Puan vermedi·416 syf.····Okunma: 20 Haziran 2021 09:25 Modern dönemde hâkim akım olan akılcılığın (insan aklının mutlak yüceliği tanımına indirgenebilir) birçok olumlu getirileri olsa da (örneğin mistisizmin defedilmesini ve bilimsel ilerlemeyi tetiklemiştir) birtakım olumsuzları da beraberinde getirmiştir. Getirdiği olumsuzlukların (aslında kendinin getirmesinden ziyade talihsiz çarpıtmalara maruz kalmıştır) büyük kısmı toplumsal ortamda görülür. Toplumsal ortamı nasıl bir değişime uğrattığını anlamak için öncelikle modern dönemin temel kavramlarından biri (belki de en temel kavramı) olan hümanizmin ne olduğunu anlamak yerinde olacaktır.
Hümanizm genel kanının aksine insan sevgisi anlamına gelmekten ziyade, insanbiçimci veya insanı merkeze alan bir tavırdır. İnsanbiçimci tavrın bir sonucu olarak insan, kendini efendi olarak görür. Artık tanrıya veya tanrılara yer ve gerek yoktur çünkü yeni kutsal akıldır. Bu haliyle pek olumlu bir akım olarak göründüğünün farkındayım fakat mesele bu haliyle kalmıyor. Özellikle doğaya ve kendinden olmayana karşı düşmanca bir tavır hemen beliriyor. Meseleyi uzatmamak adına bu zararlı tavırları birkaç örnek üzerinden gösterip asıl konuya geçeyim.
Daha çok Batı dünyasında görülen hümanist ırkçılık kendini Tanrı olarak koyutlarken ötekini (kendinden olmayanı) köle olarak görür ve onları köleleştirmeyi ve sömürmeyi kendilerine hak sayar. Örneğin Hegel’in Afrikalı insanlara karşı tutumu oldukça ırkçıdır. Ona göre Afrikalılar insan bile değildir. Marx da bu ırkçılığa alabildiğine kapılmıştır. Ona göre Lehistan’daki köyler patates çuvalından ibarettir, İngiltere’nin Hindistan’ı işgal etmesi ilerici bir hamledir. Hegel tarihin nihai aşaması olarak Batı’yı görür ve tarihi kendi döneminde tamamlanmış olarak tasavvur eder. Marx ise tarihin ilerlemeci (lineer) devam ettiği görüşündedir, proletarya (işçi sınıfı) devrim yaptığında üretim araçları burjuvanın elinden alınıp proleterlerin eline geçecektir ve böylece ilerleme sağlanacaktır. Ne var ki tarih ne Hegel’in ne de Marx’ın öngördüğü gibi devam eder. Tarih her zaman kendi içinde sürprizler barındırır ve kesin olarak öngörülemez. İnsanın doğaya karşı savaşı ise modern dönemde Bacon ile başlar. Bacon’a göre bilmek, doğaya egemen olmaktır; bilgi erktir.
Modern dönemden sonra, modernizmin sonsuz ve sürekli ilerlemeci, bilimci ve kültürel Avrupacı taraflarına bir tepki olarak birtakım yeni akımlar sahneye çıktı. Bunlardan bazıları duyumları ve duyguları ön plana alırken, bazıları radikal şüpheciliğe, başka bazıları faydacılığa başvurdu. Bu akımların ortak özelliği aklın mutlak hakimiyetine karşı bir başkaldırı niteliği taşımaktadır ve bir noktada olumlu tarafları da azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak mesele kâğıt üstünde durduğu gibi durmadı. Aklın yenilenmiş versiyonu, akıldışı bir sistemi içeriyordu. Aklın, sistem dışı bırakılması, mutlak doğruluğun-hakikatin altını oydu ve böylece “herkes haklıdır” gibi saçma sapan bir noktaya geldik. Eğer herkes haklıysa, temel mantık gereğince, hiç kimse haklı değildir. Böyle bir ortamda toplumsal aptallaşmanın ve toplumsal kargaşanın üst seviyelerde olması şaşırtıcı değildir. Bu yeni görüşün toplumsal ve bilimsel sonuçları tahmin edilebilir, bu nedenle uzun uzadıya değinmeme gerek yok. Sadece şunları belirtmem sanırım yeterli olacaktır: seküler mistisizm, entelektüel terörizm ve entelektüel istismar, yalanın ve pisliklerin normal karşılanması, eleştirel düşünceye karşı hevesin baltalanması, politik aptallaşma (özellikle de sol merkezli politik aptallaşma). Esasında eser tam da bu noktalara iyi ve açıklayıcı bir dille değiniyor. Merak edenler varsa bir zahmet eseri okuyuversinler.
Alan Sokal, ABD’de prestijli bir sosyal bilimler dergisine parodi bir makale gönderir ve makale dergi tarafından kabul görülüp yayımlanır. Fakat makalenin içeriği postmodern süslemeler ve palavralardan ibarettir. Pek çok şey anlatıyor gibi görünür fakat hiçbir şey anlatmaz. Bir süre sonra Alan Sokal niyetini açıklar: postmodern zırvalıkları somut bir örnekle gözler önüne sermek. Daha sonra postmodern (dilim varmıyor ama demem de gerekli) düşünürler tarafından eleştiriler gelir ve bir dizi eleştiriler sonucunda eser kaleme alınır. Türkçedeki bu baskısı, önceki baskısına göre genişletilmiş baskıdır. Ek bölüm olarak Sokal’ın sosyal bilimler dergisine gönderdiği makale, makale hakkında açıklama ve konferansı bulunur. Bu nedenle bu baskısı daha kıymetlidir.
Pek çok güncel eserin kalıcı olacaklarına dair bir inancım yoktur fakat bu eserin gün geçtikçe konuşulacağını, referans gösterileceğini, güncelliğini koruyacağını ve kalıcılığını devam ettireceğini düşünüyorum. Herhangi bir edebi, bilimsel, felsefi, tarihi, sanatsal uğraş ve merak içerisinde olan herkese tavsiye ederim. Kolay kolay eser tavsiyesinde bulunmam fakat günümüz sorunlarını somut delillere görmek açısından eser çok iyi nitelik teşkil ediyor.