·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Haziran 2021 11:28 Bir insanın işi özel hayatının bir parçası değilse yabancılaşma denilen duygu meydana gelir : insan hem kendisi için çalışmalı çünkü hayatta kalmalı ama bir yandan da piyasa için üretmelidir .Marx aslında "çalışmayı ortadan kaldırma" fikrini savunurken tam olarak bu yabancılaştıran çalışma düzeninden bahsediyor , bu sadece komünizmle mümkün olabilirdi: "herkesin çalışması kendi kişiliğinin ifadesi ve zenginleşmesi olduğu bir düzen" diyebiliriz bu sisteme.
Daha sonra yazar sosyal bilimlerin literatürdeki eleştirilerini bizimle paylaşıyor : antropoloji,psikoloji tarzı alanlar insanı sisteme uyumlu kılan mekanizmaları savunuyor . Bunu psikanalizin toplumsal ilişkileri yadsıması şeklinde örneklendirebiliriz. Freud'un "id,ego ,süperego " kavramları sadece tarihsel süreçten bağımsız değiller aynı zamanda salt soyut kavramlardır dolayısıyla bunların bilimsellikten yakından uzaktan alakası olmadığını söyleyebiliriz. Oedipus kompleksi evrensel ve biyolojik bir süreç olarak anlatılıyor. Ama bazı etnolojik araştırmalar (Malinowski) bu kompleksin evrensellikten uzak olduğunu kabileleri inceleyerek kanıtlamıştır. Freudyen teoride bu kompleks çocuktaki süperego'nun gelişimini sağlar , bu psişik yapı çocuğun topluma adapte olmasını sağlayan mekanizmadır. Biyolojik olan Oedipus kompleksi toplumsal müdahaleye mağruz kalır ve süperego bu ensest arzulardan savunma mekanizmaları sayesinde kurtulur. Bu süreci yaşamayan insan "nevrotiktir" "sağlıksızdır " , bir insan sağlıksızsa Oedipal dönemde ortaya çıkan süperego oluşumunda bir sorun vardır yani insanı sağlıklı kılan şey topluma adapte olma kabiliyetidir .Süblimasyon tarzı savunma mekanizmaları her sağlıklı insanda olması gerekendir :Toplumun ahlak anlayışına uyumayan libido topluma faydalı kültürel bir faaliyete dönüştürülmelidir .Kısacası topluma adapte olamayan insanın süperegosu sağlıklı bir şekilde gelişmemiştir ve bunun temelinde de Oedipal yapıda bir bozukluk yatar.
Daha önce de belirttiğim gibi Freud Oedipus'u biyolojik bir süreç olarak ele alıyor , ancak ampirik veriler aksini gösteriyor olabilir : mesela hayvanlar arasında yetişmiş vahşi çocuğun cinsel arzularının olmaması, biyolojik süreç olan cinselliğin toplumsal boyutunu gösteriyor olabilir mi ? Marksist bakış açısına göre Freud'un iddia ettiği gibi biyolojik olan toplumsallaşmaz ( Freudyen teoriye göre biyolojik olan Oedipus kompleksi toplumsallaşıp savunma mekanizmalarını uyarır ya da çocuğun biyolojik mastürbasyon dürtüsünü toplum kastrasyon kaygısına çevirir ve daha birçok örnek verebiliriz ) aksine insanın kültürel ,sosyal ortamı biyolojik yapısını belirler. Dolayısıyla "ihtiyaç" "açlık"tarzı kavramlar salt biyolojik değildir en başta toplumsaldır. Avrupa'da bir çocuğun ihtiyaç olarak betimlediği nesne Afrika'daki çocuğunkiyle aynı olabilir mi?
Psikoloji alanında "ihtiyaç"tarzı kavramlar tarihsel diyalektikten ve toplumsal yapıdan bağımsız , sabit bir durum olarak ele alınıyor.
Psikoloji toplumsal ilişkileri incelemez ama insanın kişiliği "toplumsal ilişkilerin bütünüdür"(Marx) . Aksine bireysel psikolojiyi toplumsallaştırır, Freud'un tıpkı kendi çocukluğunda keşfettiği Oedipus kompleksinin toplumsallaştırması ve evrenselleştirmesi gibi.
Psikolojiyi salt biyolojik olarak kavramaya çalışan isimler oldu: Bu akım insan psikolojisinin sadece beynin analiziyle anlaşılacağını savunur . Marksist anlayışa göre bu mümkün değildir , insanın kişiliğini şekillendiren maddenin bilince olan etkisidir . Ne madde bilinç ele alınmadan anlaşılabilir ne de bilinç maddesiz anlaşılabilir . Salt beyin analiziyle bilinci kavrayamayız.
Özellikle kişilik konusu ele alındığı için psikolojiyle ilgilenenlerin zevk alacağı bir meta-analiz çalışması diyebilirim.