum? Bu soruyu muhtemelen yirmili yaşlarındaki herkes sormuştur. Bir cevaba ihtiyaç duyuyor gibiyiz bu konuda. Biz bu soruyu Byung- Chul Han, Zamanın Kokusu kitabıyla inceleyelim. Zaman kavramı çağlar boyunca gizemini korumuştur. Mısırlılar gök cisimlerinin hareketine bakarak bir takvimi buluyor, zamanı kristal bir çizelge yapıyor ve biz bir döngünün içine düşüyoruz. Ocak, şubat mart…. Pazartesi, Salı, Çarşamba tekrar pazartesi….. Bir başa dönüş var fakat şairin dediği gibi ‘’burada kalamazsın başa dönemezsin’’ hep ilerlemek zorundayız ki sen dursan da seni omuzlarıyla ittiren bir zaman çizelgesi, akış, yaşayış, hız ve gelişim var. Bir gelecek var hepsinin bir adım ötesinde. Geleceğin bir kaçan ayna olması muhtemelken bizim onun peşinde sürekli koşturmamız da kaçınılmaz oluyor. Kendi kendimizin peşinde koştuğumuz ama kendi kendimizi kaybettiğimiz bu hızlanma çağında azığımız ise geç kaldım korkusu oluyor. Geç kaldığımızı hissettikçe daha hızlandığımız hızlandıkça da uzaklaştığımız bu yolda bir süre durup etrafınıza bakmalısınız. Hızlandıkça deneyim oranını arttırdık, peki nitelik? Yaşadığınız onca şeyin arasında durup ne hissettiğimizin farkına varmaya zaman yoktur. Geldiği gibi gönderdiğimiz bu yaşantıların ardından yenisini istiyoruz çünkü, daha fazlası daha çok yaşadım hissini vermek zorundadır(!). Burada modernite aleyhtarlığı ya da teknolojinin en büyük nimeti olan mekânsal aralığı kısaltarak hızı hayatımızın merkezine sokmasını eleştirmiyoruz. Olay tamamen değişen durumlara verilen tepkide yatıyor. Kendimizi sürekli uyarıcılara maruz bırakmak, bir an olsun düşünmemek bir eksiklik doğuruyor. Eksikliği kapatmaya çalıştıkça daha fazla uzaklaşıyoruz uzaklaştıkça geç kaldığımızı düşünüyoruz daha fazla tüketip daha fazla kaçırıyoruz.Kaçırma hissinin ardından gelen o tüketme dürtüsü bizi saldırganlaştırıyor ve ardından hızlanma geliyor. Hızlıca almaya çalışıyoruz her şeyi çünkü telafi edemeyeceğimiz bir şeyin riskini alamayız. Kitapta bunun alakalı bir pasajı paylaşmak istiyorum: Acele ettirilme hissinin ‘kaçırma korkusunun’ bir sonucu olduğu varsayımı yanlıştır; (değerli) şeyleri kaçırma korkusu ve bunun sonucunda hayatın temposunu arttırma arzusu erken modern dönemde gelişmeye başlayan ve kişinin ‘ dünyevi seçeneklerin tadını çıkaran’ bir hızlanma – yani deneyim oranını yükseltme-sayesinde hayatın daha tam ve zengin bir deneyim haline getireceğini ve böylece‘ iyi hayatı’ gerçekleştireceğini varsayan kültürel programın sonucudur. Bütün bu karmaşanın içinde yani kaçırma- telafi etme, hız- yavaşlık gibi kavramlar arasında savrulurken kitapta Hannah Arendt’ın üzerinde durduğu üç terimden bahsediliyor. Bu biraz kafamızı toparlayacak cinsten bir ayrıma götürüyor bizi. Kısaca bahsetmek gerekirse: Vita Contemplativa: Derin düşünce demektir, eylemsizlik hali durum ve olaylar üzerine tefekkür etme diyebiliriz. Vita Activa: Eylem hali, hareketlilik, aktif yaşam Vita Melancholia: İlk çağlardan beri üzerine düşünülen bir konu olan melankoli kimi düşünürlerce yaşam karşısında güçsüzlük hissetme hali olarak tanımlanmıştır. İlk çağlarda Vita Contemplativa yaşam için vazgeçilmez bir durum hali olarak tanımlanmış, mutluluk için vazgeçilmez bir koşul olarak düşünmek ve bir hakikati aramak olarak kanıksanmıştır. Hannah Arendt ise bu durum üzerine eylem halinin ayırt edici bir alan, vazgeçilmez bir parça olduğunu belirten bir karşıt görüş ileri sürse de zamanla içene düştüğü Vita Melancholia durumundan sonra bir ortak alana ulaşmıştır. İlk Çağ filozoflarının insan odaklı felsefelerini Vita Contemplativadan çıkarıp Vita Activa seviyesine getiremedikleri için gelenekselleştiğini vurgulamış, bu geçişin bir kabuk kırmak olduğunu söylemiştir. Sonuç olarak bu hızlanma çağında en büyük kaygı unsuru olan bir şeyleri kaçırma kaygısının temelinde belki de Vita Contemplativa ve Vita Activa arasındaki derin uçurumdur. Tefekkürsüz eylem ve eylemsiz tefekkür bizi kaçan aynanın peşinde bir çıkmaza sokacaktır.
Zamanın KokusuByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20181,380 okunma
··
1 +1'leme
·
2.918 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Vita contemplativa ve vita activa kavramlarını ben de bu kitap vesilesiyle öğrenmiştim. Karmaşık ve savruk pek çok düşünceyi bir elbise gibi örten çok değerli iki kavram. Arasındaki farkı ayırt edebilmek ve bunun hayattaki karşılığını görebilmek bundan sonrası için insana pek çok konuda yol gösterici olabilir. Bende kesinlikle işe yaradı:) “Neleri kaçırıyoruz?” sorusunun yerini “Neden kaçırıyoruz?” aldı. Han çok daha fazla okunmalı. Okunurken de içinde yaşadığımız hayatla kıyaslanmalı. Emeklerinize sağlık Büşra hanım. Keyifli okumalar...
Büşra H.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim güzel yorumunuz için mutlu oldum :). Bu bahsettiğimiz kavramlar kendini yorumlama ihtiyacı duyan her insanın zihninde oluşmuş ama tam konumlandırılamamış kavramlar gibi geldi okurken. Kitabı okuduktan sonra kişide aydınlama yaşanıyor hakikaten. Ben merakı ileri götürüp Hannah Arendt’ın İnsanlık Durumu kitabını aldım biraz okuduktan sonra Han beyfendiye saygım katlanarak arttı çünkü kitabı çok iyi okumuş, anlamış ve süzerek duru bir şekilde kendi anlatmış. Çok iyi bir okur çok iyi bir öğretmen, bildiğini duru bir şekilde örümcek ağları gibi bağdaştırarak anlatması beni cezbediyor. İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim. Size de keyifli okumalar dilerim 🌼