[ Temmuz ayı öykü etkinliği -
#129670058 / Burhan sağlam ile ... ]
"Dünyadan uzak bir deli...
Beni sarar melânkoli:
Kafamın içerisi ölür."
diye tarif eder Sabahattin Ali, en güzel gününde bile sebepsizce kendini bulan kederini.
Ben de böyle bir sabaha açtım gözlerimi.. Yattığım yerden doğruldum. Hafifçe perdeyi kaldırdım. Buğulanan camların ardındaki keskin soğuğa, pencereleri vuran fırtınaya sabitledim gözlerimi. Kederli bir gecenin, kederli sabahına uyanmıştım.
" Sabah ıstırap çeken kalplerin akşamı..."
değil miydi zaten?
Uykumu alamamıştım, biraz uyuyabilmiş miydim onu da bilmiyorum. Sıcak yataktan kalkınca titredim bir süre. Üzerimi değiştirip sobanın üzerinde dumanı tüten demlikten karanfil kokulu bir çay doldurdum bardağıma. Pencereyi vuran yağmurun sesini duymayacak kadar kendi içime dalmıştım.Geç olmadan bir şeyler atıştırıp beni bekleyen soğuğu karşılamalıydım.
Paltomu, eldivenlerimi giydim, atkımı boynuma, şapkamı kafama taktım...
"Böyle paçavra bir ömür sürüklenir mi?"
Çekip kapıyı çıktım evden. Sürüklemeyip de ne yapacaktım? Tarifi olmayan bir soğuk karşıladı beni. Rüzgar yüzümü kamçılayarak selamını verdi, sabahın ilk ışıkları gözlerimi oyarak 'günaydın' dedi. Sokaklar boştu. Sadece ekmek taşıyan fırın arabaları.. Sıcak ekmekler bakkallara, oradan da sıcak yuvalara taşınıyordu.. Gazete dağıtarak ekmeğini kazanmaya çalışan Osman abiyle her zaman olduğu gibi selamlaşıp yoluma devam ettim. Belki de herkese, her şeye son kez veda ettim. Uzun bir süre yürüdüm. Yürüdüm, yürüdüm ve yürüdükçe mavi düşlerimin perdesini yırttı, kulağımda uğuldayan rüzgâr. Hava daha çok soğumuştu sanki. Ya da ben çoktandır kara bir kışın yorgunuydum. Trene yetişip biraz olsun ısınmak için hızlandırdım adımlarımı.. Sonunda yetişmiştim trene ama içerisi dışarıdan daha soğuktu.
Uzun uzun çaldı trenin düdüğü ve buharlı bir kalkışla hareket etti istasyondan tren. Vagondaki yolcuların haline acıyan tren, alev alev yansa da ne içimizi ne de dışımızı ısıtmaya yetmiyordu. Hepimiz kara kışın yılgınıydık belki de.. Vagonlara dolan soğuk hava alıp gidiyordu sıcaklığımızı... Dağlanırken kalplerimiz, üşüyordu ellerimiz.
Pencereden dışarı bakarken gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Buruk bir kış sabahında dalları kırarak, ağaçları sarsarak veda ediyordum işte sana... Sen üzerine örtülen ince toprak, ardından yağan çisil çisil yağmurla beni uğurlarken bu şehirden; ben uzun bir yoculuğun kıyısında her şeyden çok seni özlüyordum..
« Hey gönül gene bu gece
Kederim geceden yüce;
Gel susalım beraberce:
Böyleymiş kara yazımız. »
[ Sabahattin Ali, Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları
s. 34 Melânkoli
s. 50 Kara Yazı
s. 79 Köprüde Sabah
s. 98 Hayat ]