Giriş Yap
479 syf.
·
5 günde
·
9/10 puan
Çiçikov vs Rus Halkı
İncelemeye nerden ve nasıl başlasam bilemedim. Çünkü incelemeye başlangıç yapmak zor geliyor bana. Meseleye nerden ve nasıl başlasam diye beyin hücrelerimi adeta falakaya yatıyorum. Zaten bu kitabı bitirdiğim andan beri bir şeyler yazma isteğim var ama nasıl yazacağıma dair bir fikrim yoktu. Hatta dikkat ettiniz mi bilmiyorum, gece Fareler ve İnsanlar'ı okudum. Ölü Canlar'dan sonra bir kitap okumuş olmama rağmen Ölü Canlar'a takılı kaldım. Düşünce çeşmemi açık bırakıp biraz bir şeyler karalamak istedim. Hoş, karalamaktan çok 5.7 inçlik telefonumun o beyaz klavyesiyle uğraşmak istedim desem daha doğru olurdu sanırım ama âdeti bozmayalım en iyisi.. Prosedür gereği benim için pek bir önem arz etmese de konu, kahraman, olay hakkında bilgilendirme yapıp bu bölümü aradan çıkartmak istiyorum. Ölü Canlar, Ukrayna asıllı  orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olan Rus romancısı ve öykü/oyun yazarı Nikolay Vasilyeviç Gogol'un ilk cildini 1842'de tamamladığı ve bitirilememiş romanıdır. Romanın konusunu kendisine Puşkin tarafından önerilmiştir. Üç cilt olarak tasarlanmıştır. Roman, 19. Yüzyıl Rusya’sını ustaca yergiler ve tasvirlerle anlatmıştır.  Roman Rusya’da köleliğin kaldırılmasından önce toprak sahiplerinin çalıştırdıkları köylü sayısı kadar vergi ödemek zorunda oldukları gibi devletten para da alabilmelerine olanak tanıyan bir yasanın açığından faydalanarak ölmüş köleleri satın alarak devletten para sızdıran bir sahtekârı ve yaşadıklarını anlatmaktadır. Ölülerin üzerinden devletten para sızdıran bu sahtekâr ne kadar çok ölü köle satın alırsa o kadar çok para kazanmaktadır. Bunun için olabildiğince çok toprak sahibinin yanına gitmekte, onlara kendini önemli bir insanmış gibi tanıtmakta, bu sayede de onların ikramları ile de yaşamış olmaktadır. Roman karaktersiz, asalak bir tipin kendini önemli bir insanmış gibi tanıtabilmesi ve feodallerin yemeklerine ikramlarına ve hediyelerine sahip olabilmesi bakımından da ilginçtir.  Gogol, Rus köylüsünün acıklı hayatını ve Çiçikov'un enteresan kişiliğini ince bir mizahi yergi ile anlatmıştır. Eser, aslında üç bölüm şeklinde yazılmak istenmiş Gogol, ikinci ve üçüncü bölümleri çeşitli sebeplerle tamamlayamamıştır.  Kimi kaynaklar, yazarın geçirdiği bir buhran sırasında el yazma nüshalarını yakmış olduğunu daha sonra da bir türlü tamamlayamadığını belirtmektedir. Her kitap, döneminin zihniyetini yansıtır. Her kitap, yazıldığı çağın fotokobisi gibidir. Bir dönemi anlamak için o dönemde yazılmış kitaplar bizler için gideceğimiz ilk duraktır. 19. Yüzyıl Rusya'sı için de gideceğimiz ilk duraklardan birisi Gogol'dur. Okuyanlar mutlaka bilirler, Palto, Müfettiş, Burun gibi öyküleriyle zaten biz okurları buna kanıtlamıştır. Lâkin bu sefer bir romanla karşımıza çıkan Gogol, bu sefer derinlemesine bir biçimde çok ustaca hiciv yapıyor. Fakat benim bu kitap da takılı kalmamdaki sebep elbette bu değildir. Gogol burda "Millet değişir ve gelişirse devlet gelişir." fikrinde olduğunu net bir şekilde bizlere göstermesiyle kendini diğer Rus yazarlardan kısmen ayırmıştır. Ayrıca da beni kendisine ziyadesiyle hayran bırakmıştır. Karşılıklı çay/kahve içerek bu konuyu hiç sıkılmadan saatlerce konuşabilirim onunla. Gogol'un eleştirilmesinin de sebebi bu yüzdendir. Bunu anlamış oldum. "Devlet değişir ve gelişirse millet değişir." görüşüne sahip olanlar, Rus halkının kötü yanlarını bu kadar şeffaf şekilde adeta ifşa etmesi Gogol'u bu kadar eleştiriye mazur bıraktırmıştır. Kısmen hak da vermiyor değilim. 1940'lı yıllar ve sonraki dönemde yazar ve şâirlerimize yapılanları düşündüğüm de Rus halkına ve edebiyat eleştirmenlerine hak veriyorum kısmen. Kitaplar, yazarların kendi kurmuş olduğu evrenlerdir. Her yazar da kendi yarattığı karakterler üzerinden mesajlar verir. Vermek istediği mesajın durumuna göre iyi ve kötü karakterler yaratır, onlara kendi isteğine göre özellikler verirler. Yarattığı karakterlerin huyları, yaşamı, özellikle de isimleri konusunda Gogol çok farklı bir yazardır. Mesela "Palto" isimli öyküsünde hem karakterin enteresan palto olayıyla ve aynı zamanda tuhaf Akakiy Akakiyeviç ismiyle, "Burun" öyküsünde İvan Jakovleviç'in ekmeğin arasında kendi burnunu görmesiyle ve keza bu kitapta karakterin isminin Çiçikov gibi pek tuhaf gelen bir isme sahip olmasıyla çok net bir şekilde "Gogol, bir karakter yaratma dehasıdır." diyebiliriz. Böylesine henüz rastlamadım... Kitabın akışı hakkında hoşuma giden bir olayı sizlerle paylaşıp aranızdan ayrılmak istiyorum. Gogol, ara ara romana ara vererek okurla muhabbet etme amaçlı kelâmlar etmiştir. Edebiyatımızda bunu Ahmet Mithat Efendi de görürüz. Kitap devam ederken bir anda olayı durdurur, okurla muhabbet eder, mesajları birinci ağızdan vermektedir. Bunun sizlerin de hoşuna gittiğini düşünüyorum. Kısmen uzun sayılacak bu kitap için bunu yapmasıyla, tabiri ne kadar doğru bilmiyorum okura mola vermiş gibi olur.. Yalnız incelemeyi tamamlamadan önce şunu söylemeliyim ki, şu anda bir tarafı seçme hakkım olsa Gogol'un tarafını seçerdim. Yılda ortalama 2 Japon 5 İsveçli 7 Fransız ve 520 Türk kadar kitap okuyor. Ülkenin bu durumunda olması gayet normal. Her dönem bir kahraman çıkarmaya çalışmak yerine milletin bilinçlenmesi, okumasıyla gelişebilir ve sadece 10-15 sene değil, belki yüzyılları kurtarmış oluruz. Yani demem o ki insan gelişirse millet, millet gelişirse devlet gelişir. Yani demem o ki Gogol haklıydı.. Esen kalın.
·