HAYVAN ÇİFTLİĞİ
KONUSU:
George Orwell bu kitapta hayvanların çiftlikteki zor yaşamlarını ve hayvanların bu durumdan kurtulmak için yaşadıkları serüveni usta bir betimleme ile kaleme almıştır. Orwell bu fablında sadece bir peri masalı değil aynı zamanda dönemin şartlarını resmetmiştir. Serüven Koca Major’ un (yaşlı Domuz) siyasi konuşmaları ile başlar. Kendisinin yıllarca insanlarla birlikte yaşadığını ve onların aslında nasıl varlıklar olduklarına atıfta bulunur. “İnsanlar, emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizden çalıyorlar” vb. politik sloganlarla hayvanlara ateşli konuşmalar yapar. Majör bahsettiği sistemde bütün hayvanların yoldaş olduğunu ve bütün insanların ise düşman olduğuna değinir. Koca Major devamında “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısını okur ve çok geçmeden ölür. Ardından domuzlar duruma el atar ve hayvan devrimi için aylarca gizli toplantılar düzenler. Jones (Beylik Çiftliği sahibi) hayvanları kırbaçlamak isteyince direniş başlar ve devrim Jones’ in çiftliği terk etmesi ile sonuçlanır. Yönetimi ele geçiren domuzlar başta bir düzen kurmuş gibi görünseler de sonradan Snowball ve Napoleon arasında yaşanan liderlik kavgasında savaşı Napoleon kazanır. İhtilal ile başa gelen Napoleon hayvanlara belki de insanların bile yapmayacağı şeyleri yaşatır. Başta toz pembe görünen bu düş sonradan buz gibi soğuk bir trajediye döner.
YAZAR ANALİZİ:
Kitabı anlamanın en iyi yolu yazarı tanımaktan geçer. 1903 yılında Hindistan’ da dünyaya gelen George Orwell’ in babası bir İngiliz askeri annesi ise yerli bir Hindistanlıdır. Sonraki yıllarda ailesiyle birlikte Londra’ ya dönen George Orwell eğitimini orada başlamıştır. İlk başlarda kendisini anarşist sayan Orwell sonraki yıllarda bir sosyalist olarak görmeye başlamıştır. Hatta bu dönemde yazdığı İlk kitabı “Wigan İskelesi Yolu” ‘dur. Ama yapıtın sonlarına doğru, o günlerin sosyalist harekelerine keskin eleştirilerde bulunur. Daha sonra İspanya’ da ki savaşlarda cumhuriyetçilere katılır ve savaşta ağır yaralanır. Hayatının sonraki yıllarında ise sosyalizmi eleştiren eserler kaleme alır. Rusya-Amerika arasındaki soğuk savaş sürecinde yazdığı “Hayvan Çiftliği” ve “1984” kitapları sosyalizmi taşlayan en ünlü eserleridir.
KİTAP ANALİZİ:
En başta da dediğimiz gibi kitap sadece bir peri masalı değil aynı zaman da dönemin şartlarını da yansıtan bir eser. Kitapta bahsedilen çiftlik Sovyet Rusya’dır. Koca Major Karl Marx’ ı, Snowball Troçki’yi, Napoleon da Stalin’i simgeler. Koyunları bireyler olarak, Köpekleri de askerler olarak tasvir etmiştir. Zannımca koyun Mollie de Rusya’ da ki sanatçıları simgeliyor. Hikâyenin geneline gelirsek bence bu hikâyede en can alıcı kısım, en sihirli sözcük, en ince çizgi ise ne zaman Napoleon’ a karşı bir fikir beyan edilse her seferin “Şu anki durumumuz Jones’ in bizi yönettiği durumdan daha iyidir.” sözüdür. Bu ise beyinleri elinden alınmış hayvanların acı dolu günlerinin hangisi olduğunu bir türlü kestirememesi ve her seferinde “acı özgürlüğümüz (sahte özgürlük) başkalarının yaldızlı semerinden daha değerlidir” sözünü söyletmiştir. Ne zaman ki toplantı da aykırı bir fikir beyan edilse koyunlar devreye girerek ve “iki ayaklılar kötüdür, dört ayaklılar iyidir.” Sloganını atar, o fikri bastırır, toplantıyı bitirirler. Yoldaşlık, kardeşlik naralarını atan domuzların sonradan nasıl da birer kapitaliste dönüştüklerini bütün hayvanlar seyreder. Yel değirmeni için yıllarca harcanan o kadar emeğin nasılda her seferinde bertaraf olduğunu görmek tam bir hayal kırıklığı olur. En acıklı sahne ise Boxer’ ın bitmek bilmeyen azminin daha güzel günler için olduğunu zannederek verdiği emektir. Artık güçten düşen Boxer’ ın emekli olacağını düşünerek son bir çaba ile çalışmaya devam eder ama olduğu yere yığılır. Uyandığında kendisinin artık çalışmamasını söyleyen Benjamin’ i dinler ve emekliye ayrılır. Ya da öyle zanneder. Napoleon kendisine bir ambulans yolladığını söyleyerek onu arabaya bindirir. Araba ilerlerken Benjamin’ in ardından koşarak “oradan hemen çık Boxer, orası ambulans değil kasap arabası” der fakat eski gücün de olmayan Boxer çaresizce araba da debelenirken bu sahne yürek parçalar niteliktedir. Belki de Boxer bu yazgıyı kendisi yazmıştır, eğer Napoleon’ un gerçek yüzünü görebilseydi belki de her seferinde “Napoleon daha iyi bilir” cümlesini söylemeseydi olaylar bu hale gelmeyebilirdi. Tabii ki de bir başka trajik sahne de her kış bir diğerinden daha sert ve soğuk geçmesi, hayvanların ise üşüdükleri halde domuzların, Jones’ in evinde sıcak odalar da yatmasıdır. Diyeceğim şu ki hiçbir insani sistem koca Major’ un gördüğü düş gibi masum değildir. Sovyet Rusya belki de bunun 100 katı şiddetinde bir canavarlık göstermiştir. Bu konuyla ilgili en iyi roman bence Emine Şenlikoğlu’ nun Çin İşkencesi kitabıdır. Orada da yine bir sosyalist fikir yine bir tek yönetim görülmektedir. Napoleon pardon Stalin’in resmi rakamlara göre 10 milyon gayrı resmi rakamlara göre ise 30-50 milyon civarında insan öldürdüğü söylenir. Kitap ile ilgili analizimi hayvanların, domuzları ve insanları aynı masa da seyrederken hangisinin insan hangisinin domuz olduğunu ayırt edememesini anlatan yüz ifadeleri ile bitirmek istiyorum.
KİTAPTAN ALINTILAR:
“İnsanlar emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizden çalıyor.”
“İnsan üretmeden tüketen tek varlıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.”
“Bütün insanlar düşmandır, bütün hayvanlar yoldaştır.”
“Hiçbir hayvan asla bir evde yaşamamalı, yatakta yatmamalı, içki ve sigara içmemeli, paraya el sürmemeli ticaretle uğraşmamalı. İnsanın bütün alışkanlıkları kötüdür. Ve en önemlisi, hiçbir hayvan kendi türünden birine zorbalık etmemeli. Güçlüsü güçsüzü, akıllısı akılsızı hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka hayvanı öldürmemeli. Bütün hayvanlar eşittir.
“Zaman zaman analarından emdikleri süt burunlarından geldi; aletler hayvanlara göre değil, insanlara göre yapılmıştı.”
“Sonunda “Ağıl savaşı” adında karar kılındı.”
“… domuzlara karşı seslerini yükseltmek üzereydiler ki, koyunlar birinden işaret almışçasına hep bir ağızdan melemeye başladılar: Dört ayak iyi, İki ayak daha iyi”
“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.”
“İçeride on ikisi bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, biz domuzların yüzlerine bir de insanların yüzlerine bakıyor; onları birbirinden ayırt edemiyordu.”
Oysa bugün okuduğumda, bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları; ama zamanla, kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurdukları “hayvan çiftliği” nin iki uçlu bir yergi mızrağı taşıdığını düşünüyorum. George Orwell’ in, 1930’lar ve1940’ların Sovyetler Birliği’ ne yönelttiği taşlamanın özünde, uygulamanın bağrında yatan düşkünlüklerin bulunduğu kanısındayım.
“Siz aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız; biz de bizim aşağı insan sınıflarımızla uğraşmak zorundayız.”
“İki taraf da kudretini, kendi yavrularına borçludur. Fakat yavrular, kendi kuvvetlerinden haberdar değillerdir.
“Kendi yazgısını elinde tutamayan, kendini yönetenleri sorgulamayı aklından bile geçirmeyen araba beygiri Boxer, kendi kuvvetlerinden haberdar olmayan yavruların en çarpıcı örneğidir. “Daha erken kalkacağım, daha çok çalışacağım…Napoleon her zaman haklıdır.”
Özgürlüklerini savunamayanların ödediği bedel ağırdır. Özgürlük, değerli olduğu ölçüde kırılgandır da…
SON