Gönderi

Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2021 20:01
Kitabın içeriğine geçmeden önce dışı hakkında kısaca konuşayım. Ben Dokuz Yayınları'nın baskısından aldım. Dış kapağı karton değil. Hangi madde olduğunu bilmiyorum ama oldukça güzel. Yine aynı zamanda kapak resmi de güzel. İç sayfalarının tasarımı da hoş. Fiyat olarak ise çok çok uygun. 6.25₺'ye aldım ben. Şimdi kitabın içeriğine geçelim. Öncellikle Hayatını oldukça güzel özetlemişler. Bilgilendirici olmuş. Hassan Sabbah ve Nizamülmülk ile aynı dönemde yaşadığını (ki bu kesin bilgi değilmiş), Batıni - Mutezile olduğunu (bu da kesin bilgi değilmiş) öğrendim. Astronommuş. Takvimciymiş aynı zamanda ve kendi doğum gününü de kendisi hesaplamış. Celali takvimini hazırlamış. Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" soyadını babasının çadırcı olmasından almış. Dünya'nın ilk rasathanesini kurmuş. Rubai konusundaki ünü sebebiyle pek çok anonim Rubai ona mal edilmiş. Fakat kendi Rubailerinin sayısı 158'miş bilindiği kadarıyla. Ayrıca kitabın önsözünde şairi şu şekilde tanımlıyorlar: "Büyük şaire göre gerçek olan, yaşanandır; dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur; insan, yaşadığı sürece gerçektir; en şaşmaz ölçü, iman değil, akıl ve sağduyudur; insan, aklıyla vardır; dolayısıyla da en iyi ölçü, en şaşmaz kılavuz akıldır ve gerçeğe ancak akıl yolu ile varılabilir." (Syf. 9) Ömer Hayyam'ın bazı Rubailerini daha önce de duymuştum ve hepsi çok hoşuma gitmişti. Bu yüzden kitabı almadan önce "Herhalde ben bu kitabı alırsam her yerin altını çizerim" diye düşünüyordum. Gerçekten de neredeyse tamamının altını çizdim çünkü bütün Rubaileri güzel. Ayrıca hayata ve ölüme bakışı da benim ölüme bakışımla örtüşüyor diyebilirim. Rubailerinde işlediği temalardan bazıları • Şarap. • Hayatın geçiciliği, kısalığı ve anlamsızlığı. • Basit bir hayata övgü. • Geçmişin pişmanlığı ve yarının endişesi yerine anı yaşamak. • Allah, din, kader, cennet ve cehennemi sorgulamak. • Hayata ve Ölüme bakışı. Bunlara birkaç örnek vermek isterim. 1-) Şaraba Övgü Dünyaları değişmem kızıl şaraba; Ay da ondan sönük; çoban yıldızı da. Şarap satanların aklına şaşarım: Ondan iyi ne var alınacak dünyada? (Syf. 50) Bir damla şarap Tus saraylarına bedel, Keykubad' ın Keykavus'un tahtından güzel Sabaha karşı aşıkların iniltisi İki yüzlü softanın ezanından güzel. (Syf. 76) 2-) Hayatın geçiciliği ve kısalığı Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? Ev mi dayanır, bu sel yatağına? Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar? (Syf. 24) Bilmem, ne sayar durursun bir, iki; Ha bir olmuş, ha yüz bin fark etmez ki Çal sazını, sonun bir avuç toprak, Şarap ver, bir esip gitmedir bizimki. (Syf. 55) 3-) Basit Bir Hayata Övgü Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin? Kimselerin kulu kölesi değil misin? Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya? Keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin. (Syf. 37) İki batman şarap, bir buğday ekmeği; Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili; Daha ne istenir bilmem şu dünyada: Padişah daha iyisini bulabilir mi? (Syf. 50) İnsan yiyeceksiz, giyeceksiz edemez: Bunlar için didinmene bir şey denmez. Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış: Bu güzelim ömrünü satmaya değmez. (Syf. 102) Şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen; Bırak bana bunları, al cenneti sen. Cehennemmiş, kuru laf bunlar: Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten? (Syf. 105) İnsanlık yaratılalı olgun kişiler Bulduklarıyla yetinip dert çekmediler Birbirine girdi gözü doymayanlarsa: Çok isteme kaderden başın derde girer. (Syf. 121) Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin, Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin; Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin. (Syf. 126) İki günde bir somun geçiyorsa eline Soğuk suyu da olursa bir kırık testide Niçin kendinden kötüsüne kul olur insan, Ne diye girer kendi gibisinin hizmetine? (Syf. 129) 4-) Geçmişin pişmanlığı ve yarının endişesi yerine anı yaşamak, yaşadığın andan keyif almak. Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert! Güzel canın da bir gün uçar elbet. Toprağında yeşillikler bitmeden, Uzan yeşilliğe, gününü gün et. (Syf. 27) Gülün yüzünde çiy tanesi nevruzun ne hoş; Yeşillikte canı aydınlatan yüzün ne hoş; Geçmiş gitmiş gün üstüne ne söylesen boş: Bırak dünü, hoş et gönlünü, bak bugün ne hoş. (Syf. 44) Dostum, gel yarına kanmayalım biz; Günümüzü gün edelim ikimiz. Yarın çekip gettik mi şu konaktan Yedi bin yıl önce gidenlerleyiz. (Syf. 51) Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti; Derede akan su, ovada esen yel gibi. İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok: Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki. (Syf. 52) Yaşamak elindeyken bugüne bugün, Ne diye bırakır, yarını düşünürsün? Geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar; Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün. (Syf. 59) İç, şarap iç, Mahmut olmak budur; Çalgı dinle, Davut olmak budur; Geçmişi, geleceği düşünme Gününü gün et, yaşamak budur. (Syf. 133) Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider Kazancın, yaşamasını bildiğin günler; Saki, bırak şu yarını düşünenleri Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver. (Syf. 134) Bu kubbe altındaki bin bir belayı gör; Dostlar gideli boşalan dünyayı gör; Tek soluk yitirme kendini bilmeden; Bırak yarını, dünü, yaşadığın anı gör. (Syf. 136) Gülün yüzünde çiy incisi nevruzun ne hoş! Yeşillikte gönül aydınlatan yüzün ne hoş! Dün geçti gitti, hoş değil ondan söz etmemiz: Hoş tut gönlün, anma dünü, bak bugün ne hoş. (Syf. 140) 5-) Allah, din, kader, cennet ve cehennemi sorgulamak. Var mı dünyada günah işlemeyen söyle: Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle; Bana kötü deyip kötülük edeceksen, Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle. (Syf. 18) Beni özene bezene yaratan kim? Sen! Ne yapacağımı da yazmışın önceden. Demek günah işleten de sensin bana: Öyleyse nedir o cennet cehennem? (Syf. 20) Cennette huriler varmış, kara gözlü; İçkinin de ordaymış en güzeli. Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz: Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili. (Syf. 32) Öldürmek de, yaşatmak da senin işin; Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin. Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat? Beni böyle yaratan sen değil misin? (Syf. 34) Tanrı, cennette şarap içeceksin, der; Aynı tanrı nasıl şarabı haram eder? Hamza bir Arab'ın devesini öldürmüş: Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber. (Syf. 38) Kim görmüş o cenneti, cehennemi? Kim gitmiş de getirmiş haberini? Kimselerin bilmediği bir dünya Özlenmeye, korkulmaya değer mi? (Syf. 64) Nerdesin? Sana baş kaldırmışım işte; Karanlık içindeyim, ışığın nerde? Cenneti ibadetle kazanacaksam Senin ne cömertliğin kalır bu işde? (Syf. 68) Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, Cennet-i âlâ meyhane midir? Her mümine iki huri diyorsun, Cennet-i âlâ kerhane midir? (Syf. 74) Hayyam, günahım var diye tasalanma, Bunun için dertlere düşmek boşuna. Günah olacak ki Tanrı bağışlasın: Rahmet neye yarar günah olmayınca. (Syf. 84) Güçlü olduğuna inandırdın beni; Bol bol da verdin bana vereceklerini. Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim: Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi? (Syf. 93) Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam: Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam: Neden Yüce Efendimizin buyruklarında Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram? (Syf. 95) Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur. (Syf. 101) Zahide hurilerle dolu cennet hoş gelir Onun bana üzümün suyu daha hoş gelir Onun cenneti veresiye benimki peşin Ne var ki uzaktan davulun sesi hoş gelir. (Syf. 142) 6-) Hayata ve Ölüme bakışı. Bir geldi mi ağır ölüm uykusu, Biter bu dünyanın dedikodusu. Ölenden bir haber bekler insanlar: Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu! (Syf. 22) Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa; Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa; Sonu yokluk madem bu dünyamızın Yok bil kendini, özgür ol da yaşa. (Syf. 41) Elimde olsa dünyayı küçümserdim; İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim; Daha doğrusu bu aşağılık yere Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm. (Syf. 47) Dert içinde sevinci bul da yaşa; Haksız düzende haklı ol da yaşa; Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın, Varından yoğundan kurtul da yaşa. (Syf. 53) Ha Belh' te ölmüşsün, ha Bağdat' ta hepsi bir; Kadeh doldu mu, acı da olsa içilir. Keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz; Sensiz daha çok ayların ondördü gelir. (Syf. 56) Feleği döndürebilir misin muradınca? Ne çıkar gök yedi kat değil sekiz katsa? Er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca. (Syf. 60) Can verinceyedek bu çorak yerde Dertten başka ne geçer ki eline? Ne mutlu çabuk gidene dünyadan; Hele bu dünyaya hiç gelmeyene! (Syf. 62) Bu dünya iki kapılı bir han, Girdi mi dertlere düşer insan. Tanınmadan yaşamak en iyisi: Elinde olsa da hiç doğmasan. (Syf. 64) Ne mutlu adı sanı bilinmeyene; İpeklere, kürklere bürünmeyene; Anka gibi iki dünyadan da geçip Bu viranede baykuşa dönmeyene. (Syf. 65) Ben bugün beden kafesinde mahpusum; Yol olma özlemiyle sarhoş olmuşum; Varlığın ayıbından kurtarırsa beni Yoksulluğun kulu, kölesi olurum. (Syf. 94) Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan; Ölümden de korkmam, er geç ölür insan. Ölmemek elimizde değil ki bizim: İyi yaşamamak beni korkutan. (Syf. 96) Hayyam, şarap iç, sarhoş olmak ne hoş, Sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş; Er geç sonu yokluk madem bu dünyanın, Yok say kendini, bak var olmak ne hoş! (Syf. 110) Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin; Er geç kuyusunu kazar herkesin. Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela Sonunda yok olacak değil misin? (Syf. 111) Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca, Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne? Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca. (Syf. 114) Daha nice sürsün yalan dolanı ömrün; Daha nice dert sunsun sakisi ömrün; Uzatma; kadehindeki son yudum gibi Bırak dökülsün yere kalanı ömrün. (Syf. 117) Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok. Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok. Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok. Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok. (Syf. 122) Diğer Birkaç Rubai'si Sevgili, bir başka güzelsin bugün; Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün. Güzeller bayram günleri süslenir: Seninse bayramları süsler yüzün. (Syf. 65) Biz aşka tapanlarız, müslüman değil; Cılız karıncalarız, Süleyman değil; Biz eskiler giyen benzi soluklarız: Pazarda sırma satan bezirgan değil. (Syf. 68) Saki yüzün Cemşid'in kadehinden güzel; Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel; Işık saçıyor ayağını bastığın toprak, Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel. (Syf. 85) Çekmeyiz aşağılık dünyanın gamını; Özleriz gül rengi şarabın canını; Şarap dünyanın kanı, dünya ise kanlımız: Niçin içmeyelim kanlımızın kanını? (Syf. 105)
Şiir
RubailerÖmer Hayyam · Dokuz Yayınları · 201927,8bin okunma
·
1.452 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.