·480 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Aralık 2020 10:56 1969 yılında yazılan ve dilimize otuz yıl sonra çevrilen Fransız Teğmenin Kadını, Viktorya çağı aşk romanlarından. John Fowles’ın kurgusal özellikleri, dönemi yansıtan detaycılığının dışında zaman zaman günümüz roman tekniğinde görmediğimiz biçimiyle müdahalelerle anlatılmış müthiş bir aşk romanı... Her insan ilişkisinin, duygunun, davranışın ve davranış kalıplarının detaylı biçimde irdelendiği roman bu anlamda sadece bir aşk romanı değil aynı zamanda alt metin özellikleriyle baktığımızda çığır açan bir klasik olarak değerlendirilmeli.
Fowles’in zaman zaman hikâye içerisinde yazar olarak ortaya çıkıp açıklayıcı metin tekniklerini kullanması, bunu yaparken gizliliğe dayanmayıp açıkça vurgulaması çok rastladığımız bir romancı özelliği değil. Bazen o kadar ileri gidiyor ki karakterlerin kendi çizdiği çizginin dışına çıktığını belirtmeden edemiyor. Bu denediği yöntemle hem kurguyu kem yazar anlatıcı olarak kendini okura kabul ettirmeyi başarıyor. Didaktik ögeler devreye girdiğinde okurun kurgu metne olan bağlılığı riske girse de Fowles bunu ustalıkla değerlendirerek her açıdan okur bağlantısını sağlam tutmayı beceriyor. Kitabın bir bölümünde hızlı bir sonlandırmaya girişip hemen ardından aslından gerçekleşecek durumun farklı olduğunu belirterek hikâyeyi başka bir finale doğru sürmesi yazarın metinle olan gelgitli ilişkisini ortaya seren çarpıcı bir örnek. Okurdan önce yazar metne ve yarattığı karakterlere çok inanmış ve içinde yaşamış hissi veren bir bağlantıya sahip. Zamanda gidiş gelişleriyle bazen romanın yazıldığı çağla bazen daha geçmişle kıyaslamalar yapıyor. Bu kıyaslamalarda kullanılan simgeler de hikâyenin geçtiği 1867-1870 arası dönemin özelliklerini verir nitelikte. Genel dindar eğilime sahip bireylerin ağırlıkta olduğu, rahiplerin toplum üzerinde etkisinin gözlendiği ama özellikle aristokrasinin toplumsal rollerini açıkça yüze çarpacak özellikte karakterlerin seçilmesi kurguyu başarılı kılan bir faktör olarak öne çıkıyor. Aslı Biçen’in başarılı çevirisiyle raflarda olan romanın her bölümünde epigraflar kullanılmış. Bazı bölümlerde birden fazla çeviri şiir epigraf olarak yer alıyor.
Kurguya girmeden önce yazarın kurguda sıklıkla karmaşa ve çelişkiler yarattığını ve bunu bir zihin alıştırmasına çevirir biçimde çözdüğünü vurgulayalım. Her çelişki çözülmesi gereken ve özellikle insanın doğası ve kültürüyle uyumlu biçimde çözüme ulaştığı çelişkidir.
Yazarla ilgili bir diğer ilginç yan ise sonradan romanın büyük bölümünün geçtiği Lyme Regis’e yerleşmesi ve 1979’da Lyme Regis Müzesi küratörlüğüne atanmış olmasıdır.
Hikayesinin kadın karakteri başlangıçta Fransız Teğmenin Kadını olarak tanıtılmış olan Saraf Woddruff, kendini terk eden Fransız teğmeni bekleyen edilgen bir karakterken, Ernestina’yla nişanlı olan Charles’ı kendine aşık eden, bu aşkı zaman zaman kendi varlığında hisseden ama duygu gelgitleri yaşayan etkin bir karaktere dönüşüyor. Başlangıçta Sarah’yı gizem olarak değerlendiren Darwinci Charles ise kendini bir aşkın pençesinde kıvranmakta olan bu sürecin tüm çelişki ve çatışmalarını yaşayan birine dönmüş olarak buluyor.
Özellikle Sarah’nın kendini toplum kurallarının dışında tutmak için katlandığı acıyı ve bu yolla tüm kuralların dışında olan özgürlüğünü anlatışı karakterin hem dönem hem toplumsal rol özellikleriyle ne derece çeliştiğini gösteriyor. Charles dönem özelliklerini yansıtan diğer aristokratlardan yaşam tercihleri ve aykırı düşüncüleriyle ayrılırken Sarah Viktorya dönem kadınlarının cezbediciliğinden uzak sadeliği ve özgürleştirmeye çalıştığı benliğini toplum dışında tutma çabasıyla toplumdan ayrışır. Böylelikle toplumun hemen tüm ahlaki değerlerinden ayrı duran bu iki karakterin reddedilmiş hikâyesi, sadece aşkın değil varoluşsal çelişkilerin de hikâyesine dönüşüyor.