merhabalar, gurur ve önyargı ya da aşk ve gurur hangi çevirisini arzu ederseniz; ingiliz yazar jane austen'in ikinci romandır. 18 ocak 1813'te yayımlanan roman, 1796-1797 yılları arasında kaleme alınmıştır.
can yayınlarından nihal yeğinobalı'nın harika çevirisi ile okuma fırsatı buldum. kendisinin eski türkçe kelimelere olan özeni gerçekten hoşuma gitmedi değil. bazı dilimize farsça ya da arapçadan geçmiş kelimeler yerine türkçe kelimelerde ısrar edişi okuma zevkini katladı diyebiliriz.
aşk ve gurur ingiliz edebiyatının en asil aşk romanlarındır biri olmakla beraber içerisinde; soyluluk, gurur, önyargı, kibir, taşralılık, geçim derdi ve elbette aşk gibi konuları barındırıyor. anlayacağınız üzere kitaba salt bir aşk romanı olarak yaklaşmak içerisinde barındırdığı ögeleri görmezden gelmek demektir. içerisinde muhteşem kaliteli ve bir küçük fire bile olmayan harika kurgunun yanında psikolojik ve felsefi çıkarımlarda bulunuyor. özellikle karakterlerin psikanalizlerini okumak çok keyifliydi.
sayfa sayısı sebebiyle belki ağır gibi düşünülse de o dört yüz elli sayfanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile. şöyle bir detay vermekte de fayda var; daha önce filmini iki kere izledikten sonra kitabı okuma şansını yakaladım. dolayısıyla olayları ve sonunu bilerek okudum. buna rağmen edebi dili o kadar lezzetliydi ki akıcılığını hiç kaybetmedi. kitabı ayrı filmi ayrı tat barındırıyor. kişisel tavsiyem önce filmini izlemek. böylelikle okurken karakterleri gözünüzde canlandırmak daha kolay oluyor. bu da çok daha gerçekçi bir okuma sağlıyor.
romanda her bir karakterin kendine has davranışları var. kişilik analizi yapmayı sevenler için biçilmiş kaftan. örnek vermek gerekirse baş kadın karakterinin ailesinin yaptığı görgüsüzlükler karşısında kadın karakterin utanışları o kadar yalın yazıya işlenmiş ki o utancı gerçekten bende içimde hissettim.
son olarak genel hatlarından bahsetmek gerekirse; taşralı bir aile ile soylu çevrelerin arasındaki ilişkileri, aynı zamanda uçurumları ve bu atmosferde filizlenen aşkların mutlu sona ulaşmalarının ne denli zor ama imkansız olmadığının güzel bir örneğini görmüş oluyoruz. eşitsizliklerin, sonradan görmelerin ya da açgözlülerin yaydığı kötü enerjinin yanında; iyi niyetli, samimi, vakur ve gerçek bir asil olmanın çevreye ve insan ilişkilerine olumlu etkileri çok güzel işleniyor. ayrıca önyargıların ne kadar yıkıcı ve yersiz olduğunu özellikle kitabın ortalarında anlamaya başlıyoruz. her ne olursa olsun önyargının zehirli bir yılan olduğu konusunda hem fikir olduğumuzu umuyorum. çok kısa alıntılara yer verip bitirelim;
* kibirle gurur, çok zaman aynı anlamda kullanılmalarına karşın aslında ayrı ayrı şeylerdir. bir insan kibirli olmadan da gururlu olabilir. gurur daha çok bizim kendi kendimizi değerlendirmemizle ilgilidir; kibirse başkalarına kendimizi ne şekilde satmak istediğimizle.
* herkesin benliğinde kötü bir yön - yaradılıştan kusurlu olan bir yön- vardır. insan ne denli çabalarsa çabalasın bunu aşamaz.
* çünkü benim gerçekten sevdiğim insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. insanların içyüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum.
* benim iyi bir yönüm olup olmadığını bilmiyordun, ama insanlar aşık oldukları zaman iyilik kötülük ayırt etmezler.
#dünyaklasikleri #ingilizklasikleri #soyluluk #kibir #gurur #önyargı #aşk #kitapbeyefendi #bookstagram #janeausten #aşkvegurur